Hz. Muhammed
Sünnet ve Hadis
 

Hadis Kaynaklarını Okuma Yöntemi ve Musanniflerin Dili

Müellifler, hadislerin fonksiyonel etkinliklerini/sıhhat derecelerini yansıtmak için bazen genel, bazen de özel terminoloji kullanmışlardır. Hadislerin 'mamulün bih/amel etmeye uygun' olma yönünden işlevselliklerini ve musanniflerin onunla ne yapmak istediklerini doğru algılayabilmek için onların genel amaç ve özel terminolojilerini bilmek son derece önemlidir. Hadisler tek tek ele alınıp ona bab içinde yüklenen görev dikkate alınmazsa, hem eser ve hem de müellifi hakkında yanlış kanaatlere sahip olmak, eserden gerektiği oranda yararlanamamak kaçınılmaz olur.

Sünnetin önemini ve dindeki yerini bilmek kadar, sünnet verilerinin günümüze intikalini sağlayan kaynakların genel muhtevasını, tasnif sistemlerini ve ihtiva ettikleri hadislerin güvenilirlik derecesini bilmek de önemlidir. Hadis kaynaklarından doğru yararlanabilmek için müelliflerini tanımanın yanı sıra, telif edilme amaçlarını, metotlarını ve kullandıkları dili/terminolojiyi de bilmek gerekir. Bir müellifin otorite olması ya da hadis ilminin bütün inceliklerini bilmesi, eserine aldığı hadislerin tamamının aynı derecede sahih olacağı veya eserinin hiç zayıf hadis içermeyeceği anlamına gelmez. Musannifin teknik olarak kabul ettiği kriterler, bizzat hadis aldığı hocaları tanıma oranı, eserini oluşturma amacı, onunla gerçekleştirmek istediği fonksiyonel etki, muhatap aldığı toplum, hedeflediği kitle ve eserine aldığı hadislerin muhtevası gibi unsurların yanı sıra, hadisi bizatihi zikrettiği yerde ona yüklediği işlevsel değer de, tercih ettiği hadisin vasfına etki eden faktörler arasında yer alır. Hadisin bulunduğu yer ve konum, diğer bir ifade ile bab içinde icra ettiği fonksiyon ve orada amaçlanan işlevsel görevi gereği, müellifler, bazen bilinçli olarak genel kabul ve kriterlerinin dışına çıkarak zayıf hadisler de nakletmişlerdir. Buna, bazı musanniflerin başlangıçta kendilerine esas aldıkları kriterlerin dışına çıkma ya da genel manada gereken hassasiyeti gösterememe gerçeğini de ilave etmek gerekir.

Müellifler, hadislerin fonksiyonel etkinliklerini/sıhhat derecelerini yansıtmak için bazen genel, bazen de özel terminoloji kullanmışlardır. Hadislerin 'mamulün bih/amel etmeye uygun' olma yönünden işlevselliklerini ve musanniflerin onunla ne yapmak istediklerini doğru algılayabilmek için onların genel amaç ve özel terminolojilerini bilmek son derece önemlidir. Hadisler tek tek ele alınıp ona bab içinde yüklenen görev dikkate alınmazsa, hem eser ve hem de müellifi hakkında yanlış kanaatlere sahip olmak, eserden gerektiği oranda yararlanamamak kaçınılmaz olur.

A. Musanniflerin Hadisleri Değerlendirme Metotları

Musanniflerin, eserlerini oluştururlarken güvenilir veya mamulün bih/amel edilebilir olup olmama açısından hadis almada iki değişik yöntem takip ettiklerini görmekteyiz. Birinci metoda göre müellif eserine aldığı hadisleri kendi kriterlerine göre sadece sahih veya mamulün bih olanlardan seçer; başka hadislere yer vermez.

İkinci yönteme göre musannif, eserine değişik amaç ve sebeplerle sahih, hasen, zayıf, şaz ve benzeri hadisleri alır; ancak hadislerin sonunda durumlarını açıklar. Buna örnek olarak Tirmizî'nin (öl.279/892) Cami‘i ve kısmen de Ebû Davud'un (öl. 275/888) Sünen'i verilebilir.

B. Sistemlerin Dili ve Analizi

Hadis kaynaklarının belli bir amaç ve sisteme göre tasnif edildikleri bilinen bir husustur. Her bir sistemin kendine göre birtakım özellikleri vardır. Bu özellikleri bilmek, ihtiva ettikleri bilginin niteliğini doğru algılamak açısından önemlidir.

Bilindiği gibi hadis kaynaklarının tasnif edildiği iki temel sistem vardır:

1.  Ale'l-ebvab Sistem/Konularına Göre Tasnif Sistemi:  

Bu sistemde hadisler, ravilerine bakılmaksızın konularına göre tasnif edilir. Sistemin temelinde yatan asıl amaç hadisleri delil oldukları konularda zikretmek ve onlar için birer bab/alt başlık tahsis etmektir.

a) Câmi Türü Eserler: Câmi türü eserler, ale'l-ebvab/konulu hadis çalışmalarının başında yer alır. Bu eserlerde hadisler belli bir sisteme göre konularına göre tasnif edilir. Bir hadis kaynağının Câmi niteliğinde olması, o eserin İslami bütün konuları içerdiği anlamına gelir. Câmilerin amacı, muhatabı İslami bütün konularda hadislerle bilgilendirmek; diğer bir ifade ile hadislerin ihtiva ettiği bütün konuları belli bir sistem dahilinde okuyucuya sunmaktır: İman, İslam ve tevhidle ilgili konular iman; taharetten vasiyete kadar ibadet ve muamelatla ilgili konular ahkam; ahlak ve nefis terbiyesiyle ilgili konular rikak; yeme adabıyla ilgili konular et'ime; içme adabıyla ilgili konular eşribe; Hz. Peygamber'in âyetlere getirdiği yorumlar tefsir; devletler arası ilişkiler, savaş, barış, meğazi ve cihadla ilgili konular tarih/siyer/cihad; son Peygamber, diğer peygamberler, ashabın yaşayış biçimleri ve örneklikleri, menakıb; kıyamet alametleri ve gelecekte meydana gelecek birtakım olaylarla ilgili konular fiten ve melahim bölümlerinde ele alınır. Bu tür eserlerde hadisler bir anlamda yorumlanarak verilir. Bu yorumlama biçimi iki şekilde gerçekleşir:

1. Önce olgulardan hareketle hadisler tespit edilir. Tespit edilen hadisten/hadislerden çıkarılan fıkhî hüküm ya da yorum bab başlığı olarak yazılır. Daha sonra hadis/hadisler baba yansıtılan hükmün/yorumun delili olarak bab başlığı altında zikredilir.

2. Câmi türü eserlerde hadislerin bir diğer yorumlanma biçimi, çıkarılan fıkhî hükmün bab başlığından ziyade hadislerin sonunda verilmesi şeklindedir. Tirmizî'nin metodu budur. Bu tür yorumlama metodunda bab başlıkları, hadisin/hadislerin muhtevasını daha çok sadece 'anahtar kelimelerle yansıtma' işlevi görür. Hadislerin öngördüğü amelî yön, babların sonunda verilir.

b) Sünen Türü Eserler: Sünen, konulu hadis tasnif sistemlerinden biridir. Hükme medar olan ahkam hadislerini fıkhî konularına göre ele alır. Bu sisteme göre tasnif edilen eserlerin, genel manada ibadet, muamelat ve ukubat içerikli hadisleri ihtiva ettiklerini söylemek mümkündür. Onun için sünenler bir nevi 'fıkhu'l-hadis'lerdir. 'Hükme medar olma' veya 'amel edilmiş olma'yı esas aldıkları için söz, fiil ve takrir olarak Hz. Peygamber'e izafe edilen merfu nitelikli hadisleri ihtiva ederler. Sahabe ve tabiîn kaynaklı mevkuf ve maktu nitelikli hadislere pek fazla yer vermezler.

c) Musannef Türü Eserler: Belli bir sisteme göre sınıflandırmayı ifade eden musannef kelimesi, terimsel manada, ilk bakışta 'mevzularına göre tasnif edilmiş hadis mecmuası' anlamına gelir. Ancak, daha dar manada, 'hadis konularının hepsini veya pek çoğunu içine alan büyük çaplı hadis mecmualarına verilen bir isim'dir. Musannefler, muhteva ve plan bakımından sünenlere çok benzedikleri için, hadisleri fıkıh bablarına göre tertip ve tasnif edilmiştir. Şu kadar var ki, musannefler, sistem olarak sünenlerdeki merfu hadislere ilaveten mevkuf ve maktu nitelikli hadisleri de ihtiva ederler. Elimizdeki örneklere baktığımızda, musanniflerinin, uydurmacılığı açık ve yalancılığı zahir olanların dışında herkesten hadis aldıkları görülür.

2. Ale'r-rical Tasnif Sistemi:

Hadislerin tasnif edildiği diğer bir sistem, 'şahıs merkezli/ ale'r-rical' sistemdir. Müsnedlerle mucemleri kapsar. Musnedlerde sahabe raviler muhtelif kriterlere göre sıralanır ve her birinden rivayet edilen hadisler, konularına bakılmaksızın ve hadislerin muhteccun bih/ihticaca/delil olarak kullanılmaya elverişli olup olmadıklarını kaydetmeksizin isimleri altında dercedilir. Mucemlerde ise hadislerin ya ilk sahabe ravileri veya son ravileri olan müellifin hocaları, alfabetik veya kabilelerine göre bir sıralamaya tabi tutulur; rivayet ettikleri hadisler isimlerinin altında art arda verilir.

Bu sistemin amacı, hadis metinlerini olduğu gibi korumak, ricale ait rivayetleri tespit edip hüküm istinbatı için bir araya getirmektir. Bu tür eserlerin musannifleri, güvenilirlikten ziyade arşivlemeyi esas aldıkları için, kısmen sistem gereği, kısmen kişisel kabuller sonucu eserlerine zayıf hadis alma konusunda bilinçli olarak mütesahil davranmışlardır.

C. Zayıf Hadisle Amel Etme Konusunda Alimlerin Tavrı

Hasen veya sahih derecesine ulaşmayan, diğer bir ifade ile sahih olma şartlarından bir veya birden fazlasını kendisinde bulundurmayan zayıf hadislerin, amel edilmeye uygun olma açısından güvenilirliklerini zedeleyen ve bu noktada şüphe uyandıran sebepler aynı derecede olmadığı için zayıflık dereceleri de farklıdır. Hal böyle olunca zayıf rivayetlere karşı alimlerin tutumu da farklı olmuştur.

Zayıf hadisle amel etme konusunda alimlerin üç farklı tutum sergiledikleri görülür: Kimileri, muhtevası ne olursa olsun -ister ahkam ister fedail- hiçbir konuda zayıf hadisle amel edilemeyeceği görüşündedir. Kimileri tam tersi, her konuda; yani, ister ahkam ister fedail konularında olsun, mutlak manada zayıf hadisle amel edilebileceği görüşündedir. Kimileri de ahkam konularında değil de fedail konularında bazı şartlar dahilinde zayıf hadisle amel edilebileceği görüşündedir. Otoriteler nezdinde daha çok kabul gören görüş de budur.

D. Bazı Otoritelerin Eserlerinde Zayıf Hadis Zikretmelerinin Sebepleri

Hadis kaynaklarında zayıf hadislerin, biri 'amel etme' diğeri 'bilgilendirme' amaçlı olmak üzere iki şekilde yer aldığını söylemek mümkündür: Birincisi; musannifin genel tutum ve yaklaşımının bir sonucu olarak bazı konularda, bazı özelliklere sahip ve yine bazı şartlarda zikredilen zayıf hadislerdir. Bu tür hadislerin zayıflığı azdır; büsbütün terk edilecek nitelikte değildir. Belli alanlarda olmak kaydıyla, bir konuda sahih hadis bulunmadığında, bu tür hadislere yer verilmiştir.

İkincisi; ya 'bir farklılığı ortaya koymak', ya 'mutabaat veya şevahit kabilinden bir hadisi desteklemek' veya 'aynı babın içinde aynı konuda gelen zayıf rivayetler hakkında bilgi vermek' amacıyla yer alır.

E. Hadis Musanniflerinin Zayıf Hadis Nakletme Sebepleri ve Eserlerinin Dili

Bu başlık altında temel hadis kaynaklarının metot ve muhtevalarını, genel özelliklerini, zayıf hadis nakletme sebeplerini ve -varsa- kullandıkları terminolojiyi ele almaya çalışacağız.

Buharî'nin (öl.256/869) el-Câmi'u's-sahih'i: Buharî eserine el-Câmi'u'l-musnedu's-sahihu'l-muhtasar min umûri Rasûlillahi (sav) ve sunenihi ve eyyâmih adını vermiştir. Bu ifade ile hem tasnif sistemini belirtmekte, hem de bildiği bütün sahih hadisleri eserine almadığı ve onu sadece sahih hadislerden oluşturduğu bilgisini vermektedir. Buharî, bab başlıklarını çoğu zaman âyeti kerimelerden, bazen merfu hadislerden, bazen sahabe ve tabiîn sözlerinden iktibas ederek, bazen de serbest şekilde ve fakat fıkhî anlam taşıyacak tarzda seçtiği ibarelerle tanzim eder. Buharî'nin mevkuf ve maktu hadisleri sadece bab başlıklarında kullanmış olması bize göre sahabe ve tabiîn söz ve uygulamalarını/içtihatlarını merfu nitelikli hadislerin yorumlanmış hali olarak algılamasından ileri gelmektedir.

Buharî eserini sadece sahih hadislerden oluşturmak amacıyla yola çıkmıştır. Bununla beraber bazen istidlal sonucu elde ettiği hüküm cümlelerini, bab başlığında olmak kaydıyla, zayıf hadislerden seçtiği de olmuştur. Yalnız bunları öteki hadisler gibi tahdis sığasıyla değil, senetsiz olarak verir. Aslında bu hadislerdeki zayıflık da ciddi boyutlarda değildir.

Buharî'de yer alan hadislerin hepsi aynı derecede sıhhat vasfına sahip olmamakla beraber, bir hadisin Sahih'te yer almış olması, Buharî'nin ona sahih hükmünü verdiği anlamına gelir. Çünkü Buharî, kendi ifadesiyle, eserini sadece sahih hadislerden seçerek oluşturmuştur.

Müslim'in (öl.261/875) el-Câmi'u's-sahih'i: Müslim de eserine Buharî gibi el-Câmi'u's-sahih adını vermiş, onu kendi kriter ve değerlendirmelerine göre sadece sahih hadislerden seçerek oluşturmuştur.

Müslim fıkhu'l-hadise/hüküm istinbatına fazla önem vermemekle beraber isnatla ilgili inceliklere ve isnat sanatına büyük önem verir. Hadisi en uygun yerde zikretmeye ve isnatlarını aynı yerde vermeye gayret eder. Müslim, hadisleri belli mantıksal bir silsile çerçevesinde tasnif etmiş; ancak, muhtemelen ihtisar veya sadece hadisleri derleme düşüncesiyle bab başlıkları koymamıştır. Müslim'in düşünce planında tasarlayıp yazmadığı/yazamadığı, daha sonra Nevevî'nin (öl. 676/1277) kaydettiği bab başlıkları çerçevesinde gruplandırdığı hadislerin en sahihleri, ilk sırada zikrettikleridir. Daha sonra metni aynı, fakat senedi farklı rivayetleri, aynı hadisin altında, metinde bir farklılık varsa metinle beraber; metinde bir farklılık yoksa sadece senedi verip metne, 'mislehu' ve 'nehvehu' lafızlarıyla işaret ederek verir. Amaç, birinci hadisi güçlendirmek veya farklılıkları ortaya koymaktır. Bu özellikler, Müslim'de, hadislere kolayca ulaşma imkânı sağlar. Müslim genellikle merfû hadislerle yetinir; ancak, asıl olarak değil de zikrettiği merfu bir hadisi desteklemek amacıyla bazen mevkuflara da yer verir.

Müslim, Sahih'inde, birinci derecede güvenilir olan hafız ve mutkın ravilerin yanı sıra, zayıf olan ve hadis nakline uygunluk şartlarını tam olarak taşımayan orta düzeyli kişilerden de hadis rivayet etmiş ve bu yüzden tenkit edilmiştir. Anlaşıldığına göre Müslim'in eserinde tenkide açık rivayetler de vardır. Müslim'in, bu rivayetleri neden ve hangi amaçla aldığı; eserine es-Sahih adını verdiği ve ona hiçbir zayıf hadisi dercetmediğini ifade ettiği halde, bu kabil rivayetleri almakla metoduna ters düşüp düşmediği meselesini tartışmakta yarar var.

Müslim, Sahih'inde, birinci derecede güvenilir olan hafız ve mutkın ravilerin yanı sıra, zayıf olan ve hadis nakline uygunluk şartlarını tam olarak taşımayan orta düzeyli kişilerden de hadis rivayet etmiş ve bu yüzden tenkit edilmiştir. Anlaşıldığına göre Müslim'in eserinde tenkide açık rivayetler de vardır. Müslim'in, bu rivayetleri neden ve hangi amaçla aldığı; eserine es-Sahih adını verdiği ve ona hiçbir zayıf hadisi dercetmediğini ifade ettiği halde, bu kabil rivayetleri almakla metoduna ters düşüp düşmediği meselesini tartışmakta yarar var. Bu kapsamda şunları söylemek mümkündür: Kendisinin de belirttiği gibi, Müslim, topladığı hadisleri üçe ayırır. Birinci grup, hafız ve mutkın ravilerin rivayet ettiği hadisler; ikinci grup, mestur, hıfz ve itkanda orta düzeyli ravilerin rivayet ettiği hadisler; üçüncü grup, zayıf ve metruk ravilerin rivayet ettiği hadislerdir. Kadı Iyaz'ın (öl. 544/1149) belirttiğine göre Müslim, eserinde, önce birinci grup hadisleri, ardından da mutabaat ve şevahit maksadıyla ikinci grup hadisleri zikretmiş yahut açtığı babda birinci gruptan hadis bulamadığında ikinci gruptan hadis getirmiştir. Bu kısma dahil olan hadisler, bazı alimlerin tenkit edip bazılarının ise tezkiye ettiği ravilerin rivayet ettiği hadislerdir. Dolayısıyla Müslim'in, eserinde tahriç ettiği rivayetlerde zayıf olarak söz konusu edilen raviler, başkalarına göre zayıf, Müslim'e göre ise sika olan kimselerdir. Bununla beraber bu kimselerden aldığı rivayetler, babın asıl hadisi değil, asıl hadisi desteklemek amacıyla mutabaat veya şevahit kabilinden ya da zikretmeyi faydalı gördüğü bir ziyadeye dikkat çekmek istediği nakillerdir. Tahriçte bulunup zayıf olan diğer bir grup raviler ise, naklettiği hadisi aldığında sika olup -ihtilat gibi-zayıflık unsurunun daha sonra meydana geldiği ravilerdir. Aslında eski ulema Müslim'in bu metodunu çok iyi kavramış olmalı ki belirtilen şartlarda zayıf hadis zikretmiş olmasına rağmen eserinin güvenilirliğini savunmuş, Buharî'den sonra en güvenilir hadis eseri olarak kabulünü sürdürmüştür.

İmam Malik'in (öl. 179/795) Muvatta'ı: Malik, eserini teknik anlamda sadece sahih hadislerden oluşturmak gibi bir amaçla yola çıkmadığı için mürsel ve munkatı rivayetler de almıştır. Fakat bu tür rivayetler kendisine göre hüccettir. Malik burada sadece senetlerin niteliğine değil, alimlerin söz konusu hadislerle amel edip etmediğine de bakmaktadır. Alimlerin ameline mazhar olmuş bu tür rivayetleri nakletme ve delil olarak kullanmada bir sakınca görmemektedir. Başka tariklerle desteklenmiş veya alimlerin ameline mazhar olmuş mürseller, başka alimlerce de hüccet olarak kabul edilmektedir. Zaten Muvatta'da bulunan mürsellerin başka tariklerle âdıdları/destekleri de vardır. İbn Abdilberr (öl. 463/1071), Muvatta'ın mürsel, munkatı ve mudal rivayetlerinin mevsul olduklarını ortaya koyan bir kitap telif etmiş, 'belağ' sigasıyla naklettiği hadislerin dördü dışında hepsinin müsned olduğunu ortaya koymuştur. Muvatta'yı Kütüb-i Sitte'nin altıncı kitabı olarak kabul edenler de vardır.

Malik merfu rivayetlerden ziyade mevkuf ve maktu rivayetlere yer vermiştir. Çünkü sahabe sözü ve uygulamaları bir nevi Hz. Peygamber'in söz ve uygulamalarının yorumu ve onlardan istinbat edilen hükümler niteliğindedir. Hz. Peygamber'i gören ve beraber yaşayan bir nesil olarak O'nun ne demek istediğini, neyi nasıl yaptığını en iyi gören, tatbik eden, yorumlayan sahabedir. Dolayısıyla sahabe sözü ve uygulamalarını, merfu nitelikli hadislerin bir nevi yorumlanmış, pratiğe dönüştürülmüş şekli olarak kabul etmek mümkündür. Malik'in mevkuf ve maktu nitelikli hadislere bu nedenle daha fazla ağırlık verdiğini söylemek yanlış olmasa gerektir.

Ebû Davud'un (öl. 275/888) Sünen'i: Ebû Davud'un Sünen'i, Buharî ve Müslim'in Sahih'leri ile mukayese edildiğinde, güvenilirlik bakımından bazıları onun Sahihayn'dan hemen sonra geldiğini söyler. Söz konusu alimler, onu Sahihayn'a en yakın eser olarak kabul eder ve Kütüb-i Sitte içerisinde üçüncü sırayı ona verir. Hatib el-Bağdadî'nin (öl. 463/1070) kendisine ulaşan bir senetle naklettiği sözlerinde ve bizzat kendisinin Mekkelilere yazdığı mektupta, Ebû Davud, Sünen'inde; sahih, sahihe benzer (şibhuhu), sahihe yakın (mukâribuhu) ve kendisinde aşırı vehn/zayıflık bulunup durumlarını açıkladığı hadisler zikrettiğini, hakkında hiçbir şey söylemediklerinin salih olup bir kısmının diğer bir kısmından daha sahih olduklarını belirtir.

Ebû Davud'un "hakkında hiçbir şey söylemediğim hadisler salihtir." ifadesi bize göre yanlış anlaşılmış, bu ifadeye göre sanki Ebû Davud, Sünen'inde naklettiği sahih, sahihe benzer, sahihe yakın ve kendisinde çok vehn/zayıflık bulunan hadislerin durumlarını tek tek açıklamış, hakkında bir şey söylemedikleri de salih olduğu anlaşılmıştır. Halbuki durum böyle değildir. Çünkü Ebû Davud sadece aşırı zayıf (vehn) olan hadisler hakkında açıklama yapar, bazen naklettiği birden çok hadisten hangisinin daha sahih olduğunu belirtir. Diğerleri hakkında sükût eder ve sükût ettiği hadisler oran olarak üçte ikiden fazladır. O zaman bunu şu şekilde anlamak gerekir: Ebû Davud eserinde beş veya daha fazla hadis çeşidi zikretmiş, şiddetli zayıf olanları belirtmiş, diğerleri hakkında hiçbir şey söylememiştir. Hakkında hiçbir şey söylemedikleri kendi ifadesiyle salihtir. Fakat bu salih ifadesi; sahih (sahih li-zâtihi), sahihe benzer (sahih li-gayrihi), sahihe yakın (hasen li-zâtihi), az zayıf olup bab içinde başka tarikle desteklediği veya senet açısından zayıflığına rağmen ulemanın amel ettiği (hasen li-gayrihi) hadis çeşitlerini kapsar. Kısaca Ebû Davud mamulün bih olan hadislerin tümünü salih kapsamında mütalaa etmektedir. Sözlerinin sonunda yer alan, "Bir kısmı diğer bir kısmından daha sahihtir." açıklaması da, amel edilebilir kapsamında yer alan bu hadislerin çeşitliliğini ifade eder. O zaman Ebû Davud'un ifadesini şu şekilde tercüme etmek gerekir: "(Sünen'imde) sahih, sahihe benzer, sahihe yakın ve kendisinde çok vehn bulunan/aşırı zayıf hadisler zikrettim. Çok vehn/aşırı zayıflık içerenleri açıkladım. Hakkında hiçbir söylemediklerim salihtir; bunların bir kısmı diğer bir kısmından daha sahihtir." Dolayısıyla salih ifadesi; sahih, sahihe benzer, sahihe yakın olanların dışında üçüncü bir grup değil, bunların hepsini kapsar; hatta hafif zayıf olup sustukları ve bab içinde başka tariklerle desteklediği hadisler de bu kapsama dahildir.

Ebû Davud, birbirinin zıddını haber veren/çelişen nakilleri ayrı ayrı bablarda peş peşe verdikten sonra "Rasûlullah'tan birbiriyle çelişen iki haber geldiğinde kendisinden sonra sahabenin hangisiyle amel ettiğine bakılır." ifadesiyle önemli bir çözüm kuralı ortaya koymaktadır. Bunu, sahabenin amelini, önceki hükmün nesh edildiğinin bir beyanı olarak 'çelişkiyi nesh metoduyla çözmek' şeklinde algılamak mümkün olduğu gibi, 'Sahabenin tercihini sıhhat kriteri olarak kabul etmek' yani 'Sahabenin sahih olan rivayetle amel edip sahih olmayanı terk etmesi' şeklinde algılamak da mümkündür.

Tirmizî'nin (öl. 279/892) Sünen'i: Ebû Nasr Abdurrahim b. Abdulhalik'in (öl. 574/1178) belirttiğine göre Tirmizî, Sünen'ine/Câmi‘ine: 1) Sıhhati kesin olan hadisler, 2) Ebû Davud ve Nesaî'nin şartlarına uygun olan hadisler, 3) İlletini açıkladığı hadisler, 4) İlletini açıklayıp da fukahanın/ulemanın amel ettiği hadisler olmak üzere dört çeşit hadis almıştır.

 Tirmizî, Sünen'inde hadisleri sadece nakletmekle kalmaz, farklı bir metot olarak onları güvenilirlik açısından da tek tek değerlendirir; bab başlıklarına yansıttığı yorumların yanı sıra, kendi fıkhî istinbatlarını ve diğer alimlerin fıkhî yorumlarını da detaylı bir şekilde vermeye çalışır. Tirmizî'nin eseri bu yönüyle fıkıh kitabı özelliği de taşır.

Tirmizî bab içinde ana hükmü ortaya koyan sahih hadislerle beraber aynı anlamı içeren -munkatı, muallel, muztarib ve meçhul gibi- zayıf hadisler de nakleder. Meçhul ravilerden hadis naklederken hangi ravinin meçhul olduğunu belirtir. Kapalı isimleri açıklar, haklarında bilgi verir, güvenilirlikleriyle ilgili değerlendirmeler zikreder. Böyle bir rivayeti bab içinde tek olarak değil de başka zayıf bir rivayeti desteklemek ya da durumu hakkında bilgi vermek için nakleder.

Tirmizî'nin en önemli özelliklerinden biri, bir hadisin mamulün bih/amel edilebilir hükmünü sadece senede bağlı olarak vermemesidir. Bu kural çerçevesinde bazı hadisleri, "Bu rivayetin senedi muttasıl değildir; ancak, ilim ehli buna göre amel etmektedir." diyerek nakleder. Tirmizî, senedi zayıf da olsa, sahabenin veya diğer ulema ya da fukahanın bir hadisle amel etmiş olmasını, sıhhat kriteri olarak kabul eder.

Nesaî'nin (öl. 303/915) Sünen'i/Müctebâ'sı: Nesaî'nin Sünen'i, daha önce tasnif ettiği es-Sünenu'l-Kübrâ'nın özetidir. Nesaî Sünen'indeki hadisler hakkında herhangi bir değerlendirme yapmaz. Ancak es-Sünenu'l-Kübrâ'yı özetleme esnasında zayıf olup tenkit edilen bütün rivayetleri çıkardığını ve Sünen'deki hadislerin tamamının sahih olduğunu belirtir.

Nesaî, metot olarak terkinde icma edilmemiş herkesten hadis almayı prensip edinmiştir. O, ricali tanıma ve hadislerin illetlerini bilmede, döneminin otoritesidir. Hadisleri derinlemesine araştıran iyi bir tenkitçidir. En küçük bir kapalılıktan dolayı raviyi terk eder.

Nesaî'nin bablarında fıkhî hüküm yansıtan ifadeler çok fazla değildir; daha çok hadislerin içeriğini yansıtmayı esas alır; amelî yönü bizzat hadis metinleriyle vermeye çalışır. Genel olarak merfu hadisleri ele alır. Ravilerin ihtilafı söz konusu olduğunda, nadir olarak mevkuf ve maktu rivayetler de nakleder.

Darimî'nin (öl. 255/868) Sünen'i: İbnü's-Salah (öl. 643/1245), Nevevî (öl. 676/1277), Salahuddîn Halîl el-'Alâî (öl. 761/1359) ve İbn Hacer gibi alimler, Darimî'nin Sünen'inin, Kütüb-i Sitte'nin altıncı kitabı olarak kabul edilmesinin daha uygun olacağı görüşündedirler. Darimî'nin Sünen'inde pek çok sahih hadisin yanı sıra hasen, zayıf, hatta bazı alimlere göre mevzu hadislerin de bulunduğunu söylemek mümkündür. Fakat mevzu denebilecek rivayetler yok denecek kadar azdır. Darimî'nin genel olarak sıhhat yönünden değerlendirmeye tabi tuttuğu rivayetlerin sayısı çok azdır. Sükut edip değerlendirme ifadeleri kullanmadığı hadisler ona göre mamulün bihtir.

İbn Mace'nin (öl. 273/886) Sünen'i: İbn Mace'nin Sünen'inde sahih ve hasen hadislerin yanı sıra zayıf, münker, hatta az da olsa mevzu/uydurma/asılsız rivayetler de vardır.

İbn Mace'den yararlanma konusunda yapılacak iki şey vardır: Birincisi, Muhammed Fuad Abdülbaki'nin neşrini kullanmaktır. Ahmed b. Ebî Bekr el-Busirî (öl. 840/1436), Misbâhu'z-zucâce fî Zevâidi'bni Mace adlı eserinde Kütüb-i Sitte'nin diğer beş kitabında bulunmayıp sadece İbn Mace'de yer alan rivayetleri bir araya getirmiş, hadis veya ravileri sahih, hasen, zayıf, vâhi, münker, malul, mevzu ve benzeri yönden değerlendirerek durumlarını açıklamıştır. Muhammed Fuad Abdulbaki, İbn Mace'nin Sünen'ini, el-Busirî'nin bu değerlendirmelerini, ilgili hadislerin sonuna küçük puntolarla yerleştirerek neşretmiştır. İbn Mace'den yararlanırken 'Ve fi'z-Zevâid:..." diye başlayan bu bilgilerle Muhammed Fuad Abdulbaki'nin kaydettiği diğer değerlendirme ifadelerini dikkate almak son derece önemlidir. İkincisi, hadisleri bab eksenli ele almaktır. Sünen'deki hadisler, bab eksenli ele alındığında, dört bin küsur hadisten bin beş yüz küsur baba mesned olacak kadar yeterli sıhhatte hadisin mevcut olduğu dolayısıyla birçok zayıf rivayetin, babın hükmünü olumsuz manada etkilemediği görülecektir.

Darekutnî'nin (öl. 385/995) Sünen'i: Darekutnî, hadislerin metin ve tariklerinin illetlerini iyi bilen cerh ve tadil otoritelerinden biridir. Sünen'i, sistem ve amaç olarak birçok yönden sünenlerden ayrılır. Sünenler, yöntem olarak genellikle merfu nitelikli hadislere yer verirken, Darekutnî, mevkuf ve maktu rivayetlere de yer verir. Sünenler, ahkamla ilgili konuların mamulün bih hadislerden delillerini serdetmeyi amaçlarken, Darekutnî, daha çok ahkamla ilgili muallel hadisleri serdetmeyi amaçlar. Bu sebeple Darekutnî, Sünen'inde, mevsukiyetine inandığı hadisleri değil, illetli hadisleri bir araya getirmeye ve hadislerin çeşitli isnat ve rivayetlerini vermeye gayret eder.

Ancak bu, Darekutnî'nin Sünen'inde hiç sahih rivayetin yer almadığı anlamına gelmez. Dolayısıyla, Darekutnî'nin amacı, sadece başlıklarda serdettiği yorum ve fıkhî hükümleri ispatlamak, hadislerden sahih delillerini sunmak değil; aynı zamanda bab başlığı kapsamında nakledilen farklı lafız ve tarikleri, zayıf ve illetli rivayetleri serdedip durumlarını açıklamaktır. Bu çerçevede bir bab içinde 40 kadar rivayet zikrettiği olur. Bunun sebebi sadece bab başlığını sahih tariklerle delillendirmek değil; buna, bab kapsamında nelerin nakledildiğini, farklılıkları, değişik mezheplerin delillerini, kusurlu olanların illetlerini ortaya koymayı da ilave etmek gerekir. Çünkü sahih rivayetler kadar zayıf, münker ve vâhi rivayetleri tanımak da önemlidir. Darekutnî, bu tür bir tanıtımı metot olarak benimsediği ve amacı, muallel ahkam hadisleri toplamak olduğu için Sünen'inde zayıf ve mevzu rivayetlerin bulunması tabiîdir. Onun Sünen'i, bu kabil rivayetlerin durumunu görmek açısından önemli bir başvuru kaynağıdır.

Darekutnî'nin Sünen'i, okuyucuya amel etme konusunda yardımcı olmaktan ziyade, muallel hadisler konusunda bilgilendirmeyi amaçlamıştır. Bu yüzden avama değil, ulemaya hitap eder. Darekutnî'nin Sünen'i, kullanacağı hadisin illetli olup olmadığını test etmek ve muallel ahkam hadisleri bir arada görmek isteyenler için iyi bir başvuru kaynağıdır.

Ahmed b. Hanbel'in  (öl. 241/855) Müsned'i: Irakî (öl. 806/1403) Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde uydurma rivayetlerin bulunduğunu ve bunları bir cüzde topladığını, ancak çok olmadıklarını söyler. İbn Hacer (öl. 852/1448), el-Kavlu'l-musedded fi'z-zebb an Musnedi Ahmed adlı eserinde, İbnu'l-Cevzî'nin uydurma diye tenkit ettiği başka hadisleri de ilave ederek Irakî'nin mevzu dediği bütün hadisleri tek tek ele almış, delillerini serdederek uydurma olmadıklarını savunmuştur.

Bilindiği gibi Ahmed b. Hanbel; fedail, ahlak, terğîb ve terhîb konularında mütesahildir; ciddi zayıflık içermemek kaydıyla bu konularda zayıf hadisle amel edilebileceği görüşündedir. Bu tesahül çerçevesinde zayıf oldukları kanaatiyle az da olsa mevzu rivayetlerin zikredilmiş olması tabiidir. Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inin Şuayb el-Arnavud'un talik ve değerlendirmelerinin yer aldığı baskısından yararlanmanın son derece isabetli olacağı kanaatindeyiz.

Bilindiği üzere alimlerce muteber kabul edilen bazı hadis kaynaklarında zayıf hadislerin yer alması sorun olmuş, değişik kesimlerce tartışılarak tenkitler yöneltilmiştir. Bazı tenkitlerin yerinde ve haklı olduğunu kabul etmekle beraber, bir kısmının, hadis kaynaklarını yanlış ya da farklı okuma yönteminden kaynaklandığı için, yersiz ve haksız olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Sonuç ve Değerlendirme

Bilindiği üzere alimlerce muteber kabul edilen bazı hadis kaynaklarında zayıf hadislerin yer alması sorun olmuş, değişik kesimlerce tartışılarak tenkitler yöneltilmiştir. Bazı tenkitlerin yerinde ve haklı olduğunu kabul etmekle beraber, bir kısmının, hadis kaynaklarını yanlış ya da farklı okuma yönteminden kaynaklandığı için, yersiz ve haksız olduğunu söylemek yanlış olmaz. Örneğin rical eksenli müsned ve mucemlerin genel amacı arşivleme olduğu için müellifleri, eserlerini oluştururlarken mütesahil davranmış,  hadisin muhtevasına göre bilinçli olarak zayıf rivayetlere yer vermişlerdir. Bab eksenli câmi ve sünenlerde babına göre bazen zorunlu ve kaçınılmaz olarak zayıf hadislere de yer verilmiştir. Eğer müellif, hadisin zayıf olduğunu belirtmiş ve zayıflık sebebini de açıklamışsa, bunu mutlaka bir sebebe binaen eserine almıştır. Her bir hadis müstakil bir şekilde hüküm kaynağı olarak değil de, bab eksenli ve bab içindeki fonksiyonuna göre ele alınırsa, bu durumun eser ve müellif için bir nakısa teşkil etmediği görülecektir. Önemli olan bu sebebi keşfetmek ve verilmek istenen mesajı doğru algılamaktır. Bununla beraber bir müellif, durumunu belirtmeksizin zayıf veya asılsız bir rivayeti bir hükme dayanak olarak zikretmişse, bu da bir tenkit sebebidir. Çünkü sıhhat kriterlerini isabetli bir şekilde uygulayamamış demektir.

Bir hadis kaynağında yer alan bütün hadislerin, müellifinin ne yaptığına, metot ve amacına bakılmaksızın, tek tek müspet manada hüküm kaynağı olarak algılanması, bazı eserler için ciddi bir sorun teşkil eder. Çünkü böyle bir yaklaşımın, kaynak niteliğindeki herhangi bir eserde, zayıf hadisin varlığına tahammülü yoktur. Oysa müellifin bab içinde rivayete yüklediği fonksiyon, bazen onun zayıf olmasını zorunlu kılabilir.

Ale'l-ebvab eserler, babları çoğu kez olgudan nassa hareketle oluşturulduğu için, tasnif edildikleri dönemlerde toplumun inanç, ibadet ve sosyal hayatına yön vermek gibi bir fonksiyon icra etmelerinin yanı sıra, itikadı, fikrî ve fıkhî problemler çerçevesinde günlük tartışmalara çözüm getirmek gibi bir görev ifa etmekteydiler.

Cevap niteliği taşıyan rivayetler içinde zayıf olanlar da bulunabilmektedir. Bu durumlarda sıhhatten ziyade mevcut rivayetlerin ilgili bablarda nakli söz konusudur. Müellif bunu yaparken hadislerin durumunu da belirtir. Aslında bu, bir manada söz konusu görüş ve iddiayı olumsuzlama operasyonudur. Bunu şu örnekte somutlaştırabiliriz: Ebû Davud'un "Namazı kesen/bozan şeyler babı"nda sunduğu maddelerin her biri için, hemen arkasından, "kılanın önünden kadının geçmesi namazı bozmaz diyen kimse ile ilgili bab", "kılanın önünden merkebin geçmesi namazı bozmaz diyen kimse ile ilgili bab", "kılanın önünden köpeğin geçmesi namazı bozmaz diyen kimse ile ilgili bab", "kılanın önünden geçen hiçbir şey namazı bozmaz diyen kimse ile ilgili bab" şeklinde peş peşe zikrettiği bablar, ilgili babtaki maddelere ve farklı görüşlere cevap niteliği taşımaktadır. Ebû Davud, "namazı bozan şeyler babı" altında zikrettiği hadislerin belirttiği sıhhat durumlarıyla, aslında namazı neyin bozmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü, "Sizden biriniz sütresiz namaz kılarken önünden köpek, eşek, domuz, Yahudi, Mecusi ve kadın geçerse namazı bozulur." rivayetinde, namazı bozduğu ifade edilen hususların münker bir rivayete dayandığını ortaya koymakla, aslında söz konusu hususların namazı bozmadığını ifade etmiş olmaktadır. Burada hükmü belirleyen, rivayetin münkerliği yani zayıflığıdır. Diğer bir ifade ile müellif hadiste söz konusu edilen meselelerin münker hadisle sabit olamayacağını ifade etmiş olmaktadır.

Hadis musannifleri bazen hadisin zayıflığı ile bile bir mesaj, bir hüküm beyan etmek istemişlerdir. Yoksa hiçbir hadis müellifi, topluma yön vermek için oluşturduğu eserine, olumsuzluk olduğunu bile bile ve zayıflığını beyan ederek gerekçesiz bir şekilde zayıf hadis nakletmez. Bu durum bize ale'l-ebvab hadis kaynaklarını 'hadis eksenli' değil, 'bab eksenli' ve bablarla ne verilmek istendiğini dikkate alarak okumayı gerektirir. Aksi takdirde, hadis musannifleri hakkında bu kadar olumlu beyanlar nakledildikten sonra 'şu eserinde şu kadar zayıf hadis vardır' demek, birbiriyle çelişir; yapılan olumlu beyanların gerçek dışı ve güvensiz olduğu sonucu ortaya çıkar. Müellifin zikrediş amacını tespit edip ortaya koymadan ve özellikle bizzat kendisinin yaptığı değerlendirmeleri dikkate almadan hadisleri kullanmak/nakletmek müellife bir haksızlıktır.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.