Sonpeygamber.info
 

Güzeli Güzelleştirmek

Güzel güzelleşmekten vazgeçmez. Ben güzelim güzelleşmeye ihtiyacım yoktur, diyerek kırmaz aynayı. En çok güzellerin aksi düşer aynalara.

Oruç güzeldir. Akşama kadar sırtta taşınan ve güneşin batışıyla yere indirilen ağır bir yük değil. Ağır bir yükse de, hafifler güzelleştikçe. Uzun yaz günleri göz açıp kapayıncaya nar şurubuna döner.

Sürekli saate bakarak orucu güzelleştirmek mümkün mü? Göz akrep ve yelkovana çelme takıyor. Bile bile yapıyor bunu. Hakem gördü. Kırmızı bayrak çırpınıyor havada.

Kalp saatine baksak. Orucumuzun ellerini kınalasak akşam olmadan. Gözlerine sürme çeksek. İpek kumaşlar biçtirsek bedestenden, bir giydiğini bir daha giymesin. Her iftarda daha bir güzel.

Gülümseyen adamlar geçiyor çarşılardan. Gülümseyen ihtiyarlar çıkıyor camilerden. Gülümseyen kadınlar dolaşıyor evlerde. Gülümseyen çocuklar demiyorum. Onlar başka bir şey yapmıyorlar gülümsemekten başka.

Oruç güzeldir. Akşama kadar sırtta taşınan ve güneşin batışıyla yere indirilen ağır bir yük değil. Ağır bir yükse de, hafifler güzelleştikçe. Uzun yaz günleri göz açıp kapayıncaya nar şurubuna döner.

Orucun kınası nerede satılıyor, sürmesi hangi madenden?

Ben de orucumu güzelleştirmek istiyorum. Külçe altın boyna asılmaz.

Hey kuyumcu, mihenk taşınla kır kabuğunu istiridyenin. Issız parmaklara inci yağsın hava kapalı. Bildiğim her şeyi unuttum. Bana kolye yapmayı öğret!

Öğret ki külçenin ağırlığıyla eğilen başım bulutlara değsin. Altından bir kuş kanat çırpsın göğsümde. Bir güzel kolyemi koparıp havaya atsın. Bir avcı nişan alsın şikârına. Yaralarından inciler dökülerek düşsün suya kuş. Her inci gümüşten bir martı olsun denizde. Kuyumcunun ağı havada.

İşimden çalarak oruç sığınağına saklanamam. Hırsızı himaye etmez oruç. Tebessümümden çalarak oruç sığınağına saklanamam. Suratsıza yüz vermez. Olgunluğumdan çalarak oruç sığınağına saklanamam. Çürük meyvelerin cennet ağacında işi ne!

Yürüdüğüm yolun iki yanına çiçekler eksem menzile geç mi varırım? Yolumdaki taşları kenara çeksem bekletir miyim sevgilimi? Bir çeşme yaptırsam güzergâhımda susuzluğum mu artar? Köprüler kursam uçurumlar arasında boşluğa mı düşerim?

Oruç kalkanı nefsimden korunmam içindi. İyilik düşmanım değil. Sorumluluklarıma karşı yükseltemem onu. İyilikten korumak kendini ne budalalık! Menzile daha çabuk varacağım diye çatlatmak bineğini.

İşimden çalarak oruç sığınağına saklanamam. Hırsızı himaye etmez oruç. Tebessümümden çalarak oruç sığınağına saklanamam. Suratsıza yüz vermez. Olgunluğumdan çalarak oruç sığınağına saklanamam. Çürük meyvelerin cennet ağacında işi ne!

Menzil bulunduğumuz yerdi. Biz uzakta sandık onu. Kaybedecek vaktimiz yoktu. Hızlı gittiğimiz için menzile varamadık. Bineklerimizin ayakları kanamıştı. Terlerini soğutmuyordu rüzgâr. Hırıltıları tehlikeyi haber veriyordu.

“Malik b. Abdullah el-Hasamî’nin kumandasında bir bölük askerdik. Rum topraklarından geçtiğimiz sırada Mâlik, katırının yanında yürümekte olan Cabir b. Abdullah’a yaklaşarak, ‘Ey Ebu Abdullah, katırına binsene, Allah onu sana binesin diye verdi,’ dedi.  Cabir de ‘Katırımı dinlendiriyorum, insanlara da yük olmuyorum. Hem ben Rasûlullah (sav)’ın, (Ayakları Allah yolunda tozlanan kimseye Allah cehennem ateşini haram kılmıştır) buyurduğunu işittim,’ dedi. Malik onu geride bırakarak yoluna devam etti. Sesini Cabir’e duyurabileceği bir mesafeye kadar uzaklaştıktan sonra durdu ve yüksek sesle, ‘Ey Ebu Abdullah, artık katırına bin. Allah onu sana binmen için vermiştir!’ diye bağırdı. Cabir onun böyle yapmaktaki amacını anlayarak sesini yükseltti: ‘Katırımı dinlendiriyorum, kavmime de yük olmuyorum. Rasûlullah (sav)’ın, (Ayakları Allah yolunda tozlanan kimseye Allah cehennem ateşini haram kılmıştır) buyurduğunu işittim,’ dedi. Bunun üzerine diğerleri de hayvanlarından indiler. Hiçbir zaman o günkünden çok yürüyen insan görmedim.”

Ebu’l-Musabbih el-Mukraî anlattı biz dinledik. Atlarımızın üzerinde dinledik yolumuz uzundu. Bineklerimizi dinlendirmeye vaktimiz yoktu hırıltılarını duymadık. Ayakkabılarımız pırıl pırıldı yüzlerimizi görüyorduk yerde. Kızgın atlarımızı suya soktuk kişnemeleri kesildi. Çelik atlar oldular homurtular çıkaran. Kuyruklarını sallamasalar da ışıklarını yakıp söndürüyorlar. Arkadan gelenleri gösteriyor aynaları.

-          Arkadan kim geliyor?

-          Cabir b. Abdullah!

Bizim bineğimiz yorulmaz Cabir b. Abdullah yanımıza gel, kırmızı yandı. Yeşil yanana kadar gel iftara geç kalacağız. Sana sarılacağız elbette bir duş alsan, yağmur da olur. Bak cehennem gibi yanıyor ortalık yeşil yanana kadar gel. Soğuk rüzgârlar esiyor yüzümüze pencereyi açamayız. Seni duyamıyoruz böyle sesini yükselt. Tek başına gel bineğimizde yer yok. İmam düğmeye bastı, az sonra ezan okunacak. Her minarede bir Bilal, bir tuş bir Bilal.

 

Yorumlar

 
Gülveren alp
Gülveren alp03.06.2017

Oruç bu kadar mı güzel anlatılır?bu kadar güzel mi sevdirilir.sandımki çocukluğumda yaşadığım mutluluk dolu iftar sofralarını yaşıyorum

03.06.2017

 

A. Ali Ural

1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı (1982). Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınlayıp yönettiği dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor (2005–2007). 2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, “Ejderha ve Kelebek” adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. Üniversitelerde “Yaratıcı Yazarlık”, “Yazılı ve Sözlü Anlatım” ve “Türk Dili” dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak'ın yayın yönetmenliğini yapıyor. Ural, “Gizli Buzlanma” adlı şiir kitabıyla 2013’te Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Yılın Şiir Kitabı” ödülünü aldı.   ESERLERi: ŞiiR: Körün Parmak Uçları (1998) Kuduz Aşısı (2006) Gizli Buzlanma (2013)   HiKâYE: Yangın Merdiveni (2000) Fener Bekçisinin Rüyaları (2011)   DENEME: Posta Kutusundaki Mızıka (1999) Makyaj Yapan Ölüler (2004) Resimde Görünmeyen (2006) Güneşimin Önünden Çekil (2007) Satranç Oynayan Derviş (2008) Tek Kelimelik Sözlük (2009) Ejderha ve Kelebek (2010) Bostancı Bahane (2010)   TERCüME-ARAşTıRMA: Divan / İmam Şâfiî'nin Şiirleri (2002)

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin