Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Göğsünde Zelzele Besliyor Sevgili

Neyi seviyorsan yanı başında veda bekliyor. Neye düşkünsen ardından cefa geliyor. Âhlar ağacı insan. Dal uçlarında hasret meyveleri ağlıyor. Kalbin her kasılmasında, biraz daha uzağa düşüyor dünya. Dağılıyor meclisler. Tükeniyor lezzetler. Güze dönüyor baharlar. Zevalin yangınları kirpik uçlarını yakıyor.

Toprağı çeker ayakların altından ‘zilzal’ haberi.

"Ve arz zelzelerle sarsılırken…" (Zilzal, 1)

Fırtınaya tutulur hayaller. Nefesler yarım kalır, kesilir. Yüzü çizilir huzurun. Eteği tutuşur ümitlerin. Sevdanın avuçları kanar. Göğüs ağrısı başlar zeminin. Sabit bilinenler uçuşur. Dayanaklar yıkılır. Birikimler erir. Ciddiyetini yitirir dünya. Tebessümü donar sığ hazların. “Ya sonra” diyenlerin ömürlük kaygıları anın eşiğinde tuz buz olur. Öncelikler sona kalır. Ertelenenler öne gelir. Altı üstüne gelir kalbin.

Kalbin zelzelesini haber verir ‘zilzal’.

“Ve [kalbin] zelzeleye tutulurken…”

Tebessüm etmiştir Allah'ın Elçisi ‘zilzal’ haberini duyururken. Servetlerine yaslanıp Allah'ın ve Elçisi'nin hatırını yok sayanların yüzündeki eriyişi görüp de içi acımış olabilir. İtibarlarını kalıcı sanıp Allah'ın Sözü'ne başkaldıranların günden güne tükenişine baka kalıp da kederlense de yeridir. Yakışır.

Yine de tebessüm etmesi daha yakışık alır. Başkalarını ölesiye korkutan ölümlerin sonuna müjde ekleyene tebessüm yakışır. Başkalarını titreten, yerle bir eden, her an yakıp yıkan, kavuran tükenişlerin arasından, yok oluşların yırtığından sonsuzluğun ışığını keşfedenin gözlerine gülücük yakışır. Sabit sanılanlara aldananların, yaslandıklarıyla avunanların, “belki sonra” diye diye oyalananların, çoğalttıkça var olacaklarını sananların “izâ zulziletil ardu…” seslenişiyle güvencelerinin dağılmasını mahzun ve mahcup bir tebessümle seyrediyor olmalı. Onların korkularını ve kaygılarını da o sonsuz tebessümünün kıvrımlarında eritmeyi istiyor olmalı…

“…sarsılmakta arz!”

Saat gibi şu dünya. Bütün görünüyor. Ve insan, hep böyle kalacakmış gibi duruyor. Ama içinde milyonlarca çark sürekli titriyor. Şehirlerin taşları toprak oluyor, insanları gelip gidiyor.  Altı üstüne geliyor âlemin. Karılıyor kalbi toprağın. Sürekli ve sessiz zelzelelerin avucundan kum gibi dökülüyor arz. Sakin ve saydam depremlerin parmak uçlarında tozarıyor.

Neyi seviyorsan yanı başında veda bekliyor. Neye düşkünsen ardından cefa geliyor. "Âhlar ağacı"* insan. Dal uçlarında hasret meyveleri ağlıyor. Kalbin her kasılmasında, biraz daha uzağa düşüyor dünya. Dağılıyor meclisler. Tükeniyor lezzetler. Güze dönüyor baharlar. Zevalin yangınları kirpik uçlarını yakıyor.

Şairin dediğince; “ayrılık sevdaya dâhil". Sevda büyüdükçe, ayrılıklar da boy atıyor. Sürekli kıyamette dünya. İnce ince dökülüyor dünyanın makyajı. Tenlere zamanın paslı ucu dokunuyor. İnsan, her an bir kuyuya atılıyor.

Belli ki Allah'ın Elçisi 'zelzele' haberiyle insana gurbetini hatırlatıyor. Zaman fırtınalarının başlattığı tükenişten söz açıyor. Allah, kalbimizi bu dünyadan almadan, dünyayı kalbimizden alsın diye duaya duruyor. Her birimizi, kıyametin bile yıkamayacağı bir kıyam sütunu etmek için çabalıyor.  

Dert duvarları üstümüze üstümüze gelirken, bizi depremden kaçırıyor. Korku alevleri kalbimizi yakıp kavururken, bizi sonsuz gölgelerin tarafına çağırıyor. Hüzünlerin kışı kalplerimize zemheri soğuklarla vururken, o bizi yüz yüze bakacağımız, söz söze çoğalacağımız, göz göze kalacağımız sarsıntısız sohbet odalarında bekliyor.

Dert duvarları üstümüze üstümüze gelirken, bizi depremden kaçırıyor. Korku alevleri kalbimizi yakıp kavururken, bizi sonsuz gölgelerin tarafına çağırıyor. Hüzünlerin kışı kalplerimize zemheri soğuklarla vururken, o bizi yüz yüze bakacağımız, söz söze çoğalacağımız, göz göze kalacağımız sarsıntısız sohbet odalarında bekliyor.

“…ve [kalbin] arzı yüklerini attığında üzerinden” (Zilzal, 2) unutan insan, hatırlayacak unuttuklarını. Unutkan insan hatırlayacak unutkanlığını.

“ve ‘ne oluyor buna’ dediğinde insan, o vakit [kalbi] haberlerin hepsini söyler.” (Zilzal, 3-4) Buraya razı olmadığını, buranın kalmaya değer olmadığını, buranın kimseyi doyurmadığını söyleyecek. Buradan sonrasının olduğunu, bundan fazlasını istediğini fısıldayacak…

“…çünkü  Rabbin o [kalbe] vahyeder.” (Zilzal, 5)

Kalbinin deprem haberi diye göğsüne koyulduğunu bilir Elçi. Duyar kalbin sessiz deprenişlerini. Herkesten çok duyar. Geceyi ayağa kaldırır bu yüzden. Sessizliğin nabzını tutar. O zelzele haberini duyurmak için hiç usanmadan dudağına taşırır kalbini. O mahcup tebessüm, belli ki sadece onun dudağında kalır. Onun dudağından yayılır.  

Susmayı öğreten şiir gibi. Yalnızlığı sevdiren kardelen gibi. O lerzan gönüllerin Elçisi.

 


* Didem Madak'ın "Ah'lar Ağacı" şiirine atfen.

 

Yorumlar

 
senai demirci
senai demirci17.02.2016

Şah Sultan'a ve Hatice Tan'a nazik yorumları için teşekkür ediyorum. İslam adına kasıtlı kabalık görüntülerinin üretildiği ve yayınlandığı şu çağda, incelikler peygamberini anlatma çabamıza değer verdiler, nezaket nöbetimize katıldılar; yazının kalbini gördüler..
Didem Madak, kalbinin sancılarıyla yaşayıp aramızdan "genç" dediğimiz yaşta ayrılmış bir kardeşimizdir. Ben adını zikretmeyi öncelemedim; zira dipnotlu yazı yazma geleneğinden gelmiyorum. Didem Madak kardeşimin hakkını sayenizde ödedim. Duyuşlarma katkısı çoktur.
Ama yazıda bir başka şiir daha var: "ayrılık sevdaya dâhil" diyen Attila İlhan'ı da rahmetle yad etmek gerek. Bedeli ödenmiş satırlar bıraktı bize ardı sıra..
Demem o ki, her şairin adını zikredinceye kadar sonpeygamber.info tamam olmayacak. O'dur asıl şiir, Peygamberimizdir tüm şiirlerin annesi, cümle sevdaların adresi. Şairlerin bin bir zahmetle keşfettikleri kalbÎ heyecanlarını O'nun hayatına dokunduramıyorsam, bu benim eksiğim.... Her şiirin kalp çarpıntısını O'nun, en güzel şiirin, kâinatın ahenginin hatırına hizmet ettirene kadar çalışacağıma söz veriyorum...

17.02.2016

 

Hatice Tan
Hatice Tan17.02.2016

Yazınız için tebrik ederim Senai Bey.

Didem Madak'ın "Ahlar Ağacı"na ne güzel bir gönderme olmuş.

17.02.2016

 

Şah Sultan
Şah Sultan17.02.2016

"Ahlar ağacı insan"... her satırı, her kelimesi, her tespiti çok etkileyici ve tabi ki samimi... elinize, kaleminize sağlık....

17.02.2016

 

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin