Dosyalar
Tasvir
 

Charlie Hebdo Saldırısı ve Yeniden Tasvir Yasağı Tartışması

Ortaçağ Batı edebiyatının önde gelen isimlerinden Dante; İlahi Komedya’sının Cehennem bölümünün 28. sonatında; Hz. Muhammed (sav)’i tasarladığı bu mekânın en düşük kısmına yerleştirir. Dante; şehadet düşkünleri, oburlar, itaatsizler, öfkeliler, intihar edenler, mürtedlerden sonra en altta sekizinci bölümde bir sahtekâr olarak Hz. Muhammed (sav)’e yer verir.

Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırının ardından İslam sanatında figüratif tasvir ya da Hz. Muhammed (sav)’in figuratif temsilinin fıkhen yasak olup olmaması bağlamındaki tartışmalar tekrar güncellik kazandı. 2000 yılından sonra alevlenen İslam’da tasvir kavramı ile ilgili tartışmalar özellikle 2005 tarihinde Danimarka’daki Jyllands-Posten gazetesinde Hz. Muhammed (sav)’i farklı yüzler ve tahkirlerle gösteren 12 adet karikatürler ile yeniden gündeme gelmişti. Çizilen karikatürlerdeki imajların temel malzemesi yine cihad, terörizm, cinsellik vb. unsurlardı. Kriz, coğrafi mesafe gözetmeksizin İslam dünyasının her alanında yaygınlaşmış, protesto gösterileri, kınama beyanatları ve boykotlar birbirini takip etmişti.

2001 yılında Afganistan’ın orta kesimindeki Budistlerin merkezi Bamiyan’da Taliban rejimi tarafından yıkılan 2 dev Buda heykelinin ardından aynı tartışmalar “tasvir ve İslam” konusu etrafında odaklanmıştı. 2006 yılında politik, sosyal ve güncel olayları eleştirel bir şekilde ele alan Amerikan yapımı South Park animasyon dizisinde (14. sezonunun 5. bölümünde) Hz. Muhammed (sav)’in yüzünün gösterilmemesiyle alakalı olarak İslam dünyasının hassasiyeti dikkate alınmayıp; Hz. Peygamber, kendisine oyuncak ayı kostumü giydirilmiş şekilde yansıtılmıştı. 2010 yılında ‘Everybody Draw Mohammed Day’ (Herkes Muhammed’i Çiziyor Günü) başlığıyla Hz. Muhammed (sav)’i tasvir ederek çizenleri "tehdit edenlere" karşı bir protesto başlatılmıştı. Protesto Amerikan televizyon şovu South Park’in 201. bölümünün dağıtımcısı Comedy Central tarafından sansürlenmesine karşı başlamış, ifade özgürlüğünü sınırlamaya karşı bir protesto olarak duyurulup, herkesin Hz. Muhammed (sav)’in tasvirlerini içeren çizimler oluşturulması önerilmişti. 1999 Aralık ayında Alman haber gazetesi Der Spiegel Hz. Muhammed (sav), Hz. İsa, Konfüçyus ve Immanuel Kant’ın “moral apostles” olarak resimlerini basmıştı.

21. yüzyılda yazılı ve görsel medyada boy gösteren Hz. Muhammed (sav) tasvirlerinin benzer örneklerini ortaçağ resimlerinde de görmek mümkündür. Ortaçağ Batı edebiyatının önde gelen isimlerinden Dante; İlahi Komedya’sının Cehennem bölümünün 28. sonatında; Hz. Muhammed (sav)’i tasarladığı bu mekânın en düşük kısmına yerleştirir. Dante; şehadet düşkünleri, oburlar, itaatsizler, öfkeliler, intihar edenler, mürtedlerden sonra en altta sekizinci bölümde bir sahtekâr olarak Hz. Muhammed (sav)’e yer verir. İlahi Komedya’nın “Inferno” bölümünün 28. sonatı daha sonra Batı resminde çeşitli ressamlar tarafından defalarca çizilmiştir. 14. yüzyılda Giovanni da Modena tarafından yapılan bir freskte [Maometto nell’inferno/Muhammed Cehennemde]; Hz. Muhammed (sav) resmin ortasına yerleştirilerek siyah tüylü, boynuzlu, devasa bir şeytan olarak resmedilmiştir. Benzer temalar Salvador Dali, Auguste Rodin, William Blake ve Gustave Dore tarafından da resimlenmiştir. 

 

İSLAM GÖRSEL KÜLTÜRÜNDE HZ. MUHAMMED (SAV) TASVİRİ

Hz. Peygamber’in fiziksel özelliklerini, her Müslümanın kendi zihninde görselleştirme imkânı veren yahut bir zihin imajı olarak hatırlatan; şemâil, delâilün-nübüvve; hasâisün-nebî; hilye gibi metne dayalı tanımlamalar, O'nun ahlaki ve fiziksel özelliklerini hatırlama ve hatırlatma şeklinde ikili bir fonksiyona sahiptir. Peygamber’in bedenine ve yüzüne ilişkin tasvirler, temsiller ve onu hatırlatmak üzere girişilen kimi temsilî teşebbüsler, görsel sanatlarda da kendine ait bir forma sahiptir. İslam resim geleneğinde Hz. Muhammed (sav) tasvirleri yüzyıllar içerisinde birbirinden farklı üsluplarda gelişip değişerek; naturalist-gerekçi temsilden soyutlama tekniklerinin kullanıldığı bir tasvir formuna evrilmiştir. Hz. Muhammed (sav)’in mevcut en erken tarihli resimlerinde, O'nun suret özellikleri ya da şemâili ne bir örtü altında gizlenmiş ne de alevlerle kuşatılmış olarak değil tamamen görünür, cismani bir figür olarak tasvir edilmektedir. Bu tür gerçekçi tasvirler Anadolu Selçuklu (1077-1307) ve İlhanlı hâkimiyeti döneminde, Safevi devletinin kuruluşuna kadar oluşturulmuştur. Hz. Muhammed (sav)’in 13. ve 15. yüzyıllar içinde bütün beden ve yüzü gösteren gerçekçi imajları, 16. ve 19. yüzyıllarda daha soyut tasvirlere dönüşmüştür. Hz. Peygamber’in tasvirleri özellikle İlhanlı (1256-1353), Timurlu (1370-1506) ve Safevi (1501-1722) dönemlerinde İran coğrafyasında gelişmiştir. Bu tasvirler sıklıkla İran’a ait resimli tarihsel ve biyografik metinler ile resimli miraçnâmelerde, 14. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar vücuda getirilmiştir. 14-17. yüzyıllarda ve sonrasında Türk-Osmanlı sanatındaki el yazmalarında, özellikle 814 minyatürün yer aldığı Siyer-i Nebi biyografisinde, belki de Hz. Muhammed (sav)’in hayatının en yoğun tasvirleri yapılmıştır. Sonraki yüzyıllarda daha eski formlar kullanılıyor olsa da Hz. Muhammed (sav)’in tasvirlerinde, hat sanatına ilişkin tasvirlerin özel bir türünü içeren formlar kullanılmış, bunun yanı sıra Hz. Muhammed (sav)’in gül ile sembolize edilmesi en yaygın görsel temsil biçimlerinden biri haline gelmiştir.

Hz. Peygamber’in  vefatının ardından  geçen uzun zamana rağmen, O'nun  anısını yaşatmak  ve kendisini zihinde canlandırmak isteyen Müslüman bireylerin müracaat ettiği yazılı, şifahi, görsel materyaller; Hz. Peygamber’i tefekkür etmenin birer aracısı olarak algılanmıştır.

İslam resim geleneği, sanatçıların Hz. Muhammed (sav)’in figüratif temsil ya da tasvirini; insan şeklinin suret özellikleri, beden uzuvları ve diğer fiziksel karakteristikler gibi detaylarla gözle görülür bir biçimde betimleme girişiminin pekçok örneğini içermektedir. Hz. Muhammed (sav)’in uygun sanatsal araçlar ile mimetik/taklitçi, natüralist ve gerçekçi formlar içinde yapılan tasvirleri; aslında özünde gerçek bir kişiye tekabül etmemektedirler ve daha ziyade bir “zihin imajı” olan hususun görsel olarak uygun bir araçla tasvir edilmesi sonucu ortaya çıkan eserler niteliğindedir. Nakkaşın/Ressamın tasvir ettiği özne; Hz. Peygamber, sanatçı ile aynı zaman diliminde olmasa da, halihazırda yaşamıyor olsa da daha çok hatırada yaşamaktadır. Nakkaşlar-ressamlar Hz. Peygamber’in istisnai statüsünü görsel olarak anlatmak üzere çeşitli teknikler ve motifleri kullanmışlardır. Hz. Muhammed (sav) tasvirleri, hem kültürel olarak sınırlanmış anımsatıcı fikirlerden, hem de sanatçının kendi görsel çağrışım tarzından kaynaklanan, yinelenmelere bağlı olarak inşa edilmiştir. Bu tarz tasvirler bir tür zihin imajının yansıması olsa da betimlenen bir özne olarak, Hz. Peygamber’in fiziksel gerçekliğini doğal bir tasvir etme arzusu içermektedir. Hz. Peygamber tasvirleri; Şii, Sünni, Sufi gibi farklı çevrelerde yeni anlamlar verilerek, özel bir resimli geleneği ortaya çıkartmıştır.

Hz. Muhammed (sav) portresi yahut figüratif temsili, farklı dönem ve coğrafyalarda farklı tasvir eğilimleri ortaya çıkartmış ve bu tasvir formları kimi zaman birbiriyle örtüşerek, herhangi bir zaman ya da mekâna indirgenmeye ihtiyaç duyulmayan tek bir gelenek ortaya çıkartmıştır. Hz. Peygamber’in gerçekçi tasvirlerinin form ve biçemi zaman içinde aşılarak, mecazi ve metaforik kimi araçlar kullanılmak suretiyle birbirinden farklı tasvir ürünleri ortaya çıkmıştır. Şemâil vb. kaynaklar üzerinden Hz. Peygamber’in çok yönlü hayal edilebileceğine ilişkin çeşitlilik; yazarlar ve ressamlar tarafından Hz. Muhammed (sav)’i tasvir etmek için karmaşık ve farklı yaklaşımlar ortaya koymaya imkân vermiştir. Başlangıçtaki gerçekçi-mimetik üslup zamanla değişerek Hz. Peygamber’in bedenini soyutlayan resim teknikleri ya da daha metaforik bir formda tasvir eden alegorik teknikler ortaya çıkmıştır.

İslam görsel kültüründe ortaya konan Hz. Peygamber tasvirlerinin fonksiyonu ve anlamları incelendiğinde; şemâil, delâilün-nübüvve, hasâisün-nebî ve hilye türündeki çalışmaların işlevine benzer bir işlev icra ettikleri söylenebilir. Hz. Peygamber’in  vefatının ardından  geçen uzun zamana rağmen, O'nun  anısını yaşatmak  ve kendisini zihinde canlandırmak isteyen Müslüman bireylerin müracaat ettiği yazılı, şifahi, görsel materyaller, Hz. Peygamber’i tefekkür etmenin birer aracı olarak algılanmıştır.

 

"İslamda tasvir aslında yasak”, “İslamda imge yok” gibi cevaplar kurgulanarak İslam coğrafyasında üretilen imgeleri farklı bağlamlarda okuma imkânını yok sayan indirgemeci genellemeler ön plana çıkarılmıştır. 19. yüzyıl başından beri oryantalist söylemin bizi içine çektiği bu tarz dar ve dışlayıcı tavır, İslam medeniyetinin ortaya koyduğu görsel mirası yok saymak anlamına gelmektedir.

 

İSLAMDA TASVİR VE ORYANTALİST YAKLAŞIMLAR

İslam’ın sanat konusundaki tutumu -özellikle figüratif temsil/tasvir konusu- ile Hz. Muhammed (sav) temsili/tasviri hem oryantalist sanat tarihçileri tarafından hem de Müslüman dünyada pek çok bakımdan tartışılmıştır. İslam sanatının tasvir/imge ile ilişkisi ya da Hz. Muhammed (sav) tasviri İslam coğrafyasında “tasvirin Kur’ân ve hadisler aracılığı ile yasaklanıp yasaklanmadığı” bağlamında fıkhi olarak tartışılırken; Batılı sanat tarihçileri, sanat tarihinin kendi metodolojisi çerçevesinde konuyu ele almışlardır. Batılı kimi araştırmacılar figuratif temsil konusunda, Müslümanların tutumunu nitelerken ‘ikona karşı olma’ yahut ‘anikonizm’ terimini kullanmışlardır. Anikonizm tarihi olarak, kutsalın tasvirinin negatif etkilerinin üzerinde yoğunlaşarak ilk planda figuratif temsilin, imajların üretilmemesini tavsiye etmektedir. “İkonoklazm” terimi İslam sanatı konusunda araştırma yapan oryantalistlerin merkeze aldığı diğer bir kavramdır. İslam’ın yükselişi ile Bizans’ta tasvir yasağının başlaması arasındaki zamansal örtüşme nedeniyle, ikonoklazm başlığı altında İslam’ın imgeler ile ilişkisi siyasal bağlamda tartışılmıştır.

İslam ve figüratif tasvir konusunda birbirinden farklı pek çok yaklaşım vardır:  Müslüman gelenekçi bakış olarak adlandıracağımız tavır; bütün imajlara karşı sert bir yasağı savunanlar yahut figuratif olmayan İslam sanatını savunan ve seküler figuratif temsile toleranslı davrananların bakış açısıdır. Müslüman rasyonalist tavır ise İslam’daki tasvir yasağı düşüncesinin “bağlam”la ilişkili olarak ele alınmasının gerekliliğini vurgulamıştır. Diğer yaklaşımlar ise milliyetçi bakış açısı, filozoflar ve çağdaş teorisyenlerin bakış açısı (Baudrillard, Zizek, Hegel) ile interdisipliner yaklaşımlardır.

19. yüzyılda İslam görsel kültürünü inceleyen oryantalist araştırmacılar, İslam sanatı-medeniyetinde tasvirin ve imgenin olmadığı düşüncesini temellendirerek, Müslüman toplumların  tasvire karşı  tutumlarını tarihüstü, tarihdışı ve sorunlu bir bağlamda ele almışlardır. İslam’daki tasvir problemi ile ilgili eserler veren ilk Batılı araştırmacılar arasında; Sir Thomas Arnold, Creswell, Ettinghausen, Hillenbrand ve Ernst Grube zikredilebilir.

İlk yazılan oryantalist metinlere göre (Arnold) İslam öncesi Arap kültürünün görsel açıdan gelişmemişliği (yahut çölün bedevi hayatının gerek heykeltraşlık ve gerekse ressamlık faaliyetlerine uygun olmaması sebebi ile); Arap İslamlığını hem başkalarının kolayca anlayabileceği görsel formlar üretme olanağından hem de var olan formları evirip çevirebilmek için gerekli teknik inceliklerden yoksun bırakmıştı. Müslüman toplumlar içinde tasvirin putperestliğe ilişkin kullanımı, yazı ile cansız nesneler dışındaki anlaşılabilir hiçbir görsel sistem kurmaya imkan vermemiştir.

İslam’ı imge karşıtlığına yöneltenin ne olduğuna ilişkin diğer bir iddia, VII. yüzyıl sonu Hristiyan dünyasının ideolojik ve siyasal koşullarını öne sürmüştür. Erken İslam kendini Bizans imparatorluğu ile olan karmaşık ilişkiler bağlamında tanımlamaya çalışmış fakat o günün dünyasındaki imgelerin özgül konumu nedeni ile Müslümanlar tasvirler geliştirememiştir. Müslümanları bu tutuma iten ideolojik ya da mistik özellikler değil düpedüz tarihi koşullardır. Bu yüzden Müslümanların sanat karşısındaki tutumu ancak canlı varlıkların tasvirine ilişkin sınırlı alan içinde tanımlanabilmektedir. Sanatın diğer alanları konusunda tanımlanabilir bir tutumları yoktur. Bu konudaki tutumları ancak fethettikleri dünyada varolan tutumları devralıp sürdürmekten öte gitmemiştir.

Creswell gibi araştırmacılar Kur’ân'da ve hadislerde herhangi bir yasağın olmamasına ve İslam’ın erken dönemlerinde yapılmış figüratif temsillere karşın; canlı varlıkların tasvirinin yapılmasına olan düşmanlık ya da muhalefeti ikonoklazm hareketine bağlamaktadır. İkonoklazm hareketini de Yahudi tesirine bağlamakta ve delil olarak Yezid’e ithaf edilen asılsız bir ferman gösterilmektedir. Buna göre İslam’ın ilk devirlerinde figüratif tasvirin yasak olmadığını, resim yasağının İslam dinine giren Yahudiler vasıtası ile ortaya çıktığını iddia ederek en önemli etkenin semitik etkiler ve Yahudi mühtediler olduğunu dile getirmektedir.

İlk oryantalist metinler bir yandan tasvir yasağının İslam’da sonradan ortaya çıkmış olduğunu söylerken diğer taraftan da İslam’ın ilk çağlarında tasvire duyulan bu ilgisizliğin tarihsel olarak neden tasvire muhalefete dönüştüğünü de araştırmaktadırlar. Tasvire karşı tavır alma doktrinini açıklamak için Müslümanlara özgü bir düşünceden yola çıkmak konuyu aydınlatmayıp, kabul edilebilir bir açıklama da getirmeyeceğinden kimi araştırmacılar, Arap dünyasındaki Sami kökenli imge aleyhtarlığını ön plana çıkartmışlardır. Diğer taraftan İslam’ın imgeler karşısındaki isteksizliğinin, bazı belli tarihsel koşullardan kaynaklanmakta olduğu ifade edilirken -hassaten ikonoklazm ile açıklanırken- bu koşullar ortadan kalktıktan sonra Hristiyan dünyasındaki tasvir yasağı bunalımı sırasında ve İslam medeniyetinin tam anlamıyla kurulduktan sonra da neden varlığını sürdürdü sorusunu cevaplamak için konunun başka bir perspektiften ele alınması gerektiği ifade edilmektedir. İslam’ın imgeler karşısındaki tutumu yalnızca yukarıda ifade edilen tarihsel koşullar ile açıklanamaz. İslam sanatının imge yahut tasvirle ilişkisinin felsefî ve antropolojik bakımdan da araştırılması gerekmektedir. İslamî tutum, imgeleri “primitif halklarda” olduğu gibi potansiyel büyülü bir güç yahut bir aldatmaca yahut bir şer olarak yorumlamış, bunu da bir tür bir ikonofobi yahut tasvir korkusu ile de özdeşleştirmiştir.

Hz. Muhammed (sav)’i tahkir eden batılı tasvirlerin, konunun sosyolojik, siyasi, ideolojik, antropolojik boyutu bir tarafa bırakılarak, söz konusu tasvirlerin sadece helal-haramlığı bağlamında, indirgemeci bir bağlamda ele alınarak tartışılması Avrupa-merkezci, oryantalist söylemin tuzağına bir kez daha düşmemiz anlamına gelmektedir.

İslam sanatında özellikle figüratif tasvir konusunda yukarıda ifade edilen, oryantalistlerin temel yaklaşımı, onların klasik sanat hakkındaki yanlış fikirleri ile ilişkilidir. Pek çok Batılı sanat tarihçisi "muhteşem klasik geçmişlerinin varisleri olarak", bir batılı olarak araştırmaktadır. Buna göre doğu, daha az uygar olarak varlıklarını sürdürenlerdir, hatta barbarlar olarak temsil edilmektedir. Batılıların zihninde zengin klasik geleneği canlandıran “klasik”in anlamı “tasvirî”dir. Klasik sanat figüratif sanatı işaret eder, mümkün olduğu kadar naturalist olup insan figürü etrafından merkezileşmiştir. Bu yaklaşım, birçok araştırmacıyı, İslam sanatının esas tabiatının, ornament/süsleme olduğu kanaatine ulaştırmıştır. Diğer taraftan figüratif tasvirler putperestlik tehlikesi ile ilişkilendirilerek mesele genellikle hukuki/fıkhi bir perspektiften incelenmiştir. İslam dünyasında figüratif temsil konusuyla sosyologlar, antropologlar, sanat tarihçileri veya kuramcıları değil de sadece fıkıhçılar ilgilenmiştir. 19. yüzyıldan bu yana İslam dünyasında değişen, gelişen ve çoğalan görsel malzeme ve imgelere ve bu imgelerin fonksiyonuna sadece haram/helal çerçevesinde bakılmıştır. “İslam'da tasvir aslında yasak”, “İslam'da imge yok” gibi cevaplar kurgulanarak İslam coğrafyasında üretilen imgeleri farklı bağlamlarda okuma imkânını yok sayan indirgemeci genellemeler ön plana çıkarılmıştır. 19. yüzyıl başından beri oryantalist söylemin bizi içine çektiği bu tarz dar ve dışlayıcı tavır, İslam medeniyetinin ortaya koyduğu görsel mirası yok saymak anlamına gelmektedir.

Hz. Muhammed (sav)’i tahkir eden batılı tasvirlerin, konunun sosyolojik, siyasi, ideolojik, antropolojik boyutu bir tarafa bırakılarak, söz konusu tasvirlerin sadece helal-haramlığı bağlamında, indirgemeci bir bağlamda ele alınarak tartışılması Avrupa-merkezci, oryantalist söylemin tuzağına bir kez daha düşmemiz anlamına gelmektedir. Bu tartışmaların siyasi ve ideolojik yönü yeniden okunmalı, Batı dünyasında küresel terör imaları ve İslamafobya çerçevesinde oluşturulan, korku psikolojine dayalı olarak üretilen, İslam ve Hz. Muhammed (sav) imajını tekrar sorgulamak gerekmektedir.

İslam dünyasında üretilen Hz. Peygamber tasvirleri; şemâil, delâilün-nübüvve, hasâisün-nebî ve hilye gibi metne dayalı tanımlamalar, Hz. Peygamber’in ahlaki ve fiziksel özelliklerini hatırlama ve hatırlatma şeklinde ikili bir işleve sahip olmuştur. Konuya doğru perspektiften, doğru sorular ile yaklaşmak İslam görsel araştırmaları üzerine çalışmalar yapan, modern araştırmacıların en büyük sorumluluğudur.

 


 

Müracaat Edilebilecek Diğer Kaynaklar:

 

-Ayşe Taşkent, İslam Sanatı Ve Oryantalist Yaklaşımlar’ Üzerine Bir İnceleme I: Sir Thomas Arnold, K. A. C. Creswell, Oleg Grabar Metinleri Bağlamında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Dergisi, Sayı: 24 (Oryantalizm Özel Sayısı), 2012

-Nicole N. Kançal-Ferrari; Hristiyan ve İslam Dünyasındaki Peygamber Tasvirleri Hakkinda Değerlendirme

-Nicole N. Kançal-Ferrari; İslam'daki Tasvir Problem ile İlgili Son Dönem Literatürüne Bir Bakış

-Ayşe Taşkent; İslam Görsel Kültüründe Hz. Muhammed (sav) Tasvirleri 

-Ayşe Taşkent; Batı Görsel Kültüründe Hz. Muhammed (sav) Tasvirleri

-Şenol Korkut; Batı Düşüncesinde İslam ve Hz. Muhammed (sav) İmajı (Genel Bir Okuma)

-Chistiane Gruber, Kelam ile Nur Arasında Hz. Muhammed (sav)Tasvirleri

Bu yazı sonpeygamber.info için kaleme alınmıştır.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.