Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Fetih Hadisi

Bişr el-Ğanevî radıyallahu anh'den nakledildiğine göre o, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir:

"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan; o ordu ne güzel ordudur."[1]

İstanbul'un fethini hemen hemen sekiz buçuk asır öncesinden, herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak kesinlikte bir üslûp ile haber veren hadisimiz, Kütüb-i Sitte döneminde hatta öncesinde tasnif edilmiş kaynaklarda yer almaktadır.  

Uzunca bir süreden beri, her Mayıs ayı geldiğinde, hem kamuoyunda hem de öğrencilerimizin arasında FETİH HADİSİ'ne yönelik bir ilgi yoğunluğu oluşmakta, hadisin sahîh olup olmadığı sorulmaktadır. Türkçemizde de bir makaleden[2] başka hadis ile ilgili herhangi bir müstakil değerlendirme bulunmamaktadır. Burada, -İstanbul'un fethiyle ilgili bütün hadislerin topluca tetkikini bir başka akademik çalışmaya bırakarak- “feth-i mübîni zâmin o tebşîr”i incelemeye çalışacağız.

Kaynakları

İstanbul'un fethini hemen hemen sekiz buçuk asır öncesinden, herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak kesinlikte bir üslûp ile haber veren hadisimiz, Kütüb-i Sitte döneminde hatta öncesinde tasnif edilmiş kaynaklarda yer almaktadır.  Ahmed b. Hanbel'in (v. 241/855) Müsned'i ve bizzat Buhârî'nin (v. 256/870) et-Târihu'1-kebîr ve et-Târihu's-sağîr'i, İbn Ebî Hayseme'nin (v. 279/892) Kitâbu't-târih'i, Bezzâr'ın (v. 292/905) Müsned'i hadisimizin tasnif dönemine ait kaynakları olmaktadır. Daha sonraki dönemde Taberânî'nin el-Mu'cemu'l-kebîr'i, İbn Kaani'nin (v. 351/962) Mu'cemu's-sahâbe'si, Hâkim'in (v. 405/1014) Müstedrek'i hadisimiz için önemli kaynaklardır. Hatîb Bağdâdî'nin (v. 463/1071) et-Telhîs'inden (I, 283) Suyûtî'nin(v. 911/1505) el-Câmiu's-sağîr'ine kadar muahhar dönem eserleri de hadisimize yer vermektedir.

Öte yandan, el-İstiâb, Üsdu'l-ğabe ve el-İsâbe gibi sahâbe biyografileri ile ilgili kaynaklarda da Bişr el-Ğanevî maddesinde hadisimiz zikredilmektedir.


Bir hadisin Kütüb-i Sitte'de bulunmaması onun sahîh olmadığı anlamına gelmez. Kütüb-i Sitte dışındaki kaynaklarda da birçok sahîh hadis bulunmaktadır. İşte "Fetih Hadisi" de onlardan biridir.

Hadisin Sıhhati

Kısaca Kütüb-i Sitte diye anılan altı hadis kitabında (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce) bulunmaması dolayısıyla hadisimizin sahîh olmadığı sanılmamalıdır. Zira usûl açısından Allâme Kâsım b. Kutluboğa'nın isâbetle belirttiği gibi "Bir hadisin sıhhati, hangi kitapta bulunduğuna bakılarak değil, onu nakleden kişilerin haline bakılarak tayin ve tespit edilir.”[3]Hadisimizin bütün kaynaklardaki senedi hemen hemen aynıdır. Seneddeki ricalin ayrı ayrı tetkikinden çıkan sonuç, senedin muttasıl olduğudur. Binaenaleyh hadisimiz hakkında Hâkim, "isnâdı sahîh" derken, meşhur rical alimi Zehebî, Hâkim'in kanaatına iştirak ile hadisin "sahîh" olduğunu belirtmektedir.

Ayrıca şuna da işaret edelim ki, İstanbul'un fethedileceğini haber veren daha birçok hadis bulunmakta ve bunların bir kısmı da Kütüb-i Sitte'de yer almaktadır.[4] Şu gerçek hiç bir zaman unutulmamalıdır; bir hadisin Kütüb-i Sitte'de bulunmaması onun sahîh olmadığı anlamına gelmez. Kütüb-i Sitte dışındaki kaynaklarda da birçok sahîh hadis bulunmaktadır. İşte hadisimiz de onlardan biridir.

"Hadis diye uydurulmuş sözler" ile ilgili kitap yazmış ulemadan hiç kimsenin, hadisimiz için "uydurma" iddiasında bulunmamış olmasına rağmen, kendisini Ebû Hanife ve Şâfiî'den daha alim gören[5], anlayış olarak da müsteşrik ve Şiîlere çok daha yakın bulunan Mahmud Ebû Reyye, "Bu hadisin Yezid b. Muaviye için uydurulmuş olması muhtemeldir. Zira Kostantiniyye savaşında bulunan ordunun komutanı o idi"[6] diye bir iddia ortaya atmaktadır. Böylece de ne kadar indî, gayr-i ciddî ve tarafgir bir yaklaşıma sahip olduğunu sergilemektedir. Zira hadisteki tebşîr, Kostantiniyye’yi kuşatan değil, fetheden komutan ve ordu içindir. Bu yaklaşımı, Ebû Reyye'nin diğer görüşlerinde de ne kadar yanlı ve keyfî olabileceğini göstermektedir.

Hadisleri değerlendirmede çok rahat hareket eden araştırmacı Nâsıruddin el-Albânî de, hadisimizin râvilerinden Abdullah b. Bişr el-Ğanevî hakkındaki İbn Hibban'ın müspet görüşünün kendisini tatmin etmediği gerekçesiyle, "Bana göre hadis sahîh değildir" demekte ve "zayıf olduğuna işaret etmektedir.[7] Böyle bir gerekçeye dayalı kişisel kanaatin, ancak sahibini bağlayacağı ve dolayısıyla dikkate alınacak bir tarafının bulunmadığı ortadadır.

Peygamberî övgünün temelinde, İstanbul'un stratejik konumu ve dolayısıyla çağlar boyu Müslümanların gündemine çok ciddi olarak girecek olan tebliğ ve medeniyet meselesi yatmaktadır.  O halde iş, fethe ve fâtihe lâyık olmaya çalışmaktadır.

O Tebşîr, O Takdîr

Hadisimizin mesajına gelince, önce Hz. Peygamber’in bir uygulamasından söz etmemiz uygun olacaktır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, başlangıçtan beri, ashâb-ı kirâm bunaldıkça, gelecek parlak günleri ve İslam hâkimiyetini haber vererek onları, hem teselli etmiş, hem de tam bir dayanıklılık göstermeleri noktasında eğitmiştir. Meselâ Mekke'de müşriklerin işkencelerinden şikâyet eden Habbâb b. Eret radıyallahu anh'e, geçmiş ümmetlerden misaller verdikten sonra, San'a’dan yalnız başına yola çıkan birinin yırtıcı hayvan korkusu dışında hiç bir korku hissetmeden ta Hadramevt'e kadar yolculuk yapacağı günlerin geleceğini bildirmiştir.[8] Medine döneminde de Hendek Harbi öncesinde Müslümanlar, büyük bir gayret ve fedakarlıkla Medine'yi savunmak için hendek kazmaya çalışırken, Hz. Peygamber kendilerine Yemen, Kisrâ ve Kayser'in saraylarının ve nüfûz bölgelerinin Müslümanların eline geçeceğini müjdelemiştir. Bu müjdeler Müslümanlara, içinde bulundukları sıkıntıları atlatacaklarını yani bir anlamda zaferi, önceden haber vermek demektir. Asla kuru bir cesaretlendirme taktiği değildir. Çünkü Peygamber hiç kimseyi aldatmaz. Onun verdiği haberler, mutlaka doğrudur, öylece tahakkuk eder ve etmiştir. Tarih, Hz. Peygamber'in verdiği hiç bir haberde yanıldığını tesbit edebilmiş değildir.

Gerek hadisimizde gerekse diğer fetih müjdesi taşıyan hadislerde zikri geçen merkezler, o günün dünyasında farklı kültür odakları durumundadır. Hz. Peygamber bu tebşîrleri ile ümmetine, mevcut şartlara takılıp kalmamalarını, üstlendikleri tebliğ ve cihad görevinin gerektirdiği diriliği korumalarını hatırlatmaktadır. Tabiî bu, bir taraftan da ödenmesi gerekli bedele "hazır olun" demektir.

İstanbul'un fethine dair Sevgili Peygamberimiz tarafından verilmiş olan bu müjde, İstanbul'a yönelik olarak ümmetin gönlünde, önüne geçilemez bir cihâd ve fetih sevdası oluşturmuştur. Hadisimizin bütün rivâyetlerinin sonunda yer alan bir nottan anladığımıza göre, Mesleme b. Abdilmelik, Abdullah b. Bişr el-Ğanevî'den bu hadisi sormuş. O da yukarıdaki şekilde hadisi rivâyet etmiş. Bunun üzerine Mesleme, o sene İstanbul'u fethe çıkmıştır. O tebşîr aşkınadır ki, Müslümanlar tam on bir kez Kostantiniyye'nin surları dibine gelmişlerdir.

Büyük hedefleri büyük insanlar kovalar.Müslümanlar Hz. Peygamber’in gösterdiği o günün iki süper gücünden birinin merkezini İslam'a açmayı hedeflerin ve şereflerin en büyüğü bilmişlerdir. Sonuçta belli bir disiplini, geleneği ve teknolojisi bulunan genç Fatih'in komutasındaki Osmanlı ordusu bu görevi yerine getirmiş ve böylece hadisimizdeki büyük takdirin sebebinin anlaşılmasını sağlamıştır. Demektir ki, bu büyük peygamberî övgünün temelinde, İstanbul'un stratejik konumu ve dolayısıyla çağlar boyu Müslümanların gündemine çok ciddi olarak girecek olan tebliğ ve medeniyet meselesi yatmaktadır. Fethin maksat ve hedefleri doğrultusunda hareket edenlerin bu büyük övgüden nasiplerini alacakları şüphesizdir. O halde iş, fethe ve fâtihe lâyık olmaya çalışmakta, Ayasofya dâhil fetih emânetlerine sahip çıkmakta toplanmaktadır. Zira İstanbul’un fethi, Batı’nın fethine açılan kapıdır.



[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu'1-kebîr, I (ikinci kısım), 81; et-Târihu's-sağîr, I, 341; Taberânî, el-Mu'cemu'l-kebîr. II, 24; Hâkim, Müstedrek IV. 422; Heysemî, Mecmeu'z-zevâid, VI, 219

[2] Bk. A. Yardım, "Fetih Hadisi üzerine Bir Araştırma", Diyanet Dergisi, XIII, 2, s. 116-123, Ankara, ts.

[3] Kâsımî, Kavâid, s. 82

[4] Bk. Buhârî, Cihad 93,157; Ebû Davud, Cihad 22; Fiten 6; Melâhim 3-4; Tirmizi, Fiten 58: İbn Mâce, Cihad 11; Fiten 35; Dârımî, Mukaddime 43

[5] Bk. S. Murtaza er-Razavî, Me’a ricâli'l-fikr fi'1-Kâhire, s. 292

[6] Bk. Muhammedî Sünnetin Aydınlatılması, s. 145

[7] Bk. Silsiletü'l-ehâdisi'z-zâife, 11, 268-269

[8] Bk. Buhârî, Menâkıb 25; İkrah l; Ebû Dâvûd. Cihad 97; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 109

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve dergisi, İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı. Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin