Ömer Tuğrul İnançer Dosyalar Hicret'ten Alınacak Dersler İlk önce şu hususu belirtelim: Hicret sadece Rasulullah Efendimiz'in Mekke'den Medine'ye teşrifi ile sınırlı bir hadise değildir. Onu sosyal bir gereklilik, epey sıkıntılı bir yerden sıkıntısız bir yere gitme... http://www.sonpeygamber.info/hicret-ten-alinacak-dersler http://www.sonpeygamber.info/files/1452-kucuk.jpg

Hicret'ten Alınacak DerslerÖmer Tuğrul İnançer

12.01.2011, Çarşamba Dosyalar / Hicret
Etiketler:

 

Hicret sırasında Efendimiz’in bir başka önemli uygulaması şudur: Efendimiz bir müşrik olan Abdullah bin Uraykıt’ı kendisine kılavuz seçiyor. Niçin? Çünkü Hicret’ten on yıl sonra Mekke’de inen ayet “Emaneti ehline veriniz! ”diyor.

İlk önce şu hususu belirtelim: Hicret sadece Rasulullah Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye teşrifi ile sınırlı bir hadise değildir. Onu sosyal bir gereklilik, epey sıkıntılı bir yerden sıkıntısız bir yere gitme arzusu şeklinde algılarsak Efendimiz’e saygısızlık yapmış oluruz. Ayrıca Müslümanların ilk hicreti Habeşistan’a yapılandır. Mekke’de müşriklerin baskıları katlanılmaz bir hal alınca Efendimiz’in müsaadesiyle Cafer-i Tayyar Hazretlerinin de içinde olduğu bir grup Müslüman, Habeşistan’a hicret etmiştir. Çünkü Habeşistan adaleti esas alan bir kral tarafından yönetiliyordu.

 

Bu da gösteriyor ki, adalet çok esaslı bir hususiyettir, Allah adaleti merkez alır. Efendimiz’in adalete vurgu yapan bir iltifatı vardır. “Ben adil bir hükümdar zamanında doğdum ve adil bir hükümdar ile birlikte yaşıyorum” buyurur. Efendimiz’in işaret ettiği birinci hükümdar İran hükümdarı Nuşirevan’dır, ikincisi ise Habeşistan kralı Necaşi’dir. Adaletle hükmeden bu iki hükümdar ehl-i iman mıydı konusunda çok şey söylenebilir ama adaletle hükmetmeleri bütünüyle iman dışı değildir. Efendimiz’in Necaşi’nin cenaze namazını gıyaben kılması da bu açıdan önemlidir; Necaşi’yi bizim için “Hazret-i Necaşi” kılan bir işarettir. Efendimiz O’nu hem adaletli bir hükümdar olarak değerlendirmiş, hem de gıyaben cenaze namazını kılmıştır (Hatta Hz. Ümm-i Habibe Validemizle olan nikâh ahdinde Necaşi’ye vekâlet vermiştir.) Sanmaktayız ki Allah Rabbü’l Müslimin’dir, hâlbuki O Rabbü’l Alemin’dir. Dolayısıyla Nuşirevan ve Necaşi’nin de Rabbidir. Zulümle payidar olan bir Müslümandan bahsedemeyiz, ancak adaletle hükmeden bir gayrimüslimin payidarlığı mümkün olabiliyor. Mesela Efendimiz’in bir hadis-i şerifinde şöyle buyurduğu ifade ediliyor: “Şu adamların kafir olarak ölmesine çok üzüldüm. İyi bir şair olduğundan İmraü’l Kays, adil olduğu için Nuşirevan, cömert olduğu için Hatem-i Tai, amcam ve bana çok iyiliği olması hasebiyle Ebu Talib…” Doğrusu, Ebu Talip hakkında net bir şey söylemek haddimize değildir. Çünkü Hz. Peygamber Ebu Talib’in vefatına ağlamıştır. Elbette ki insan beşer olarak amcasının vefatına üzülür, ama sanki Efendimiz’in Ebu Talib’in vefatına ağlaması sadece amcası olması sebebiyle değildir. Dolayısıyla Efendimiz’in hayatında iyi bir yer almış olan isimler konusunda hassas olmak gerekiyor.

Efendimizin hicret yapacağı akşam Hz. Ali’nin Hz. Peygamber’in yatağına girmesi üzerinde de durmak gerekiyor. Bu iman ve sadakat bize çok şey söylüyor. Bu muhabbetin, hürmetin ve fedakârlığın en hakikatli ifadesi, canını canana feda örneğidir.

Müslümanların Habeşistan’a olan birinci hicretlerinden sonra yine Efendimiz’in müsaadeleriyle Medine’ye olan münferit hicretler olur. Bunlar Efendimiz’in hicretinden öncedir.  O kadar çok münferit hicret olmuştur ki, Efendimiz hicret ettiğinde Mekke’de pek az Müslüman kalmıştı. Mesela, bu münferit hicretlerden biri Hz. Ömer’in hicretidir. Kâbe avlusundaki müşriklerin içine dalıp: “Ben Medine’ye gidiyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler, takip edip mani olmaya kalkabilirler!” diye meydan okuyarak hicret etmiştir. Efendimiz 26 Saferde hicret ettiğinde kendisine duran bazı emanetleri Hz. Ali’ye teslim ediyor. Bu husus da önemlidir. Mekkeli müşrikler bir taraftan Allah Resulü’ne Mekke’de hayat hakkı tanımıyorlar, diğer taraftan O’nu en güvenilir biri olarak görüyor ve emanetlerini O’na bırakıyorlar. Akılları O’nu emin ve güvenilir buluyor, ama kibirleri kendisine iman etmeye mani oluyor. İste Hz. Peygamber Medine’ye Hicret edeceği için kendisinde duran Mekkeli müşriklere ait bu emanetleri Hz. Ali’ye bırakıyor.

Efendimizin hicret yapacağı akşam Hz. Ali’nin Hz. Peygamber’in yatağına girmesi üzerinde de durmak gerekiyor. Bu iman ve sadakat bize çok şey söylüyor. Bu muhabbetin, hürmetin ve fedakârlığın en hakikatli ifadesi, canını canana feda örneğidir. Müşrikler Efendimiz’in evini basıyorlar. Yorganı kaldırdıklarında orda yatanın Hz. Ali olduğunu fark ediyorlar.

Hicret sırasında Efendimiz’in bir başka önemli uygulaması şudur: Efendimiz bir müşrik olan Abdullah bin Uraykıt’ı kendisine kılavuz seçiyor. Niçin? Çünkü Hicret’ten on yıl sonra Mekke’de inen ayet “Emaneti ehline veriniz![1]”diyor.

Efendimiz’in stratejistliğine işaret olarak sadece Uhud’a dikkat çekiyoruz, okçuları yerleştirdiği yerin seçimindeki isabeti anlatarak. Hâlbuki Efendimiz, hayatının bütün dilimlerinde aynı hassasiyete sahiptir. Hicret de bu anlamda bize çok ipucu veriyor.

Efendimiz ise zaten her zaman emaneti ehline vermiştir. Abdullah bin Uraykıt, yıldızlara bakarak yolu tayin edebilecek kadar yol rehberliği anlamında ehil birisiydi. Efendimiz onun müşrikliğine bakmadan ehil oluşunu esas almıştır. Hicret’ten alacağımız derslerden birisi de budur. İnsanlar arası münasebette esas olan, emaneti ehline vermektir. Evini yapacaksan, bu işi en iyi yapan ustayı bulacaksın. Din, Allah ile kul arasında bir ilişkidir. Elbette din kardeşliği çok önemlidir ama Rabbimizin emri gereği iş, din kardeşine değil yalnız ve yalnız ehil olana verilir. Müslüman’ın vazifesi de ehil olmaktır; ne iş yapıyorsa adalet, ehliyet ve doğruluk üzere yapmalıdır.

Nihayet hicret yolculuğuna çıkılıyor. Saferin 26’sında, bir Perşembe akşamı yola çıkılıyor. Miladi olarak günlerden 9 Eylül’dür. Mehtabın en zayıf olduğu bir zaman… Efendimiz’in stratejistliğine işaret olarak sadece Uhud’a dikkat çekiyoruz, okçuları yerleştirdiği yerin seçimindeki isabeti anlatarak. Hâlbuki Efendimiz, hayatının bütün dilimlerinde aynı hassasiyete sahiptir. Hicret de bu anlamda bize çok ipucu veriyor. Hz. Peygamber Hicret’te başka, rehberlik konusunda dinîkimliğine bakmadan ehil olan birini ve en doğru vakti seçiyor. Mekke ve Medine arasında takip edeceği yolu da belirliyor. Medine Mekke’nin kuzeyindedir, ama o Mekke’nin güneyine doğru yolculuğu başlatıyor. Güneyde duran Sevr Mağarası’na uğruyor, sonra bir ‘U’ çizerek önce batıya sonra kuzeye yöneliyor.

Efendimiz’i korumak maksadıyla Hz. Ebubekir’in Sevr Mağarası’nın deliklerini ayağıyla kapatması, müşriklerin mağaranın kapısına kadar gelip kendilerini görememeleri, örümceğin ağ örmesi, Hz. Peygamber’in “Korkma, Allah bizimledir!”[2] demesi, Süreka’nın atının ayağının kuma saplanması, Ümm-i Mabed’in Efendimizin cemal-i ba-kemalini Ebu Mabed’e anlatması, Kuba’da şarkılar, deflerle karşılanmaları ve böylece Hicret-i Nebi’nin her safhası, her noktası derslerle doludur.

 

 

Dipnotlar


[1] 4/Nisa Suresi 58.

[2] Tevbe Suresi 40. 

Ömer Tuğrul İnançer; Muhabbet Peygamberi, s. 47-50, Timaş, İstanbul, 2010
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.