Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Kaynakların Duru Sularında

O’nu önce çocukken annelerimizle birlikte katıldığımız, hayatının çarpıcı sahnelerinin sade cümlelerle dilden dile aktarıldığı mevlid toplantılarında sevmiştik. “Biz” ile konuşulan toplantılardı onlar. “Biz”, Ümmet-i Muhammed olarak, iman getirerek müslümanlığımızı ilân etmiş, birbirimizi sevdiğimiz için de gerçekten iman ettiğimizi bilmiştik. Peygamberin aramızda bulunduğu hissedilirdi o toplantılarda; içimizden biriydi.

Gün geliyor on'lu yıllarla beliren dönemlerle görmeye başlıyoruz hayatımızın akışını. Bazen hayat yetersiz kalıyor bu dönemlere özgü muhasebelerde öne çıkan sorulara, bazen de kitaplar. Bir zaman vardı ki hayatın bütün sorularını yazılı kaynaklarda bulacağımızı düşünürdük bir tek.  Kitaplar okurduk, telif-tercüme, roman-tarih-felsefe, ciltler dolusu, külliyatlar halinde, yalnız veya gruplar halinde. Bir kitap bulmak için kitapçıları dolaşır, eski kütüphanelerin tozlu raflarını karıştırırdık. Hakikatin özünü bugünde bulamıyorsak, geçmişi anlatan kitaplarda bulurduk. Kitap özetleri çıkartarak birbirimize okur, ulaşamadığımız kitaplar için mektuplar yazardık uzak adreslere.

Sorduğumuz sorulara cevap veremeyen kitaplar yığılıyordu kenarda köşede. Hayat başka yerlerdeydi, dünyayı hazırda bulduğundan daha farklı bir seviyede anlamlandırmaya çalışan mümin için; çünkü gündelik hayat anlık ihtiyaçlarıyla, hesab kitap gerektiren icaplarıyla kirliydi ve kirlenmeye de devam ediyordu, öyle gelirdi. İnsan unutkan ve nankördü, tarih ise yalancı. 

Kaynak eserleri okuyarak, bize ruhsuz ve amaçları silik görünen içinde yaşadığımız zamanın icaplarını anlamaya çalışıyorduk. Ne sağcıydık artık, ne de muhafazakârlık çatısıyla yetinebilirdik;  kendi çatımızı, isimlerimizi ve sıfatlarımızı arıyorduk. Uygun görünen bütün isimleri, bütün sıfatları müslümanlığımızın soru ve cevaplarıyla benimsiyor veya gözardı ediyorduk. İslamiyet'i modern dünyada kendi hakikatlerine uygun olarak yaşamanın, içselleştirmiş olarak ifadenin yollarını, üslubunu ve araçlarını araştırıyorduk.

İslam toplumlarını inceliyor, onların içinde bulunduğu hayat tarzlarını Asr-ı Saadet ile karşılaştırıyorduk. "Bütün sorunlarımızın kaynağı Batı emperyalizmi olabilir mi?" Cevabını kitaplardan aradığımız sorulardan biri de buydu. İlerleme, hangi şekilde sahici bir ilerleme olurdu, modernliğin hangi zemininde kendimiz olarak var olmayı sürdürebilirdik, müslüman kadın olmak nerelerden çekilmeyi ve hangi soruları bastırmayı gerektirirdi? 

Kur'an mükemmel bir kitaptı, İslam ümmeti de mükemmelleşmekle sorumlu olmalıydı.

Kusursuz, korunmuş saklanmış, İtalo Calvino'nun dediği gibi, eksiksizliğini duyurtan tek kitaptı, Hz. Muhammed (sav)'e inen. O biricik kitapla, o kitabı açıklayan ciltlerle yıkanır, arınırdı karanlığından dünya, her seferinde, defalarca. 

Cevabı alınmayan sorular, hayat imtihanının bir parçası olmaya devam edecekti. Defalarca sorulmuş soruların cevapsız kaldığı bir yer vardı. Ölüm vardı ve onun arkasındaki karanlık.

Peygamberin ak gölgesinin ışığı vuruyordu o karanlığa ve sonsuzluğun işaretlerini görünür hale getiriyordu.

O'nu önce çocukken annelerimizle birlikte katıldığımız, hayatının çarpıcı sahnelerinin sade cümlelerle dilden dile aktarıldığı mevlid toplantılarında sevmiştik. "Biz" ile konuşulan toplantılardı onlar. "Biz", Ümmet-i Muhammed olarak, iman getirerek müslümanlığımızı ilân etmiş, birbirimizi sevdiğimiz için de gerçekten iman ettiğimizi bilmiştik.

O’na duyduğumuz sevginin hayata bakışımızda, sürdürdüğümüz hayat tarzında bir karşılığı olması gerekmez mi? Bugün, O’na duyulan sevginin temeli kılındığı bir medeniyetin mensuplarının, bu sevgiyi ortaya koyan yaşantıları ve üretimleri ne ölçüde zamanın icaplarını karşılıyor?

Peygamberin aramızda bulunduğu hissedilirdi o toplantılarda; içimizden biriydi, göze görünmese de sezilen, bilinen, sevilen varlığıyla. Yüzleri saf bir teslimiyetin huzurunu yansıtan mütevekkil kadınlar onu rüyalarında görür ve anlatırlardı. Çoğunlukla öyle algılanırdı; ak, etrafına ışık yayan, ince hatları seçilmediği halde aşina olduğu bilinen bir siluet! Geçtiği yolları aydınlatan bir ışık huzmesi...

Yaşlanırken de hayat ve kitaplar bize, Allah'ın âlemlerin yaratılışına sebep kıldığı, ahlâkı Kur'an olan peygamberi sevmeyi öğrenmenin bir sınırı olmadığını bildirmeye devam etti.  Peygamberimizi seviyorduk, çünkü, hakikatliydi o, hayatının bildiğimiz sahnelerinin de gösterdiği gibi, sadık ve sebatkârdı.  Büyük bir devrimle gelen bir dini cahili yargılarla sınıflara bölünmüş bir toplumun büyük anlamı kılmayı başarmıştı. Suda yanan ışık misali aydınlıktı varlığı, merhameti ve şefkatiyle de yetimlere sığınak, dul kadınlara hami olmuştu.

Muhammed Gazali'nin Fıkhu's Sîre'nin önsöz yazısında anlattığı gibi, Resulullah'a sevginin farz olmasına karşılık, bugün onun ümmetinde bu hissiyatın göstergeleri açıklanmaya ve incelenmeye muhtaçtır. (1) Kaynaklara dönme ihtiyacını duyduğumuz her seferinde şu soru yeniden çıkıyor karşımıza:  O'na duyduğumuz sevginin hayata bakışımızda, sürdürdüğümüz hayat tarzında bir karşılığı olması gerekmez mi?  Bugün, O'na duyulan sevginin temeli kılındığı bir medeniyetin mensuplarının, bu sevgiyi ortaya koyan yaşantıları ve üretimleri ne ölçüde zamanın icaplarını karşılıyor? Başka bir deyişle, O'nu her açıdan lâyıkıyla içinde yaşadığımız dünyanın gözüyle görmeyi başardığımız söylenebilir mi...  

O'nu hakettiği ölçüde anlatabildik mi dünyaya, durulmak ve tazelenmek için kaynaklara yöneldiğimizde... 

Hayatıma neler kattı O, hayatımda ne kadar var ya da yok, olmadığı yerlerde niye yok, bulunduğu yerlerde varlığı hangi sebeplerle onca isabetli...  

Yüzyıllardır  şifahen ve yazılı olarak hakkında en çok konuşulan,  yaşadığı toplumdan başlayarak gerçekleşen ve bütün insanlığı etkileyen büyük devrim üzerine birbirinden farklı yorumlar getirilen bir şahsiyet, Muhammed (a.s.). O'nun için yeni, farklı, hiç düşünülmemiş, hiç ifade edilmemiş fikirleri dile getirme iddiasında olmayan, kendi düşünce ve duygu dünyamın süzgecinden geçirdiğim yazılar yazmayı diliyorum bana ayrılan bu köşede.  Ve siz sevgili  Sonpeygamber.info okuyucularını da bu başlangıç yazısıyla selamlıyorum.

 

1] Kur´ân, Sad,  8.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin