Sonpeygamber.info
Hadislerden Hayata
 

Kim Zayıf Kim Güçlü?

وحدثنا محمد بن عبدالله بن نمير حدثنا وكيع حدثنا سفيان عن معبد بن خالد قال سمعت حارثة بن وهب الخزاعي يقول : قال رسول الله صلى الله عليه و سلم ألا أخبركم بأهل الجنة ؟ كل ضعيف متضعف لو أقسم على الله لأبره ألا أخبركم بأهل النار ؟ كل جواظ زنيم متكبر

Hârise b. Vehb el-Huzâ‘î’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir. Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhârî, Eymân 9, Edeb 61; Müslim, Cennet 47.)

Yüce Rabbimizin sözünü boşa çıkarmayacağı denli kıymet verdiği bu insanların zayıflığı muhtemeldir ki dünyayı önceleyenlerin rağbet ettiği şeylere itibar etmeyip imkânlarını ve ömürlerini Allah katında değerli olana sarf etmelerindendi.

Her devrin insanına hitap eden bu Peygamber sözü, bilhassa imaj ve gösteri çağında yaşayan bizler için çok anlamlı. Bizi ta içimizden, hep olduğumuzdan daha fazlaymışız gibi göstermek isteyen nefsimizin en dip köşesinden yakalıyor. Aynı zamanda insanları değerlendirmede (ki bunu ister/istemez yaparız) başvurduğumuz ölçütlerimiz konusunda da uyararak görüntünün aldatıcılığını gözler önüne seriyor ve görünenin arkasındaki gerçek öze bakmaya teşvik ediyor.

Hadis iki grup insandan bahsediyor. Birinci grupta zayıflar var. Trajedi arayışımız onları toplum tarafından ezilen ama Allah katında değerli insanlar olarak algılamak istiyor. Fakat işin aslı tam olarak öyle değil. Hadis bize onların sadece toplum tarafından zayıf görüldüklerini değil, gerçekten de zayıf olduklarını söylüyor. Bu zayıflık kaderin bir cilvesi mi yoksa kendilerinin de bunda payı var mı, orası açık değil. Ama hadisin devamında onların Allah katında özel bir kıymeti haiz olduklarını görüyoruz. O kadar ki sözleri yalan çıkmasın diye ilahi güç devreye giriyor, olacakları onların sözlerine göre şekillendiriyor. Buradan anlıyoruz ki bu zayıf konum tembellik, miskinlik, umursamazlık, hazırcılık gibi Allah’ın sevmediği vasıflar nedeniyle olamaz. Yüce Rabbimizin sözünü boşa çıkarmayacağı denli kıymet verdiği bu insanların zayıflığı muhtemeldir ki dünyayı önceleyenlerin rağbet ettiği şeylere itibar etmeyip imkânlarını ve ömürlerini Allah katında değerli olana sarf etmelerindendi.

İnanamamak insanı bütün korkularıyla tek başına bırakır. O da örselenmiş benliğini, tek gücü olan malını/makamını, kendine saygısının kaynağı olarak gördüğü gururunu korumaya çalışırken farkında olmadan bu dünya cehennemi olan dışlanmaya ve sonuçta Allah’ın rahmetinden uzak kalarak asıl cehenneme maruz kalır.

İkinci gruptakilere baktığımızda sergiledikleri karakterin büyük sorunlar taşıdığını görüyoruz. Efendimiz (sav) onları bize dört kişilik özelliği ve bunları yansıtan bir davranış tarzı ile tanıtıyor. Onlar katı, kaba, cimri ve kibirli insanlar. Bu karakter özelliklerindeki birinin sergileyebileceği pek çok hatalı davranış içinden hadiste sadece yürüyüş tarzına vurgu yapılması, dikkatlerimizi yürüyüşün insan karakterini sergileme gücüne çekmektedir. Toplumun içine karıştıklarında da kendilerinde vehmettikleri gücü yansıtacaklarını düşündükleri şekilde kurumlu davranıyorlar. Onların bu kurumlu davranışlarını özellikle zayıf gördükleri kişilere –mesela hizmet sektöründe çalışanlara- karşı davranış tarzlarında gözlemleyebilirsiniz. Küçük bir dikkat bile sayılan bu dört özelliğin aslında iç dünyalarındaki derin korkulardan, tehdit algılarından, kıtlık bilincinden, sürekli kendini savunmada tutma ihtiyacından kaynaklandığını fark etmemizi sağlar. Madem iç dünyaları böylesine zavallı o halde bu durumu hepimizden iyi bilen Allah Teâla onlara neden acıyıp bağışlamıyor da onları cehennemle cezalandırıyor derseniz iç dünyamızda oluşabilecek bu düzeneklerin Allah’ı yeterince tanıyıp güvenmemekten yani O’na gereğince inanmamaktan kaynaklandığını görmenizi tavsiye ederim. İnanamamak insanı bütün korkularıyla tek başına bırakır. O da örselenmiş benliğini, tek gücü olan malını/makamını, kendine saygısının kaynağı olarak gördüğü gururunu korumaya çalışırken farkında olmadan bu dünya cehennemi olan dışlanmaya ve sonuçta Allah’ın rahmetinden uzak kalarak asıl cehenneme maruz kalır.

İnsanları yönetme mevkiinde olanlar emir verirken sert, yönetirken katı, hakları öderken cimri ve aralarında dolaşırken havalı olmadıkça çalışanların sizi takmayacağını söyleyerek birbirlerini bu dört özelliğe teşvik etmekte ve insanı cehenneme götüren bu yolu normalleştirmeye çalışmaktadırlar. Oysa Al-i İmran 159’da “Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever” buyurularak Peygamberimizin yönetim başarısı bunun tam tersi niteliklerine bağlanmaktadır.

Bu dört karakter özelliğinin zıtları olan merhamet, nezaket, sehavet ve tevazu ise ancak yüreği Allah’a iman ve güvenle genişlemiş, gücünü sadece kendi sınırlı kaynaklarına bağlamayan engin gönüllü insanların gösterebileceği bir ahlaktır.  

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.