Sonpeygamber.info
Röportajlar
 

'İslamî İlimler Birbirinden Ayrı Alanlar Değildir'

Halit Özkan, hazırladığı kapsamlı doktora tezi çalışmasında hicrî ilk iki asır boyunca farklı fıkhî anlayışların temsil edildiği büyük ilim merkezlerindeki fakihlerin amel telakkilerini mercek altına alarak modern İslam ilahiyatı literatürüne çok değerli katkılarda bulundu. Amel anlayışının sadece Medine'ye has olmadığı, farklı isimlerle anılsa bile, o dönemin diğer ilim merkezlerinde de kendilerine mahsus birer amel anlayışının oluştuğu ve bu anlayışların, hüküm istinbatı sürecinde fukaha tarafından dikkate alındığına yönelik önemli bir tezin ortaya konulduğu çalışma aynı zamanda Medine dışındaki Şam ve Kûfe gibi şehirlerde oluşan amel telakkilerinin literatürde yer edinmesi açısından da büyük önem taşımaktadır.

Bu önemli çalışmasının gelecekteki diğer başarılı araştırmalarının habercisi olacağını ümit ettiğimiz Halit Özkan bu noktaya nasıl eriştiğini ve düzenlediğimiz yarışma konusundaki fikirlerini samimi bir şekilde dile getirdi:

"Vaktiyle ÖSS'de Türkiye birincisi olan bir öğrencinin felsefe bölümünü tercih etmesi, ülke çapında yankı uyandırmıştı. Şahsen, günün birinde benzer bir durumu ilahiyat fakültesi adına görmeyi çok isterim. Niçin olmasın? ÖSS Türkiye birincisi niçin ilahiyat fakültesini tercih etmesin?"
  1. İlahiyat alanını isteyerek mi tercih ettiniz? Neden Hadis alanını seçtiniz?

- Evet, İlahiyat benim için bilerek ve isteyerek yapılmış bir tercihtir. 1994 yılında İmam-Hatip lisesini bitirdiğimizde, dönemin şartları gereği İlahiyat dışında tercihler yapma imkanımız vardı (bilindiği gibi Türkiye'de son dönemlerde artık bu mümkün değil ne yazık ki, ama bu bir bahs-i diğer), buna rağmen ben tek tercih olarak İlahiyat fakültesini belirleyip üniversite imtihanına girdim. Çünkü çok daha önceden, daha ortaokul ve lise yıllarında özellikle İslamî ilimlerin Türkiye'de yeteri kadar ilgi görmediği gibi bir düşünceye sahiptim ve hasbelkader bu alanda çalışarak bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyordum. Hâlâ da aynı şekilde düşünüyorum, yani İslamî ilimler sahasının hâlâ çok daha fazla ilgiyi hak edecek derecede önemli olduğundan şüphem yok. Mensubu olduğumuz medeniyetin hakkıyla anlaşılmasında anahtar rollerden birisi İslamî ilimlere aittir. Tekrar ilahiyat tercihi konusuna dönecek olursak; belki hatırlayacaksınız, vaktiyle ÖSS'de Türkiye birincisi olan bir öğrencinin felsefe bölümünü tercih etmesi, ülke çapında yankı uyandırmıştı. Şahsen, günün birinde benzer bir durumu İlahiyat fakültesi adına görmeyi çok isterim. Niçin olmasın? ÖSS Türkiye birincisi niçin İlahiyat fakültesini tercih etmesin?

- Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, İslamî ilimleri birbirinden çok ayrı alanlar olarak görmek bazen yanıltıcı olur. Fıkıhla hadisi, hadisle tefsiri, hatta belki kelamı birbirinden çok ayrı faaliyet sahaları olarak görmekten çok, birbirlerini besleyen, hep birlikte bir bütünü oluşturan parçalar olarak görmek kanaatimce daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Binaenaleyh, bunlardan herhangi birini tercih etmenin diğerini tercih etmekten esasta farkı yoktur. Benim için de durum bundan ibarettir. Fakat özellikle hadisi tercih etmem de aslında lise yıllarında hadise ilgi duymamla alakalı bir durum. Gerçi o zamanlar hadis ve sünnetin İslam medeniyeti açısından ne kadar hayati öneme sahip olduğunu bugünkü şekliyle tasavvur ettiğimi söyleyemem. Bugün hadis ve sünneti layıkı veçhiyle anlamaksızın İslamî ilimlerin herhangi bir alanında yeni bir şey ortaya koymanın mümkün olduğu kanaatinde değilim. O zamanki ilgim, biraz Hz. Peygamber sevgisi, biraz da okuduğum dersler içinde bana en cazip gelenin hadis olmasıyla alakalıydı.

"Meridyen Destek Derneği ilmî faaliyetlere bir şekilde kulak verdiği, ilim adamlarının söylediklerini dikkate aldığı gibi, bir yandan bu çalışmaları ödüllendirmek suretiyle onlara duyduğu sevgiyi bu ödüllerle de izhar etmiş oluyor."
  1. Hadis-Sîret araştırmaları ödülleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Bildiğiniz gibi Hz. Peygamberin bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdukları rivayet edilir: "Ya öğrenen ol, ya öğreten. Yahut ya onları dinleyenlerden ol ya da bunlara sevgi besleyenlerden. Sakın beşincisi/başkası olma!" Meridyen Destek Derneği'nin hadis ve sîret araştırmaları ödülleri bence buradaki üçüncü ve özellikle dördüncü halkayı oluşturuyor. Yani MDD ilmî faaliyetlere bir şekilde kulak verdiği, ilim adamlarının söylediklerini dikkate aldığı gibi, bir yandan bu çalışmaları ödüllendirmek suretiyle onlara duyduğu sevgiyi de izhar etmiş oluyor. Beşinci grubun çok daha kalabalık olduğu, yığınla insanın önceki dört grubun varlığından bile haberdar olmadığı günümüzde MDD'nin girişimi bu açıdan takdire şâyândır. Dolayısıyla bu girişimin, bir şevkle ve hızla girişip kısa zamanda tükettiğimiz çoğu işimiz gibi yarım kalmasından çok, "az da olsa işin sürekli yapılanı hayırlıdır" prensibi gereği, devamlılık arz etmesinde yarar görüyorum.

- Diğer yandan, geleneksel hadis eğitiminin öğrenciye kazandırdığı tevazu ve âdâbla uyuşmayan bir durum da var sanki burada. Yani klasik hadis ilminde tartışılan bir mesele olarak "hadis öğretimi (bugünkü anlamıyla "araştırması") karşılığında ücret alınır mı?" sorusuyla tekrar karşı karşıyayız. Bu soruna "bugün için ilmi faaliyetlerin teşvik edilmesi, tevazu gösterip geri durulmasından daha önemlidir" diyerek geçici bir çözüm bulabiliriz belki, ama bunu kabul etmeyenler de çıkabilir ve bu sonuna kadar anlaşılır bir tutumdur. Hatta doğrusunu Allah bilir amma, belki de yerinde olan tutum budur. (Hem ödül alıp hem böyle düşünmenin çelişki gibi görüneceğini bile bile bunları ifade ediyorum. Amacım bu konunun da dikkate alınmasını sağlamak.)

- Ödül alıp/vermekle ilgili bir başka risk daha söz konusu: İyi çalışıp ortaya güzel bir eser çıkarmak, ardından bu sebeple taltif edilmek ile ödül almak maksadıyla çalışmak arasında ince değil, kalın bir çizgi var. İlmi faaliyetlerin birincisinden ikincisine kayması, başka bir ifadeyle, hasbîlik, ihlas ve samimiyetin kaybolması bu bağlamda her zaman büyük bir risk olarak karşımızda duruyor. Ödül sisteminin, ilmî faaliyetlerin kalitesini arttıracağı bir gerçek olsa da, bu riski gözden ırak tutmamak gerektiği kanaatindeyim.

  1. İlmî faaliyetler konusunda bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?

- İslamî ilimler sahasında ülkemiz açısından kat edilmesi gereken daha çok mesafe var, dolayısıyla ne yapılsa boşa gitmeyecektir. Özellikle hadis alanında yapılması gerekenlere gelince, öncelikle elimizdeki sünnet malzemesini mümkün olduğunca geniş kapsamlı ve kuşatıcı biçimde anlamaya çalışmak gerekmektedir. Diğer yandan, özelde hadis ve sünnetin, genelde bütün İslamî ilimlerin tarihini ilgilendiren bir mesele olarak, bugün sadece adlarını bildiğimiz bazı tarihi metinlerin mümkün olduğunca kısa sürede ve sağlıklı biçimde ortaya çıkartılması için çalışmak gerekiyor. Bize sunulacak her yeni metin, tarihi anlamamız açısından yeni bir pencere açacaktır. Bir başka mesele ise, elimizde mevcut sünnet malzemesinin, gerek popüler anlamda günümüz insanına, gerek akademisyenlere hitap edecek şekilde, çeşitli formlar altında sunulması için çaba sarf etmektir.

Image
Halit Özkan Kimdir?
26 Mayıs 1974'te Berlin'de doğdu. İlköğrenimini Denizli'de tamamladı. İstanbul İmam Hatip Lisesi'nden 1994, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 1998 yılında mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Hadis Bilimi Dalı'nda "Takrîrî Sünnet ve Sahîh-i Buhârî'deki Takrîrler" başlıklı Yüksek Lisans tezini 2000 yılında tamamladı. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Hadis Bilimi Dalı'nda "Hicri İlk İki Asırda Farklı Şehirlerde Amel Telakkisi Oluşumunda Sünnet ve Hadisin Yeri" başlıklı doktorasını 2006'da tamamladı.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.