Sonpeygamber.info
Hadislerden Hayata
 

Kazandığını Kaybetmek

حدثنا قتيبة بن سعيد وعلي بن حجر قالا حدثنا إسماعيل ( وهو ابن جعفر ) عن العلاء عن أبيه عن أبي هريرة : أن رسول الله صلى الله عليه و سلم قال أتدرون ما المفلس ؟ قالوا المفلس فينا من لا درهم له ولا متاع فقال إن المفلس من أمتي يأتي يوم القيامة بصلاة وصيام وزكاة ويأتي قد شتم هذا وقذف هذا وأكل مال هذا وسفك دم هذا وضرب هذا فيعطى هذا من حسناته وهذا من حسناته فإن فنيت حسناته قبل أن يقضى ما عليه أخذ من خطاياهم فطرحت عليه ثم طرح في النار

Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, bir gün Rasûlullah (s.a.v): “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashabı: “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Şüphesiz ümmetimden müflis olan kimse, kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelir. Aynı zamanda şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını döküp, şunu dövmüş bir halde gelir. Bunun üzerine iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.”

(Müslim, Birr 59; Tirmizî, Kıyâmet 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 303, 334, 371)

Unutmak kadar hatırlamak da insana ait bir özellik. En büyük cihadın nefisle olduğunu yeniden hatırlamaya ihtiyacı var insanın. Âdemoğlunun nisyanı, isyan değildir Rabbine. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği gün gelmeden, ölümü hatırlamalı insan. Hatırlamalı ki yeni bir başlangıç yapabilsin.

İyilik ve kötülüğün tarihi insanın yaratılışı kadar eskidir. İblis bile kötü değildir Hz. Âdem yaratılana kadar. Tam aksine Rabbine itaat eden, hatta meleklerin hocası mertebesinde bir kuldur. Allah’ın, Hz. Âdem’e en güzel sureti vererek, ona ruhundan üflemesi, isimleri öğretmesi ve şerefli kılması olmasaydı sonsuza kadar cennette kalmaya devam edecekti belki de. Ama işte, ilk imtihanda kaybetmişti İblis. Yalnız o mu? Hz. Âdem ve eşi de kaybetmişti ilk sınavlarını.

Yeryüzüne düşen şeytan, cennetten çıkarılmasının sebebi gördüğü insana olan kinini, hıncını hiç unutmadı. Onu doğru yoldan çıkarmak için kıyamete kadar çalışacağına ant içti. Oysa insan ne çabuk unutmuştu kadim düşmanını. Hamurundaki toprağın onu dünyaya aşırı bağlı kılmasını saymazsak, unutmak dışında pek bir kusuru yoktu insanın!

Bir kere tadını ve kokusunu aldığı cennete yeniden dönmek en büyük gayesiydi Âdemoğlunun. Mademki Allah’a kulluk etmesi için yaratılmıştı, o da ibadetlerini en güzel şekilde yapmaya başladı. Beş vakit namaza teheccüt, işrak ve duha namazlarını ekledi. Hepsinin sevabı ayrı ayrı olduğu gibi dereceleri de farklıydı. Mübarek gecelerde tespih namazı kılmayı ihmal etmedi. Ramazandan sonra Şevval orucunu tuttu. Muharrem’di, Zilhicce’ydi derken, nafile oruçlarının sayısı arttıkça arttı. Dilinden Allah’ın er-Rezzak ismini hiç düşürmedi. Allah ona, “Yürü ya kulum” dedi, o da yürüdü. Zengin bir Müslüman olarak zekâtını verdi. Farzlarına, sünnetlerine, nafilelerine elinden gelen titizliği gösterdi. Uzak düştüğü cennete artık yakın olduğu düşüncesi aklına gelse de, kör şeytandan Allah’a sığındı. Dört başı mamur bir Müslüman olmak yolunda epey yol kat etmişti.

İnsanın yaptığı salih amellerden bir tepe oluşuyordu denizin dibinde. Yükseldikçe yükselen bu ışıl ışıl tepenin etrafında, pulları elmas gibi parlayan balıklar neşeyle yüzüyordu.

Hayatı ne kadar zordu aslında. Herkese, her şeye yetişmesi mümkün olmuyordu. Onun suçu değildi doktora gitmesi gerektiğini söyleyen anne-babasına “işim var” demek, başını kaşıyacak vakti yoktu gerçekten. Sıla-i rahime fırsat bulamama sebebi, bayram tatili için içkisiz bir otelde yer ayırtmış olmasıydı. Bunun için kimse onu suçlayamazdı, herkes gibi onun da hakkıydı biraz olsun dinlenmek. Komşularını tanımıyor ve onlara selam vermiyorsa, bu zamanda kimseye güvenilmeyeceğini bilmesindendi. Her gün haberlerde neler izliyordu. Tebessüm etmek ve güzel söz söylemek konusunda iyi olması nasıl beklenebilir, insanlar bu kadar kötüyken. Hem iyilikten bile saymadı onları. Uzaktaki kardeşlerine yaptığı iyiliklerden daha fazlasını yakınındaki ailesine ve din kardeşlerine yapması gerektiğini unuttu. Nefsin mertebeleri olduğu gibi iyilik yapmanın da bir sıralaması olduğunu unuttu insan.

Denizin dibindeki tepe yıkılmaya başlamıştı. Bazen küçük, bazen büyük kopan parçaları balıklar üzgün gözlerle seyrediyordu. Her geçen gün eriyordu tepe…

Metropolde yaşamak hiç kolay değildi. Trafik çileden çıkarıyordu insanı. Arabasıyla ters yöne girdiyse, acelesi olduğu içindi. Kızanlara o daha çok kızdı, ağzını bozup küfürler etti. Hem bağırıp, çağırmayan, küfür etmeyen mi vardı bu zamanda. Hak edene cevabını vermekten hiç çekinmedi, kimse onun bir sünepe olduğunu düşünemezdi. Bir meselede fikrini sonuna kadar savundu, sesini yükseltti, gerekirse aşağıladı muhatabını. Ama asla geri adım atmadı. Yetim başı okşamayı bilmeyen elleri, yumruk olup titretmişti masayı. Sadece masayı mı? Eşinin ve çocuklarının kalpleri de korkuyla yerinden fırlamıştı.

Nefis. Ah nefis. Hep kötülüğü emrediyordu insana! İbadet hayatına gösterdiği dikkat ve özeni sosyal hayatına göstermesi gerektiğini unuttu insan.

Denizin dibinde iyiliklerin olduğu tepenin yerinde kocaman bir çukur açılmıştı. Balıklar çukurun içine dalıp çıkıyor ve parlak parçalardan arıyorlardı. Ama nafile. Hiçbir şey kalmamıştı geriye…

Unutmak kadar hatırlamak da insana ait bir özellik. En büyük cihadın nefisle olduğunu yeniden hatırlamaya ihtiyacı var insanın. Âdemoğlunun nisyanı, isyan değildir Rabbine. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği gün gelmeden, ölümü hatırlamalı insan. Hatırlamalı ki yeni bir başlangıç yapabilsin. Güneş batıdan doğmadı ki tövbe kapısı kapansın…

 

Yorumlar

 
Fatma ÇİTO
Fatma ÇİTO15.03.2018

Hamurundaki toprağın onu dünyaya aşırı bağlılığını saymazsa
Güneş batıdan doğmadı ki tövbe kapısı kapansın.
Yazın çok güzel arkadaşım. Kalemine sağlık.

15.03.2018

 

Rüveyda sadak
Rüveyda sadak15.03.2018

Hatırlayanlar dan olmak temennisiyle....evet güneş batıdan doğmadan .....tebrik ederim...

15.03.2018

 

Rukiye SEVİLGEN
Rukiye SEVİLGEN15.03.2018

Kalemine sağlık arkadaşım. Deniz dibindeki tepe.... Çok beğendim.

15.03.2018