Sonpeygamber.info
Mukabele: Anlam Sağlaması
 

Maun: Gözlerimde Işık Yarası

Mukabele; Kitâb’ın içinde kastedilen hakiki anlama oranla -bizim bu güne kadar anlayabildiğimiz Kitâb’ı- karşılaştırarak bir yerde anlam sağlamasını yaparak okumak ve henüz anlayamadığımız hakiki Kitâb’a bakarak “kitapçıklarımızı” yenilemek gibidir. Gerçek bir mukabele hem bugüne kadar Kitap’tan anladıklarımızın doğru olup olmadığını, hem de buna bağlı olarak yaşadığımız hayatın gerçekten de Kitaplı olup olmadığını sorgulama imkânını verir.

Bu Ramazan,  hayatımız bir kez daha sakinleşecek ve bir kez daha durulacak az da olsa.

Baştan sona okumalarla hayatı yeniden daha doğru anlamanın ve yaşamanın zamanı olsun.

 

İnsanın insan oluşu çok yeni. İnsanlık tarihi uzun olsa da insan tekinin serüveni yeni. Acemi bir yürüyüştür yerin yüzünde insan. İlk kezdir. Son defadır. Tekrar değildir asla. Orijinal. Biricik. Uzunca bir süre, “bir şey diye anılmaya değer değil”ken insan oldu insan.

“Gördün mü?”

Bu soru, gözleri olana sorulur. Bu sorunun muhatabı olmak için görmek yetmez. Soru sorulanın “Görüyorum ben” diyebilmesi de beklenir. Görüyor olduğunu da görmesi gerekir. Görünenler içinde “Gördün mü?” sorusuna cevap vermesi beklenen sadece insandır. İnsan olmayana sorulmaz bu soru. Görenler çoktur; ama sadece insan gördüğünün farkındadır. “Görüyorum” diyemez ki hayvanlar. Demek ki “Gördün mü?” diye sorulmak, kayda değer bir ayrıcalıktır. Karşısında böyle bir soru bulan insan, eşsiz bir kazanım sahibidir. Emsalsiz bir servet üzerinde oturmaktadır. İnsandır. Bu soruya muhatap olana kadar uzun mesafeler kat etmiş olmalıdır. Varlığın yamaçlarını geçmiş şuurlu bir insan olma zirvesine ulaşmıştır. Başka türlü varoluşları aşmış olmalıdır. “Gördün mü?” diye sorulanın omuzları üstünde bir başı vardır, başında gören iki gözü vardır. İnsandır.

Az şey değil ki insan olmak!

“Gördün mü?”

Bir zafer takıdır bu soru. İnsanın başına giydiği tacın belgesi. Herkese sorulmaz bu soru. Varlık zirvesinin gündemidir. Yücelerin ajandasında kayıtlıdır “Gördün mü?” sorusu. Hem çok yeni hem çok sürpriz bir haber bu. Cevabından geçtik, bu soruya cevap verecek adam diye seçilmek başlı başına saadettir. Akıl almaz bir ganimettir. Olmayacak iştir!

Olan olmuş bir kere! Soruyu soran sormuş bile. Kime soracağını biliyor. Sıcacık bir imtiyaz dokunuşu bu insana.  Umulmadık bir önemsenme. Adam gibi adam diye kabul edilme…

“Gördün mü?”

İnsanın insan oluşu çok yeni. İnsanlık tarihi uzun olsa da insan tekinin serüveni yeni. Acemi bir yürüyüştür yerin yüzünde insan. İlk kezdir. Son defadır. Tekrar değildir asla. Orijinal. Biricik. Uzunca bir süre, “bir şey diye anılmaya değer değil”ken insan oldu insan. Ne gözleri vardı ne gözleri olmaya değer bir şeydi. Uzunca bir süre bu halde kaldı. Şimdi “gördün mü?” diye sorulan kişi, o sıralar, gözlerinin olmadığını göremezdi. Sorunun sorulduğu kişi gözlerinin olması gerektiğini de göremezdi. Yoktu gözleri; kördü. Kör olduğunu da göremezdi. Körlüğüne de kördü. Görmesine değer şeylerin olması gerektiğini göremezdi. Şu ışık ülkesine, şu renkler bayramına, şu güzellik şenliğine geleli çok olmadı.

Ezelden beri görür değildi insan. Öteden beri görünür değildi. Görmesinin ve görünmesinin bir başlangıcı var demek ki… “Gördün mü?” diye soru sorulmaya değer görülüşü yeni.

O halde soru şöyle de yinelenmeli: 

Gördün mü [gözlerini, görmesini ve gördüklerini] borç aldığını yalanlayanı.

 “Gördün mü?” sorusunun muhatabı şimdi insan. Hiç yoktan gözleri oldu. Görünür bile değilken, görünmeye değer bulundu. Özel bir yüzle tanınıyor, güzel gözlerle görünüyor şimdi. Gözleri hem güzel görünmesinin hem güzel görmesinin nedeni. Görmeye değer şeylerin göreni olsun diye seçildi.

İşte bu görülmemiş bir sürpriz olmalı. İnsan hiç tahmin edemeyeceği bir yerde şimdi. Rüyalarında bile göremeyeceği bir ayrıcalık kürsüsünde. Hem görüyor hem görüyor olduğunu görebiliyor. Körlüğüne bile körken, körlüğünü Bir görenin olduğunu görebilir halde şimdi.

Ben görünmez iken, görünmediğimi görüp de beni görünür kılanı görmeyeyim mi şimdi? Ben yokluğuma bile kör iken, var olmamı gerekli göreni görmezden mi geleyim? Eksikliğimi eksiklik görenin, insan diye görünmemi tercih edenin varlığına kör kalmayı mı tercih edeyim?

Gözlerini ışığa açan, ışığı gözlerine ulaştıranın sorusundaki sitemi de görür mü ki?

 “Gördün mü [“ben” dediğini de, “benim” diye bildiklerini de] hiç hakkı değilken, hiç ummadığı bir anda gözü önünde bulduğunu unutanı?”

“Gördün mü [sahip olduğu her şeyi] borç aldığını inkâr edeni?”

 “Gördün mü kendisini kendisine ait sananı? Gördün mü kendisini görünür ve görür eden Biri olması gerektiğine körleşeni?”

“Gördün mü kendisinin kendisine ödünç olarak verildiğini görmezden geleni?”

“Gördün mü ‘Gördün mü?’ diye sorulacak adam oluşunu kendi icadı zannedeni?

Soru cevabından daha yakıcı. Sorunun cevabı kendinde saklı! Ne yana baksam, bu soru çıkıyor karşıma. Gammaz bir ayna! Körlüğümü gözlerimin içine içine sokuyor. “Nankör” diye ihbar ediyor beni bana. Gözlerimi kaçıramıyorum aynadan. Kaçamıyorum sorunun siteminden. 

Görmeyene sorulmaz ki bu soru. Sorulursa görene sorulur; öyle değil mi ya!

Ben görünmez iken, görünmediğimi görüp de beni görünür kılanı görmeyeyim mi şimdi? Ben yokluğuma bile kör iken, var olmamı gerekli göreni görmezden mi geleyim? Eksikliğimi eksiklik görenin, insan diye görünmemi tercih edenin varlığına kör kalmayı mı tercih edeyim? Gördüklerimi ben görmeden önce görüp göz önüme koyanı, gözlerimin önüne görmeye değer güzelleri koyanı yok mu sayayım?

Görünmüyor O. Ama görmelerimin hepsi O’nun beni görmesiyle başladı. Görünmüyor O. Ama ilkin O’nun bakışında gör(ül)meye değer görüldüm. Görünmüyor O. Ama görünmeyen beni görünür eden O.

Görünmüyorsun Sen. Görünmüyorsun diye nasıl görmezden gelirim Seni?

Kimsenin el uzatamayacağı bir yetimken yoklukta, üzerimde unutuşun ağır külleri çökmüşken, görüp beni elimden tuttun. El verdin. Kimsenin doyurmaya değer görmediği bir fakirken ben, yoklukta görüp beni var kıldın. Varlığı tattırdın. Hayata doyurdun. Mutluluk sofralarının başköşesine aldın.

Böyle böyle iken nasıl görmezden gelirim seni? Yetimi hor görürsem, kendi yetimliğimi de hor görüyorum demektir. Bana kalsaydı, kendimi yokluğa terk ederdim. Muhtacı itip kakıyorsam, kendi muhtaçlığımı da önemsemiyorum demektir. Bana kalsaydı, kendimi de varlığa aç, hayata muhtaç bir halde bırakırdım.

Ah, evet, Senin beni görmen benim kendimi görmemden evveldir. Sen bana o eşsiz iyiliği etmeseydin, ben kendime kıl kadar iyilik yapamazdım. Gördüğüm bu; kör değilim.

Sana borçlu değilmişim gibi, ben bana yetermişim gibi sana kulluğu çok görüyorum. Nasıl da zor görünüyor huzuruna gelmek. Gereksizmiş gibi geliyor Senin hatırına secdelere baş koymak.

Oysa benim için başlattığın bu eşsiz iyiliğin devamı içindir benden istediğin ubudiyet. Buraya kadar gördüğüm iyiliğe hakkıyla teşekkür edersem, sonsuz güzelliklere şahit yazılacağımı haber veriyorsun. Hiç ummadığım bu güzelliği takdir edersem, bitimsiz güzellikleri göreceğimi müjdeliyorsun.

Görmezsem beni gördüğünü bu şenliğin devamı gelmeyecek. Kesilecek iyiliğin akışı, soyu tükenecek güzelliğin. Yarım kalacak nimet verişlerin. Kırılacak çemberi iyiliğin.

Ah, görmeliydim; benim için başlattığın bu desteği engelleyen benim.

Körlüğüme bile körüm ben ey Rabbim. Gördüğüme kör etme beni!

Bu yazı Sonpeygamber.info için kaleme alınmıştır.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin