Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Kur'ân Yolculuğu: Kâfirun Suresi

  

   Herkes kendi yolunda olsa…

Kafirun suresi bir yol ayrımı söylemidir. Diğer hayat biçimleri ile ayrılığın kesinleştiği bir anda, bunun keskin bir şekilde ifade edilmesidir. Sevgili Peygamber’in (as) temsilinde; temel ilkelerinden taviz vererek farklı yaşam biçimlerine uyum sağlaması talep edilen ve ödün vermesi konusunda baskı kurulan her Müslümanın, asıl kimliğini yeniden açıklığa kavuşturmasına yardımcı olan bir kimlik bildirimi,  veciz bir manifesto gibidir.

Farklılıklar son derece tabiidir. Tabii olmayan şey; farklıların aynı olmayan diğerlerine, öz kimliklerini terk edip kendileri gibi olması konusunda baskı ve dayatma yoluna gitmesidir.

Hakikaten beş parmağın beşi neden bir olsun. Beşi bir yerde el olsun. Olabilirse el ele olsun. Bu aklı başında herkesin dileğidir. Üst kimliği insanlık olan herkesin…

Fakat…

Senin kendi başına, “izin almadan ve hiç danışmadan” farklı bir tercihe eğilmen ve O’nun ufkuna kapanman yadırganıyor. Hâlbuki herkes bir şeylerin önünde eğilir, hem de kimi zaman bir sembolü bile hak etmemiş nice anlamsızlıkların önünde…

Susuyorsun.  Beş ayrı parmak diyorsun.

Herkes kendi seçimini yapar diyorsun.

“Olabilecek her tür uzlaşı ve dayanışma”ya barış yanlısı olarak hazırsındır öte yandan. Aynı inançtan olmasa da birlikte çok iyi işler yapabilme gücünüzün farkındasın. Fakat/ne yazık ki sana ilkelerinden; hayatının önceliklerinden ödün vermen, imkânsız uzlaşılar, inancından edecek aykırı noktalar adına yaklaşılır ya… İşte buna üzülürsün.

Saygılı ve anlayışlı olmalısın. Zorla olmaz hiçbir gönüllülük. Hiç bir kalp, kelepçeler içinde ve itile kakıla/sürüklenerek getirilmez. Ve eğilmez anlamsız bulduğu bir seçime. Hiçbir baş/akıl secde etmez beğenmediği göğe…

Farklı bir yaşam biçimi olabileceğine çoğu akıllar ermemiştir hala! Ya da olsa bile “böyle”, “seninki gibi” olmaması gerektiği düşünülür. Belki gerçek anlamda/insani düzlemde temsil edemezsin ilahi olanı. Fakat seçer, beğenir ve en azından samimiyetle yaşamak istersin.

Ödün verilmez ilkeleri olan bir dünya görüşü bu. Fakat bu ödünsüzlüğü “nerden böyle” hak etmiş olabileceği sorgulanır. Olmazsa olmazlarına dokunup kaçılır ve bu saygısızlıklar yüzünden küstürülen şey insan kardeşliği olur.

“Olabilecek her tür uzlaşı ve dayanışma”ya barış yanlısı olarak hazırsındır öte yandan. Aynı inançtan olmasa da birlikte çok iyi işler yapabilme gücünüzün farkındasın. Fakat/ne yazık ki sana ilkelerinden; hayatının önceliklerinden ödün vermen, imkânsız uzlaşılar, inancından edecek aykırı noktalar adına yaklaşılır ya… İşte buna üzülürsün.

Sanki uzlaşma bilmez, barıştan yana olamaz sorunlu bir inanca sahipmiş gibi algılanırsın.

Aynı düşünmediğin halde anlaşabilmeyi, aslında anlaşılmayı istersin. Başından beri/karşılığında sen de anlamaya hazırsın.

Bazen şöyle bir konuma girersin; bir inancın var senin, adeta bir suçun var. Ve inancını özenle saklayıp koruduğun sembollerin, o sembollerin anlamını hayatın içine taşıyan ibadetlerin, ilk adımda ahlaki gerekliliklerin olduğu kadar, sonunda ulaşmak için can attığın ahlaki üstünlüklerin, kısaca; tümüyle sürdürmeye çalıştığın özgün bir hayatın var.

En az başka bir inanç veya bir inançsızlık seçimi kadar haklı. En az her seçim kadar...

Bazen…

Neyse -“müşterek kelimemiz” ya da bir kelimemiz yoksa bile; neyse ortak paydamız, gelin kurulalım paydamıza insanca, biz “bismillah” diyelim, siz demeyin elbette. Ama doyalım her birimiz şu dünyada, -diyecek kadar da yüreklisin/iyi niyetlisin öte yandan…

Maddi değerler karşılığında satılamaz ilkelerle donanan yaşam gerçeğine rağmen, ısrarla sana statüko ve kariyer ısmarlayan, cazip maddi değerler teklif eden, popüler imajlar biçen, üstelik bazen din adına ve göğünden izinsiz yıldız düşüren, gizlice ay veren ve hatta güneş sunanlar; yani yanıltıcı manevi “dereceleri” sunanlar olur.

Çağın mahşeri, kitleleri etkisi altına alan ideolojilerin yakıcılığı altında kaynar. İnsan inanç/iman derdindedir. Tanrı kapmaca oynar kalabalıklar. Tanrı yarıştırmaca oynarlar.

Elâlem ne der tanrısı, kamusal alan huzuruna durmuş herkesin başına dikilip riyakârlık ibadetini yaşatır ve maskeler armağan eder sadık kullarına. Para tanrısı aşırı tüketim ibadeti için devasa soyguncu tapınaklar inşa etmeye devam eder bütün hızıyla. Moda tanrısı istikrarı yasaklar ve değişimi monotonlaştırır. Lüks tanrısı “daha!” yı ideal kılar kullarına. Bencilce benlerine yüz sürer, keyiflerine tapınırlar kimileri sabah akşam… Her türlü kariyer için erdemli bir hayatın kurban edildiği statü tapınakları da çok.

Teklifler yağıyor; hepsi ayrı ayrı ilkelerinden ödünç ister seni. Bunalırsın.

Hangisine kulluk edeceğini şaşırırsın.

Hâlbuki bütün basit tercihleri küçümseyecek ve hepsini birden hizaya sokacak, yaşamın sıradanlıklarını kendilerinin de memnun olacağı bir sıraya dizecek hayat biçimi; senin seçimindir. Bütün acabaları, çelişkileri, yalpalamaları, iki arada bir deredelikleri yere serecek tek üstün tercih…

Anlamazlar. Ya da sen anlatamazsın.

Anlaşılmamanın acısı yok olmakla eştir ve tadı; var olmaktır anlaşılmanın. Acı bir tattır istediğin hiç değilse… Kendi hayatında var olabilmektir, başka hayatlarda yoklansan da.

Onlardan senin biricik tanrına tapmalarını, senin değerlerini değer edinmelerini, hayata senin baktığın gökten bakmalarını da istemezsin. Saygı duyarsın -kimi zaman saygısızlıklarına rağmen- seçimlerine. Ki başını önüne eğdiğinde benzer saygısızlıkların hiç birini yapmaman gerektiğini de anlarsın.

Basit/düzeysiz/yakışıksız tekliflere içerlersin bu yüzden. Gökçe ağlayasın gelir. Dolu dolu.

Boşanasın gelir yerin bu çirkinleşmiş yüzüne…

Anlamalısın ki; senin hayatın pazarlığa sığmaz. Terazisinin diğer kefesinde alışılmış çıkarlar/gözetilmiş menfaatler yok seçiminin.Alınıp satılan ilkelerin, satışa sunabildiğin ahlaki ölçülerin yok/olmamalı senin.

Oluyorsa sen sen değilsin.

Anlaşamadığınız bir noktadasınız.

Karar!

Ayağa kalksın dünya. Kıyam et-sin gerekiyorsa…

“Tapmam sizin taptıklarınıza!”  Diyorsun sanık sandalyesini yıkan ve göğe değen bir haykırmayla! 

- Tapmam salt maddi değerlerden yola çıkmış ve kendini tamamlayamamış olan; yarım kalan dininize. Eğilmem alçağınıza/düzeysizliklerinize. Gereğinden fazla değer vermem. Gereğince değerlendiririm. Yalnızca birer araçtır ondan başka her şey. Hiç birini amaç edinmem. Hiç birine taşıyamayacağı kadar anlam yüklemem. Hiç birini abartıp yüceltmem.

Çünkü en yüksek teklifi evetledim. En büyük seçimimi yaptım,- dersin.

Hep böyle olur. Sıra yaşamaya geldiğinde başka teklifler çevrende dönmeye başlar. Hepsi sonradan yüz değiştirip putun olmak için nasıl da tavaf ederler itaatkarca…

Seçimin ve hayattaki duruşun ne denli bilinçli olursa o denli saygı duyarlar belli ki. Bir tevhid/birlik farkını yaşadığını ve doğal olarak çokluktan ayrı bir yerde durduğunu kabul ederler.

Onlardan senin biricik tanrına tapmalarını, senin değerlerini değer edinmelerini, hayata senin baktığın gökten bakmalarını da istemezsin. Saygı duyarsın -kimi zaman saygısızlıklarına rağmen- seçimlerine. Ki başını önüne eğdiğinde benzer saygısızlıkların hiç birini yapmaman gerektiğini de anlarsın.

Ben dersin; bu yaşam biçiminde kararlıyım. Ne bugün, ne yarın bu kararımdan dönmem, yozlaşmam mümkün değil. Görünüşe göre siz de kendi yaşam biçiminize sımsıkı bağlısınız ve benim ilahıma tapmayacaksınız.

Herkes yolunu seçtiğine göre kavga ne de anlamsız bir şey.

 Anlaşmak için, barış için ilk adımları sen atarsınbu keskin gibi görünen ilahi sözlerle…

Herkes kendi yolunda özgürce yaşamalı.

-Senin tercihin, yolun, yordamın, ilkelerin sana, benimki bana…herkes yoluna…uğur ola!

Ödün verilemeyecek ilkeleri olan bir seçimdeyim. Tanrılarınızı gönülleyemem.

Çünkü eş kabul etmeyen bir eşsizim var!-

 

Bu yazı Sonpeygamber.info için kaleme alınmıştır.
 

Yorumlar

 
m4moste
m4moste19.12.2013

müslümanın bugun en buyuk sorunu dik duramama sorunu ,modern kapıtalıst dunya ile islamı yasamı tercıh noktasında sıkışmış, her sıkıştıtığında da tavizi hep ınancından yana kullanan müslümanlar türedi. kendimize gelip ınanıyorsanız ustun sizsiniz ayeti işiğinda hayatımızda artık dik durmayı öğrenelim.

19.12.2013

 

Ayşe Şener

1966 Nisan doğumlu. İzmir İmam Hatip Lisesi’nden sonra Selçuk Üniversitesi İlahiyat ile Anadolu Üniversitesi Felsefe bölümlerini bitirdi. Önce Anadolu, daha sonra İstanbul’da “Kur’ân Yolculuğu” adı altında, pek çok sivil toplum kuruluşunda lise-üniversite gençliğine ve yetişkinlere Kur’ân’ın yaşadığımız çağın anlayışına hitabını, anlaşılmasını içeren eğitim seminerleri verdi; vermeye devam ediyor. Ensar, Başakder, ÜGM, İSTEV bunlardan bir kaçı. Şule Kitaphaber dergisinde bir yıl çalıştı.  Yazıları Hece, Ay Vakti gibi süreli dergilerde, Sabah "Ramazan Çocuk", Taraf "Ramazan Yazıları"  vb. gibi gazete köşelerinde yayınlandı. Hâlâ Sonpeygamber.info için Kur’ân Yolculuğu yazı dizisini düzenli olarak yazmaktadır. Kitapları: Çocuklar İçin Kırk Hadis 1 -2 (Şule Yayınları) Konuşan Kitap(Şule Yayınları) Çocuklar İçin Son Peygamber’in Hayatı (Sonpeygamber.info)

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin