Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

İslam Kardeşliği


عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ  رضى الله عنهما  قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ

Abdullah ibn Ömer radıyallahu anhumâ'dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Müslüman, Müslümanın (din) kardeşidir..."[1]

Kardeşlik kutlu ve güçlü bir bağ olduğu kadar büyük bir sorumluluktur da... Aynı dine mensup insanların adedince büyüyen bir sorumluluk. Kardeşler arasındaki ilişkilerin nasıl olması lazım geldiği konusunda hem Kur'ân-ı Kerîm'de hem de Peygamberimiz’in hadis-i şeriflerinde çok ciddi tavsiye ve uyarılar bulunmaktadır.

Her sistem gibi İslam da kendi cemiyetini belli esaslar üzerine kurmuştur. İnançta tevhidi; cemiyette de uhuvveti yani kardeşliği esas almıştır. Dolayısıyla İslam toplumu, sınırları İslam imanıyla çizilmiş kardeşler topluluğudur. Bu topluluk ve kardeşliğe imandan başka hiçbir şey, mesela ne ırk ne renk ne de coğrafya sınır çizebilir. İslam kardeşliğinin yegâne belirleyici ön şartı "La ilahe illallah Muhammedur'r-resulullah" demektir. Bu kelime-i tevhîd'i söyleyen herkes Müslümandır ve öteki Müslümanların din kardeşidir. Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'de bu gerçek, "Mü'minler ancak kardeştirler"[2] diye pek açık biçimde belirlenmiş ve ilan edilmiştir. Sevgili Peygamberimiz de "Müslüman, Müslümanın kardeşidir" buyurmuş, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi devirde yaşamış bulunursa bulunsun bütün Müslümanların birbirlerinin din kardeşi olduklarını tüm dünyaya duyurmuştur. Hatta bizzat kendisi Medine'yi teşrif ettiklerinde, Mekke'den gelen muhacirlerden her birini Medineli Müslümanlardan biri ile kardeş ilan etmiş, böylece ilk İslam cemiyetini, kardeşlik esas ve uygulamasıyla başlatmıştır. Modern dünyanın "toplum dayanışması" dediği ve aradığı oluşumu Hz. Peygamber, kıyamete kadar yaşayacak olan ümmetine örnek olmak üzere muâhât (kardeşlik) uygulamasıyla daha ilk İslam toplumunda gerçekleştirmiştir. Bu sebeple Müslümanlar, kardeşliği Kitap ve Sünnet ile ilan edilmiş ve Medine İslâm toplumuyla o kardeşliği yaşamaya başlamış bir ümmettir.

Kardeşlik kutlu ve güçlü bir bağ olduğu kadar büyük bir sorumluluktur da... Aynı dine mensup insanların adedince büyüyen bir sorumluluk. Kardeşler arasındaki ilişkilerin nasıl olması lazım geldiği konusunda hem Kur'ân-ı Kerîm'de hem de Peygamberimiz’in hadis-i şeriflerinde çok ciddi tavsiye ve uyarılar bulunmaktadır. Bütün bu uyarı ve tavsiyelerin özünü aslında "kardeşlik" kelimesi ifade etmektedir. Hz. Peygamber de bu yüzden kardeşler arasındaki her türlü münasebette, Müslümana kendi nefsini ölçü almasını öğütlemiştir. O (sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmuştur:

"Hiçbiriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe olgun mü'min olamaz."[3]

Bu hadis-i şerif, din kardeşliği sorumluluğunu bütün boyutlarıyla pek özlü bir ifade ile ortaya koymuş bulunmaktadır. Ancak yine de konuyu açıklığa kavuşturmak bakımından diğer hadislerden yararlanarak din kardeşliğinin bazı gereklerine işaret etmek faydalı olacaktır.


Müslüman, öteki Müslüman kardeşlerine buğzedemez, kin tutamaz, sırt çeviremez. Araya bir takım suni üstünlük ölçüleri koyamaz. Çünkü İslam'da üstünlük sadece ve sadece takva iledir. 

Müslüman, haklı sebeplere dayalı da olsa Müslüman kardeşiyle üç günden fazla küs duramaz. Müslüman kardeşleri yanıbaşında dururken onları bırakıp başka din mensuplarını ve dinsizleri dost edinemez. Çünkü Müslümanın dostu ancak Müslümandır. Çünkü atalarımızın da dediği gibi, "Domuzdan post, gâvurdan dost olmaz."

Müslüman, öteki Müslüman kardeşlerine buğzedemez, kin tutamaz, sırt çeviremez. Araya bir takım suni üstünlük ölçüleri koyamaz. Çünkü İslam'da üstünlük sadece ve sadece takva iledir. Gerek fert gerek millet olarak tercihlerini daima din kardeşlerinden yana kullanmak zorundadır. Günümüz dünyasında beynelmilel platformlarda Müslümanların birbirlerine arka çıkmaları, dünyadaki güç dengeleri bakımından oldukça ehemmiyet arz etmektedir. Bu konuda şu hadis-i şerif pek dikkat çekicidir:

“Müslüman, Müslümanın (din) kardeşidir.

Müslüman, Müslümana zulmetmez.

Müslüman, Müslümanı başına gelen musibette terk etmez, onu zalimin zulmünde bırakmaz.

Müslüman, din kardeşine yardımda bulundukça Allah da ona yardımda bulunur.

Kim bir Müslümanın dünya darlığını giderip de sevindirirse Allah da kıyamet gününde onun sıkıntısını giderip mutlu eder.

Kim dünyada Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter."[4]

Hadisten açıkça anlaşıldığına göre din kardeşliği çerçevesinde kardeşçe yapılacak işlerin ahirette de karşılıkları görülecektir. Yani kardeşler birbirleri için "ahiret yatırımı" vesilesidirler.

Din kardeşleri arasındaki ilişkiler konusunda Hucurât Suresi'nde birçok noktaya dikkat çekilmiştir. Onları da burada hatırlatmak yerinde olacaktır:

Fasık birinin verdiği habere hemen inanılmayıp araştırılmalıdır. Özellikle günümüzde güdümlü haber kaynaklarının bilhassa Müslümanlar hakkında verdikleri haberleri, mutlaka aynı değer ölçüle­rini paylaşan kaynaklardan tahkik etmek bir vecibe haline gelmiştir.

Anlaşmazlığa düşen Müslümanların ve Müslüman grupların araları bulunmalı, hak ve adalet ölçüleri ile aralarında hükmedilmelidir. Haksız olan tarafı, Allah'ın koyduğu sınırlara razı etmek için her türlü çareye başvurulmalıdır. Kardeşlerin araları ıslah edilmelidir.

Erkek Müslümanlar diğer erkek Müslümanları, kadınlar da öteki hanım Müslümanları alaya almamalı; onların Allah katında kendilerinden daha kıymetli olabileceklerini hatırdan çıkarmamalıdırlar. Onları çirkin lakaplarla çağırmamalı, haklarında suizanda bulunmamalı, gizli yönlerini, sırlarını araştırmamalı, onları gıybet edip çekiştirmemelidirler.[5]


Müslüman, öteki din kardeşlerini kendisinden asla aşağı görmeyecek hatta onları kendi nefsine tercih edecektir. Dualarıyla da din kardeşlerine iyilikler dileyecektir. Zira müminin, din kardeşinin gıyabında yaptığı dua makbuldür.

Bütün bunlar Müslümanın, din kardeşlerine eliyle de diliyle de zarar vermemesi gerektiğini, gönlünden de kardeşleri hakkında kötü şeyler geçirmemesi lazım geldiğini göstermektedir. Zaten sevgili Peygamberi­miz de bir hadislerinde olgun Müslümanı, öteki Müslümanların, dilinden ve elinden emin olduğu kişi olarak tarif ve tavsif etmiştir.

Müslüman, öteki din kardeşlerini kendisinden asla aşağı görmeyecek hatta onları kendi nefsine tercih edecektir. Dualarıyla da din kardeşlerine iyilikler dileyecektir. Zira müminin, din kardeşinin gıyabında yaptığı dua makbuldür.

Müslüman, kendi gücünü, mutluluğunu, devletini, şevketini, izze­tini, şerefini din kardeşlerinde bilecek ve bulacaktır.

Müslüman, Müslümanın sevincini paylaşacak, elem ve ıstırabına ortak olacaktır. Bir bela, musibet veya zulme uğrayan din kardeşlerine bütün Müslümanların yardımcı olmaları "kardeşlik" gereğidir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de "O müminler ki haklarına, yurtlarına tecavüz edildiği zaman onlar yardımlaşırlar"[6] buyrulmuştur. Peygamber Efendimiz de "Zalim olsun mazlum olsun kardeşine yardım et" buyurmuş; mazluma yardımı anladık ama zalime nasıl yardım ederiz? diye sorulunca da "Onu da zulmünden vazgeçirirsiniz, bu da ona yardımdır" buyurmuştur.[7]

Bir başka hadis-i şerifte Müslümanların yekdiğerleri üzerindeki hakları şöylece sıralanmıştır: "Karşılaştığında selâm ver. Davet edince icabet et. Nasihat istediğinde nasihat et. Aksırıp ‘elhamdülilah’ deyince ‘yerhamükellah’ diye dua et. Hastalanınca ziyaretine git. Öldüğünde de mezara kadar cenazesini teşyi et!"[8]

Buraya kadar naklettiğimiz ayet ve hadisler göstermektedir ki İslam'da din kardeşliği DUYGU, DÜŞÜNCE, TAVIR, ELEM-KEDER ve SEVİNÇ olarak bütün müminlerin bir tek vücut olması, kendilerini böyle hissetmeleri demektir. Nitekim bu husus hadis-i şeriflerde şöylece açıklanmıştır:

"Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve yekdiğerini korumakta tek bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsız olursa öteki organları da bu yüzden rahatsız olur ve uykusuz kalır.”[9]

"Müminler birbirlerine karşı, parçaları yekdiğerine kenetli sağlam bina gibidir."[10]

Böylesine yakın, sıcak ve samimi bir duyarlılığa sahip olmayan, yani din kardeşlerinin derdini dert edinmeyen, onların meseleleriyle meşgul olmayan, onlardan olma hakkını kaybetmiştir. O halde Müslümanlar, her halükârda ve daima Müslüman kalmaya, Müslümanlarla beraber olmaya, onlara karşı kardeşçe davranmaya mecbur hatta mahkumdurlar. Çünkü din kardeşliğinden daha güçlü ve kutlu bir başka bağ yoktur. Bu sebeple Müslüman yürekler Müslümanlara karşı daima sevgi ve muhab­betle atmalıdır. Çünkü hayat, ancak din kardeşleriyle birlikte yaşanırsa güzeldir.

Dipnotlar

1. Buharî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 32; Ebû Dâvûd, Edeb 28; Tirmizî, Hudud 3, Birr 18; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 9, 28; V, 24, 71.

2. el-Hucurat (49), 10.

3. , İman 7: Müslim, İman 71, 72; Tirmizi, Kıyame 59; Nesai, İman, 19, 33.

4. Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 32.

5. Bk. el-Hucurat (49), 6-12.

6. eş-Şuara (26), 39.

7. Buhârî, Mezalim 4.

8. Müslim, Selâm 4-6.

9. Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.

10. Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18.

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve dergisi, İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı. Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin