Sonpeygamber.info Hicri Yılbaşı ve Muharrem Mesajı Prof. Dr. Mehmet Görmez Aşura mesajında anlamlı vurgularda bulundu.... http://www.sonpeygamber.info/hicri-yilbasi-ve-muharrem-mesaji http://www.sonpeygamber.info/files/1454-kucuk.jpg

Hicri Yılbaşı ve Muharrem Mesajı

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Hicri Yılbaşı, Muharrem ayı ve yaklaşan Aşura Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Mesajında kardeşlik vurgusu yapan Görmez, Kerbela’nın tüm İslam âleminin ortak acısı olduğunu dile getirdi.

Görmez’in açıklamaları şu şekildeydi:

Hicret, Muharrem ve Aşura

“Sevgili peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretinin gerçekleştiği ve rahmet peygamberinin “Allah’ın ayı” olarak nitelendirdiği Muharrem ayını idrak etmiş bulunuyoruz. Bu ayın İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlar ve bereketler getirmesini niyaz ediyorum. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicret, tarih başı olarak kabul edilmiş ve o günden itibaren İslam âleminde 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul görmüştür.

Hicret; Allah’a ve O’nun kutlu elçisi rahmet peygamberine gönülden bağlılığın bir ifadesi, dostluğa, kardeşliğe, medeniyete, ilme ve irfana açılan yolculuğun hikâyesidir.

Hicret; Allah’a ve O’nun kutlu elçisi rahmet peygamberine gönülden bağlılığın bir ifadesi, dostluğa, kardeşliğe, medeniyete, ilme ve irfana açılan yolculuğun hikâyesidir.

Hicret, nurlu şehir Medine’nin şahsında, insanlığın gönlüne, sevgiye ve rahmete açılan bir yoldur. Her vesile ile paylaşmayı, dayanışmayı, insani erdem ve faziletleri öğütleyen yüce dinimizin hikmet yüklü mesajlarının insanın hayatında makes bulmasıdır. Hicret, Allah yolunda fedakârlığın, yardımlaşmanın kardeşliğin zirvesidir.

Tebliğ hicreti doğurmuş, hicret ise tebliği yoğurmuştur. Kısaca hicret Müslümanlar için bir milattır.

Hicret, Allah rızası için anadan, babadan, evlattan, yardan, diyardan, maldan ve mülkten hatta candan vazgeçmenin ibretli ve meşakkatli bir öyküsü,  yüce dinimizin rahmet yüklü mesajlarını bütün insanlığa ulaştırmak için çıkılan yolculuğun adıdır. Öyle ki tebliğ hicreti doğurmuş, hicret ise tebliği yoğurmuştur. Kısaca hicret Müslümanlar için bir milattır.

KERBELA ORTAK ACIMIZ

Muharrem ayı, aynı zamanda Hz. Peygamber (sav)’in torunu Hz. Hüseyin’in ve çoğu Ehl-i Beyt mensubu 70’ten fazla insanın siyasi ihtiraslar uğruna Kerbela’da şehid edilmesi nedeniyle Müslümanların ortak hafızasında büyük bir acının tarihidir. Bu ciğersûz hadise özellikle milletimiz başta olmak üzere, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun, bütün Müslümanların asırlardır dinmeyen ortak acısı olmuştur. Kerbela’da acımasızca şehit edilen Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının bu hadisedeki asil duruşları ve haksızlıklar karşısındaki onurlu mücadeleleri  bütün müminlerin gönüllerinde taht kurmuş, Hz. Hüseyin ve yakınlarına bu zulmü reva görenler ise  insanlığın ortak vicdanında mahkûm edilmiştir.

Kerbelâ olayı, dünyanın hangi bölgesinde yaşarsa yaşasın, hangi dînî-kültürel alt kimliğe mensup olursa olsun, İslâm toplumlarının hemen hemen hepsinde önem atfedilen bir hadisedir. Bu öneme istinaden Muharrem, Aşura ve Kerbelâ’nın, İslâm toplumlarının dînî-kültürel hayatında da bazı yansımaları olmuştur.  Müslüman coğrafyasında bu ayda tutulan oruçlar, pişirilip dağıtılan aşuralar ve Kerbelâ’da Hz. Peygamber (sav)’in torunu Hz. Hüseyin ile beraber ailesi ve yanında bulunanlardan şehid olanların yad edilmesi bunların başlıcalarıdır. Nitekim, Hz. Hüseyin’in şehadetine duyulan üzüntü şiirlere, mersiyelere ve maktellere yansımış, bu alanda pek çok eser vücuda getirilmiştir. Bunlardan birinde Aşık Yunus şöyle dile getirir duygularını:

Şehitlerin serçeşmesi, Enbiyanın bağrı başı, Evliyanın gözü yaşı, Hasan ile Hüseyin’dir

Hazret-i Ali babaları, Muhammed’dir dedeleri, Arşın iki küpeleri, Hasan ile Hüseyin’dir

Kerbela’dır yazıları, Şehid olmuş gazileri, Fatma Ana kuzuları, Hasan ile Hüseyin’dir

Derviş Yunus’un dünya fânî, Bizden evvel gelen hani, İki cihanın sultanı, Hasan ile Hüseyin’dir.

Günümüzde bütün Müslümanlara düşen önemli görevlerden biri, bu tür müessif olaylardan ibret almak, dersler çıkarmak ve birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek her türlü olumsuz tutum ve davranışlardan kaçınmaktır.

Günümüzde bütün Müslümanlara düşen önemli görevlerden biri, bu tür müessif olaylardan ibret almak, dersler çıkarmak ve birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek her türlü olumsuz tutum ve davranışlardan kaçınmaktır. 

Muharrem ayı ile bağlantılı olarak uzun yıllardır yaşatılan uygulamalardan birisi de aşura geleneğidir. Milletimizin komşularına, dost ve akrabalarına yılda iki defa dağıttığı güzelliklerden biri kurban, diğeri ise aşuradır.

Aşura paylaşmanın, dayanışmanın, birlikteliğin ve sevginin ifadesi, bolluk ve bereketin simgesidir. Aşuranın bu mecazî anlamı toplumumuz için bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Milletimiz, asırlardır sürdürdüğü gelenekle bugün de; “farklılıkların ahenk içindeki ortak tada katkı sağlamaları”, “birlik” gibi kültürümüzün özünde hep var olan güzellikleri devam ettirme bilinci ile birbirinden farklı tatları aynı kazanda kaynatıp, aşura aşı yapmaya, birlikte yaşamanın sembolünü tadarken muhabbeti paylaşmaya devam etmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, şehitlerin efendisi İmam Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, onların İmam Zeynelabidin ile süren aziz hatırasını yad ediyor, Ehl-i Beyt-i Mustafa’yı saygıyla selamlıyor; asırlardan beri Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisi etrafında kenetlenen milletimizin barış, huzur, güven, karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde yaşamaya devam etmesini Cenab-ı Mevla’dan niyaz ediyorum.”

 

Yorumlar

 
olcay merih ince
olcay merih ince04.12.2011
sayın diyanet işleri reisimiz Hz. Peygamberin hicretinin muharrem ayında gerçekleştiğini ifade ile açıklamasında "Sevgili Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretinin gerçekleştiği ve rahmet peygamberinin..." diye devam eden bir cümle sarf etmişler. kendileri hadis profesörüdür. tecahül-i arif yapmış mı desem yoksa zuhul eseri böyle bir vahim hataya mı düştü desem bilemedim. Zira Hz. Peygamber muharrem ayında hicret etmedi. muharrem ayında hicret ettiğine dair hiç bir kaynakta bilgi yoktur. bizim diyanet yıllardır her muharrem ayı gelişinde bir hicret sevdasına tutulur ki anlamanıza imkan ve ihtimal yok. sanırız miladi yılbaşına alternatif çıkarma telaşında olsa gerektir. 1 muharrem Hz. peygamberin hicret ettiği gün değildir. bilakis Hz. peygamber muharremden sonraki ay yani Safer ayının 26sı hicrete çıkmış miladi olarak ağustos ayına denk gelir çöl sıcağının en yoğun olduğu dönemdir, üç gün üç gece sevr mağrasında saklanmışlar akabinde de medineye doğru sahil istikametinden bugün hicret yolu diye kullanılan karayolundan geçerek kubaya ulaşmışlardır. Hz. Peygamber gün ortasında yani yolculuğa devam edilmesi mümkün olmayan bir saatte kubaya ulaşmış medineliler artık gelmezler diye evlerine çekildiklerinde bir yahudi beklediğiniz kişi geliyor deyip onları harekete geçirince evlerinden çıkarak onu karşılamaya koşmuşlardır. yani Peygamberimiz (a.s.); nübüvvetin ondordüncü,[ Hicretin birinci yılı, Rebiülevvel ayının onikisinde, Pazartesi günü, kaba kuşlukta, güneşin en kızgın sırasında, Kuba´da Amr b. Avf oğullarından Külsûm b. Hidm´in evine indi. detayını merak buyuranlar islam tarihçimiz Mustafa Asım Köksal Hocaefendinin islam tarihi isimli muhalled eserine müracaat edebilirler. burada dikkate şayan bir husus daha var ki o da Hz. peygamberin doğumu, hicreti ve vefatlarının hep aynı gün gerçekleşmiş olmasıdır. 12 rabiülevvel pazartesi günü. yani biz mevlid kandilini kutlarken hem veladet-i nebeviyyi, hem hicreti hem de resul-i kibriyanın ahireti teşriflerinin de aynı gün olması hasebiyle vefatını yad ederiz. diyanet camiası kendi bastıkları siyer kitaplarına ya da ansiklopediye bile bakmadan muharremde hicret muhabbetini ne zaman kesecektir merak içerisinde beklemekteyim...
04.12.2011