Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Kur'ân-ı Kerîm'i Gönül Sultânımız Efendimiz'in Aynasından Okumak

Hepimizin bildiği üzere, Kur’ân-ı Kerîm, Yüce Allah’ın doğru yolu göstermek üzere bütün insanlığa gönderdiği ve korunmasını kendi üzerine aldığı (Hicr 15/9) İlâhî kitaptır. Allah Teâlâ, indirildiği şekliyle Kur’ân-ı Kerîm’i koruma vaadini, mü’minler tarafından sürekli okunmak, ilk yazıldığı şekliyle kayıt altına alınmak ve içeriğinin yaşanmasını sağlamak yoluyla hiçbir değişikliğe uğramadan ilk nesilden itibaren kesintisiz biçimde gerçekleştirmektedir.

Nesiller boyu İslâm toplumunun Kur’ân-ı Kerîm’i her şeyden değerli bilmesi, anlayıp anlatmaya çalışması, yazılı ve şifahî olarak onu koruyup emir ve yasaklarını yerine getirmeyi en yüksek gaye edinmesi İlâhî iradenin bir tecellisidir. Mü’minlerin içinde bulunulan manevî iklimde de bunu idrak ederek hareket etmesi gerekmektedir.

Tam olarak mahiyeti düşünülüp idrak edilemese dahi, gerek ilim ve fikir adamları, gerekse toplumun diğer fertleri, Kur’ân ve Sünnet arasında bir ayrılığın olmadığının farkındadır. İlk vahyin gelişinden bu yana vücûda getirilen ilmî birikim gözden geçirildiğinde, bu iki ana kaynağın aslâ birbirinden ayrılmadığı ve sürekli bir bütünlük içinde algılanması gerektiği açıkça fark edilir.

Aydınlanma dönemi öncesinde Kur’ân ve Sünnet arasında, tabiî olarak bir bütünlük bulunduğundan ve öyle de algılandığından buna yönelik bir vurgu gözlem­lenmez. Ancak, özellikle çağdaşlaşma tartışmaları bağlamında ‘Kur’ân’ın iç bütünlüğü’ ya da ‘Kur’ân’a yaklaşımlarda ‘bütünlük sorunu’ veya ‘bütüncüllük’ ifadelerine rastlanırken, Kur’ân-Sünnet bütünlüğünden pek fazla söz edilmemiştir. Oysa bu tartışmalar dikkate alındığında, bunun kadar önemli bir Kur’ân-Sünnet bütünlüğü meselesinin varlığı ortadadır. Zira Kur’ân-Sünnet bütünlüğünü anlamak, Kur’ân’ı doğru anlama çabasıyla eşdeğerdir.

Hiç şüphesiz, bir beşer olarak Kur’ân-ı Kerîm’in ilk muhatabı ve uygulayıcısı Hz. Peygamber’dir. Doğru anlamanın ilk adımı da Kur’ân’ı, vahyin ilk muhatapları olan Allah Resûlü ve sahâbîleri gibi, kalbinde hiç bir tereddüde yer vermeksizin teslim olarak ve yaşamak gayesiyle ve onların yolundan gitmek suretiyle anlamaya çalışmaktır.

Özellikle çağdaşlaşma tartışmaları bağlamında ‘Kur’ân’ın iç bütünlüğü’ ya da ‘Kur’ân’a yaklaşımlarda ‘bütünlük sorunu’ veya ‘bütüncüllük’ ifadelerine rastlanırken, Kur’ân-Sünnet bütünlüğünden pek fazla söz edilmemiştir. Oysa bu tartışmalar dikkate alındığında, bunun kadar önemli bir Kur’ân-Sünnet bütünlüğü meselesinin varlığı ortadadır. Zira Kur’ân-Sünnet bütünlüğünü anlamak, Kur’ân’ı doğru anlama çabasıyla eşdeğerdir.

Kur’ân-ı Kerîm, yalnızca inanıldığı ifade edilmekle sınırlı kalınan ve yalnızca zihinlere hitap eden, gündelik hayatımızı meşrulaştırma aracı gibi görülmesi gereken, entelektüel bir çabayla ilgi duyulan bir kitap değildir. Allah’ın varlığına inanıp, O yokmuş gibi bir hayat sürdürmek, Kur’ân-ı Kerîm’e inandığını söyleyip onu dikkate almadan yaşamak, Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu örnek hayat tarzını göz ardı etmek demektir.

Öncelikle şuna işaret edilmelidir ki, Kur’ân ve Sünnet’i anlamanın ve aralarındaki ilişkiyi en doğru şekilde kurmanın yolu tefsir, hadis ve fıkıh bil­ginlerinin ortaya koyduğu usûller ve esaslara göre hareket etmekten geçer. Zira usûle riayet edilmemesi doğru sonuca varılmasını da engelleyecektir. Çağımızda anlama konusundaki farklılıklar, usûle dair gerekli ilmî alt yapı eksikliklerinden kaynaklanmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm, kendi kendisini muhtelif âyetlerde açıkladığı gibi, Hz. Peygamber de söz, davranış ve onaylarıyla Kur’ân’ı en güzel şekilde açıklamıştır. Allah Resûlü’nün “Haberiniz olsun! Bana Kur’ân ve onunla birlikte bir benzeri verildi” (Ebû Dâvûd, Sünne 6, hadis no: 4606), “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın Kitâbı ve Peygamber’inin Sünneti” (Muvatta, Kader 1, hadis no: 1628) şeklindeki ifadeleri Kur’ân ve Sünnet bütünlüğünü, Kur’ân’ı anlarken sünnete de müracaat etmek zorunda olduğumuzu açıkça beyan etmektedir.

Hz. Âişe validemizin “Allah Resûlü’nün ahlâkı Kur’ân’dı” sözü, Peygamber Efendimizin Kur’ân-ı Kerîm ile mutlak irtibatını ortaya koymaktadır. Kur’ân’ın kendi kendini açıkladığı ve Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı yaşanır hâle getirdiği ilkesi ihmâl edildiği takdirde herkesin kendi anlayışına göre âyetleri ilkesiz ve bireysel bir yaklaşımla istediği tarafa çekme tehlikesi vardır. 

Öte yandan, Hz. Âişe validemizin “Allah Resûlü’nün ahlâkı Kur’ân’dı” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn 18, hadis no: 1773) sözü, Peygamber Efendimizin Kur’ân-ı Kerîm ile mutlak irtibatını ortaya koymaktadır. Kur’ân’ın kendi kendini açıkladığı ve Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı yaşanır hâle getirdiği ilkesi ihmâl edildiği takdirde herkesin kendi anlayışına göre âyetleri ilkesiz ve bireysel bir yaklaşımla istediği tarafa çekme tehlikesi vardır. Bu durumda gerek Kur’ân’ın iç bütünlüğü gerekse Kur’ân Sünnet bütünlüğü göz ardı edilmiş olur.

Âyetler arası iç bütünlüğü yanında, Kur’ân-ı Kerîm’in en doğru biçimde anlaşılması, ancak hadisleri ve nesilden nesle intikal ettirilmiş fiilî uygulamayı da dikkate almakla mümkündür. Kur’ân ve hadis kitaplarından herhangi birisinin ön yargısız ve eş zamanlı okunması durumunda geneli itibariyle ikisinin içeriklerinin birbiriyle tamamen örtüştüğü açıkça görülecektir.

Ayrıca, hadisler dikkate alınmadan Kur’ân-ı Kerîm’in anlaşılmaya çalışılması durumunda, önü alınamayacak ihtilâfların ortaya çıkacağı, dinin bir kaos yumağına dönüşeceği, toplum ile dinî dayanakları arasındaki irtibatın zayıflayacağı ortadadır. İhtilâfa düşülünce başvurulacak yegâne otoritenin Hz. Peygamber olduğunun bizzat Kur’ân’da ifade edilmesi (Nisâ 4/65) bu sebepledir.

Dolayısıyla, manevî bir coşku ve ibadet iklimine girdiğimiz ve Kurân-ı Kerîm’in nüzûlünün 1400. yılını büyük bir coşkuyla kutladığımız şu günlerde, kendi arzularımıza göre değil, Gönül Sultânımız Efendimiz’in anlayıp yaşadığı şekliyle Kur’ân-ı Kerîm’i anlayıp yaşamak yapılacak en doğru ve anlamlı iş olacaktır.

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İbrahim Hatiboğlu

26.01.1966 tarihinde Muğla’nın Fethiye İlçesi Karaçulha beldesinde doğdu. İlkokulu (Çamköy 1975) ve İmam Hatip Lisesi’ni (Fethiye 1982) memleketinde tamamladı. Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nü ikinci sınıftan terk ederek, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne kaydoldu ve bu fakülteden 1989’da mezun oldu. Aynı üniversiteye bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Hadis Usûlü Kaynaklarına Göre Hadis Öğrenim ve Öğretim Âdâbı başlıklı Yüksek Lisans tezini 03.09.1991; İslâm’da Yenilenme Düşüncesi Açısından Modernistlerin Sünnet Anlayışı adlı Doktora tezini de 04.10.1996 tarihinde tamamladı. Bu safhada önce altı ay süreyle Mısır (Kasım 1992-Nisan 1993), bir yıl süreyle de (Eylül 1994-Eylül 1995) İngiltere’de tezi ve alanıyla ilgili araştırmalarda bulundu. Tanzimat sonrası Osmanlı düşüncesinde hadis ve müsteşriklerin hadis araştırmaları konularında yaptığı çalışmaları ile İlâhiyat (Hadis) Doçenti (10.05.2002), Bulgaristan Müslümanlarının Dinî Islâhat Düşüncesi ve Türkiye’de akademik hadisçiliğe dair çalışmalarıyla da Profesör oldu (21.03.2008). Temmuz 1999-Temmuz 2000 Eğitim-öğretim yılında Türkiye Diyanet Vakfı’nın bünyesinde bir yıl süreyle Bulgaristan/Sofya Yüksek İslâm Enstitüsü’nde, bir dönem de Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde alanıyla ilgili dersler verdi. Temmuz 1990’dan itibaren TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’nde önce araştırmacı, daha sonra da TDV İslâm Ansiklopedisi’nde müellif redaktör olarak çalışmalarını sürdürdü. Halen İSAM Hadis İlim Kurulu üyeliği ve müellif redaktörlük görevi devam etmektedir. 21 Kasım 2002 tarihinden itibaren Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde; önce İlköğretim Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmenliği Bölümü’nde (21.011.2002–21.03.2008), ardından da Temel İslâm Bilimleri Bölümü, Hadis Anabilim Dalı’nda (21.03.2008-) öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. 24.04.2009–02.05.2011 tarihleri arasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde iki yılı aşkın süre Dekanlık görevini üstlendi. Halen, 24.05.2011 tarihinden başlamak üzere Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kurucu Dekanı olarak görev yapmaktadır. Askerlik görevini Mart-Ekim 1997’de Diyarbakır’da ifa eden Hatiboğlu İngilizce ve Arapça bilmektedir. Prof. Dr. İbrahim Hatiboğlu evli ve iki çocuk babasıdır. Çalışmalarını, Günümüz hadis çalışmaları, çağdaşçı düşünce, Tanzimat sonrası Osmanlı Düşüncesinde hadis, Oryantalist düşünce ve erken dönem hadis usûlünün mâhiyeti konularında yoğunlaştıran Prof. Dr. İbrahim Hatiboğlu’nun İslâm Dünyası’nın Çağdaşlaşma Serüveni (İstanbul: İz Yayıncılık 2010), Çağdaşlaşma ve Hadis Tartışmaları (İstanbul: İz Yayıncılık 2010), Bulgaristan Müslümanlarının Dinî Islâhat Düşüncesi (Bursa: Emin Yayıncılık 2007), Hadis Tarihi -tenkitli neşir- (İstanbul: Dârulhadis 2002), Ahlâk ve Tasavvuf Kitaplarındaki Hadislerin Sıhhati -tenkitli neşir- (İstanbul: Dârulhadis 2001) gibi kitapları yanında ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Prof. Hatiboğlu aynı zamanda uluslar arası akademik bir ihtisas dergisi olan Hadis Tetkikleri Dergisi’nin editörlüğünü yürütmektedir. 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin