Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Hayatı Yavaşlatan Ay

 

Dokuz ayda doğdu, otuz günde büyüyor insan. Gözleri büyüyor en çok. Ağaçları gördü bugün, üzerinde avizeler gibi sallanırken narlar! Martıları gördü, sarı paletli ayaklarını sokarken dalgalara. Bir ekmek gördü fırından çıkan, üzerinde dost buğu. Aldı o ekmeği ikiye böldü. Ekmek büyüdü. Yaşasın, ekmek büyüdü!

Hızla yürüyen birine adres sormayın. Hiçbir adres onun varacağı adresten önemli değil. El ilanını boşuna uzatmayın ona. Elleri yanında değil. Selam vermeyin sakın. Antenleri uyuşmuyor dalgalarınızla. Dikkatini çekmeye çalışmayın. Duvara yapıştırılmış bir afiş değilsiniz. Konuşuyorsunuz üstelik korkabilir dudaklarınızdan. Benziniz mi soluk, doktor değil ki! Karşıdan karşıya geçemiyor musunuz? Kolunuzdan tutamaz, acelesi var. Yere mi düştünüz, eğilemez. Yerçekimi, doğal. Zamanı olsaydı çadırınıza uğrardı, kan bile verirdi belki. Bir rozet takardınız ceketinin yakasına kırmızı. Zamanı olsaydı yazınızı okurdu. Başlıklarına göz atıp vapurda bırakacak gazetesini. Gülümsemiyor mu gülümsediğinizde, karşılıksız çek. Elinizi uzattığınızda ucundan mı tutuyor, cüzzamlısınız. Telefonunu açmıyor mu, numaranız görünüyor. Hem titreşimde cihaz, kılını kıpırdatmasına gerek yok. Belki de çekmiyor, günahını almayın. Yeraltına iniyor koşarak merdivenlerden. Çelik bir yılan yanaşıyor sarı çizgiye tıslayarak. O her sabah ve her akşam yılanıyla dolaşıyor şehri. Yaşasın hız, yaşasın yılan! Varsın zehirlesin bizi, zehirlesin ki yürüyen merdivenleri bile koşarak tırmanalım nefes nefese. Yemek yemeye zamanımız yok, sofra mı kuralım! Ağır ağır mı kuralım. Düşüne düşüne mi? Zeytinlerin parlaklığını mı fark edelim? Çorbanın buğusunu mu? Aç bir çocuğun fotoğrafı mı düşsün tabağımıza? Hayır, hayır. Edison'un buluşlarından daha parlak bir buluşa imza atalım: Fast food! Ne kadar çabuk biterse yemek o kadar zaman. Ne kadar çabuk boşalırsa masa, o kadar kazanç!

Nereden çıktı bu ay, ne zaman vurdu tırpanını göğe? Bu ne saltanat! Ne zaman döküldü gökten yıldızlar? Çocuklar çığlık çığlığa topluyor yerden. Ne zaman kaldırdı beyaz eldivenli elini memur? Ne zaman durdu hayat! Yoksa durmadı mı, bize mi öyle geliyor? Tren geliyor ve metrodaki adam ilk kez sarı çizgiyi gördü. Sınırı hatırladı, sınırsızlığı. Yürüyen merdivenleri koşarak tırmanmıyor. Bir dakika geç çıkacak yeryüzüne, olsun! Ağırlık ve hafiflik paylaştı bedenini. Hem her şeyi fark edecek kadar ağır. Hem her yere uçacak kadar hafif. İşte bir çocuğun yüzüne uçtu annesinin kucağına kurulmuş. Hatta burnunu bile oynattı güldürmek için. İlk kez bir çocuk gülümsemesine tutundu, düşmeyecek yere. Birden ellerini fark etti! Hangi düğmeye bastı acaba? Kolları bir anda fışkırdı bedeninden. Ellerine baktı uzun uzun. Sonra bir âmânın elinden tuttu karşıya geçirmek için. Kaldırıma kapaklanmış bir ihtiyarı kaldırdı yerden. Bir avucun içine para koydu. Birine selam verdi uzaktan. Telefonuna baktı: Üç cevapsız çağrı. Aradı bir bir. Neler oluyor! Balkabağı arabaya, fareler beyaz atlara dönüşüyor. Hem on ikide bozulmuyor büyü. Dokuz ayda doğdu, otuz günde büyüyor insan. Gözleri büyüyor en çok. Ağaçları gördü bugün, üzerinde avizeler gibi sallanırken narlar! Martıları gördü, sarı paletli ayaklarını sokarken dalgalara. Bir ekmek gördü fırından çıkan, üzerinde dost buğu. Aldı o ekmeği ikiye böldü. Ekmek büyüdü. Yaşasın, ekmek büyüdü!

Ne güzeldi yeryüzü. Ne güzeldi açlık. Ne güzeldi susuzluk. Bir cevapsız çağrı Ramazan! Nasıl çağırıyordu onu, her minareden seslenerek. Müezzinler bir kelimeyi binlerce minarede dolaştırıyorlardı tek duysun diye o. 

Küçük adam büyüdü. Yetişeceği yeri fark etti çünkü. Fark etti ve ağır ağır yürüdü yetişeceği yere. İnsan yetişeceği yere yavaş gider mi? Gider. Küçük adam, içinden otomobillerle geçtiği şehirde ağır ağır yürüyor. Bir seyyah gibi süzüyor uzun uzun, yolları, köprüleri, evleri… İlk defa görüyor gibi bakıyor denize hayretle. Hız kesilince şehir büyüdü. Kamburu düzeldi. Omuzları dikleşti. Ayaklarına can geldi. Feri kaçmış gözlerine yıldırım düştü. Küçük adamın aklına düştü uçmak. Üzerinden uçaklarla geçtiği şehrin üstünde bir uçurtma gibi yükseldi bu kez, rüzgâra bırakarak kendini. Ne güzeldi yeryüzü. Ne güzeldi açlık. Ne güzeldi susuzluk. Bir cevapsız çağrı Ramazan! Nasıl çağırıyordu onu, her minareden seslenerek. Müezzinler bir kelimeyi binlerce minarede dolaştırıyorlardı tek duysun diye o. Bir kez gördü. Artık görmemiş olamaz. Bir kez duydu. Duymamış olamaz artık. Yere bıraktı kendini kurtulmak için boşluktan. İşte orada!  Küçük adam parçalarını topluyor yerden. Bu gözleri, bu elleri, bu ayakları... Büyük adam kalbini yerden kaldırıyor. Gümbür gümbür atıyor ellerinde.    

 

Yorumlar

 
müzeyyen apaydın
müzeyyen apaydın19.08.2013

Ne zaman Ali Ural ismini görsem o yazıyı okumadan edemiyor başkalarına da tavsiye ediyorum.Her yazı beni silkeleyip uyandırıyor.

19.08.2013

 

Ahmet DAĞ
Ahmet DAĞ24.05.2013

Bir yazı ne zaman yazılmış olursa olsun, her okunduğundan tekrar yazılmış gibi ise o yazı her devrin yazısıdır. Çok güzel yazı, Ali Ural Bey tebrikler.

24.05.2013

 

cerrah cebeci
cerrah cebeci26.03.2013

sahi ne anlatıyor.kimi neye benzetiyor.açık ve net değil. kim ne anlarsa anlasın.

26.03.2013

 

ayşegül
ayşegül26.07.2012

ya Allah!!!!! nasıll özgün nasılll etkileyici bir anlatım... Allah'ım yolunuzu açık etsin Ali Ural!!!

26.07.2012

 

Hadîce Kübrâ DURUKAN
Hadîce Kübrâ DURUKAN26.07.2012

" FeEYNE TEZHEBÛN?! " 'u idrâk ettiresi kıvamda nefis bir yazı...Kalbinize ve kaleminize kuvvet...

26.07.2012

 

n y
n y26.07.2012

harika bir yazı olmuş ellerinize sağlık...

26.07.2012

 

A. Ali Ural

1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı (1982). Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınlayıp yönettiği dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor (2005–2007). 2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, “Ejderha ve Kelebek” adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. Üniversitelerde “Yaratıcı Yazarlık”, “Yazılı ve Sözlü Anlatım” ve “Türk Dili” dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak'ın yayın yönetmenliğini yapıyor. Ural, “Gizli Buzlanma” adlı şiir kitabıyla 2013’te Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Yılın Şiir Kitabı” ödülünü aldı.   ESERLERi: ŞiiR: Körün Parmak Uçları (1998) Kuduz Aşısı (2006) Gizli Buzlanma (2013)   HiKâYE: Yangın Merdiveni (2000) Fener Bekçisinin Rüyaları (2011)   DENEME: Posta Kutusundaki Mızıka (1999) Makyaj Yapan Ölüler (2004) Resimde Görünmeyen (2006) Güneşimin Önünden Çekil (2007) Satranç Oynayan Derviş (2008) Tek Kelimelik Sözlük (2009) Ejderha ve Kelebek (2010) Bostancı Bahane (2010)   TERCüME-ARAşTıRMA: Divan / İmam Şâfiî'nin Şiirleri (2002)

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin