Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Mekke: Zorluklarla İmtihan

 

Yerküreyi saran yüzlerce şehrin, gelişimlerini tamamlayıp, kendi kabuklarında durgun ve yeknesak bir yaşama çekildiği bir çağda, Mekke insanlık tarihinin en yoğun çekim merkezlerinden biri olmuş.

İnsanlar gibi şehirlerin de imtihanı vardır. Kimi Roma gibi bolluk içinde büyürken israf ile sınanır. Kimi Babil gibi zenginliğin ve gücün zirvesinde toprağın bereketinden olur. Kimi Atina gibi bilgeliği umarken güç yitirir; kimi İstanbul gibi ihtida eder; kimi Kudüs gibi farklı inançların uğruna öldürdüğü savaşlarla yaralanır; kimi Pekin gibi komşusu açken her daim şatafat ve teşrifata yeltenir.

Mekke'nin imtihanı da sınırlarda emaneti beklemektir. Dünya yüzeyinin oluştuğu kadim dönemlerde Arabistan'ı Afrika'dan koparan depremlerin ardından sıkışarak patlayan ve sivri kayalarıyla dikleşen Hicaz'ın tam ortasında, sıcağın ve kurağın kavurduğu topraklarda doğmuş Mekke. Yerkürenin öfkeyle kustuğu volkanik siyah taşlarla yanmış toprağı, sanki bir kraterin üstünü örter gibi, üç tarafından dağlık ve keskin yükseltilerle kundaklanmış. Zımpara gibi yavaş yavaş aşındıran coğrafyası, doğusunda kalan kum çöllerini bile iple çekilir kaçamaklara çevirecek ölçüde haşinleşmiş. Yaşamın kıyısındaki iklimiyle Mekke'de hayat, ancak zemzemin tükenmez bereketi sayesinde tahammülün sınırına çekilebilmiş.

Üç kıtanın kavşağında yer almasına ve dünya haritası üzerinde merkezi bir konuma yerleşmiş olmasına rağmen medeniyetin yıkıcı ilişkilerinden uzak kalmayı başarmış bir kent Mekke. Büyük güçlerin ucunda, ama uzağında yer almış. Necid'in çölleri kadar zor aşılan korkutucu Kızıldeniz sayesinde, tüm olumsuzluklarına rağmen bir ticaret güzergâhı olmuş. Mekkeli; Irak, Yemen, Bizans, Pers, Habeş ve Mısır gibi büyük kültür merkezlerine yaptığı komşuluktan nasiplenmeyi becermiş. Sahil kıyısındaki Cidde sayesinde Avrupa ve Uzakdoğu arasındaki ticaretin küçük dallarından birini de sahiplenmiş. Tüm bunlara rağmen, unutulmamalı ki Mekke, sonu gelmez yolların yalnızlığında ilerleyen çölün derin ve ıssız boşluğunda hayat bulmuş bir yarımadanın çocuğu.

 


Üç kıtanın kavşağında yer almasına ve dünya haritası üzerinde merkezi bir konuma yerleşmiş olmasına rağmen medeniyetin yıkıcı ilişkilerinden uzak kalmayı başarmış bir kent Mekke.
 
Zemzem ve ticaret, Mekke'nin insanlık kadar uzun nöbetine bedel olarak verilmiş küçük ikramlar. Mekke asıl itibarını, kendisine emanet edilen yeryüzünün ilk mabedi olan Kâbe'den almış. Mekke'yi, Aden, San'a ve hatta Yesrib gibi çok daha bereketli yerlere rağmen Arabistan'ın baştacı yapan da bu mabet olmuş. Kâbe sayesinde Arabistan'ın dinî merkezi haline gelmiş Mekke. Yılın belli aylarında kurulan panayırlarla Mekke'ye akan alıcı ve satıcılar, düzenlenen edebi yarışmalara katılan şairler, hatipler, abidler, zahidler ve hakemlerle Mekke'nin yarımada nezdindeki itibarı daha da artmış. Ve Mekke, yarımadada mevcut olan farklı din, inanç, âdet ve ananelerin bir mozaiği haline gelmiş. Yarımadanın putlaştırılan tüm gelenek ve kültürü yine Mekke'ye emanet edilmiş.

Yeşile, suya, ziraate ve otlağa hasret Mekke, sonlu yaşam ile baki ölümün, medeniyet ile ıssızlığın, manevi âlem ile maddi dünyanın sınır boyunda tuttuğu bu binlerce yıllık nöbetle, zaman içinde haşin ve sert bir çehreye bürünmüş. Coğrafi mahrumiyeti, bu mahrumiyet içinde güngörmüşlüğü, yanıbaşındaki diğer medeniyetlerin zenginliklerini görüp de ulaşamaması, Mekkelileri acul ve maddiyatçı bir halk yapmış. Tarih boyunca kendine akan insan seli, kredi işletmesinde usta, ticaret oyunlarında kurnaz bir hale gelmeyi öğretmiş şehrin yerleşiklerine. Böylece Yemen'den Suriye'ye uzanan hatta, her türlü yatırım imkânını değerlendiren sermaye sahiplerinin elinde ticari hacmini genişletip, güç ve prestijini artırmış Mekke. Altın, metal, yünlü mamuller, baharat, boya, pirinç, şeker, çay, tahıl ve değerli taşlardan oluşan onlarca ürünle tanışmış erken dönemde Mekke tüccarı.

Yarımadanın kaderini tümden altüst edecek büyük değişimi, işte tam da yükselişe geçtiği bu dönemde yaşamış Mekke. Son Peygamber'in insanlığa mesajı, bu kentten yükselmiş. İbrahimî geleneğin yeniden dillenişiyle birlikte tevhid, nübüvvet ve ahiret gibi temel inanç alanları girmiş yoğun olarak Mekke'nin gündemine. Sık sık insanın ve evrenin yaratılışındaki düzene dikkat çeken ilahi mesaj, daha ziyade inançla ilgili konularda yoğunlaşırken, putperestliğe ve şirke karşı da güçlü bir isyan başlatmış. Mekke'nin kaymağını yiyen Kureyş, dünyanın iki ucu arasında yaşanan ticaret hattından elde ettikleri küçük kazançların sarhoşluğunda direnmiş ilahi çağrıya. Atalarının dinine sahip çıkma bahanesiyle Peygamber ve ashabına karşı zulmü zirvelere taşımış. Yoğun sosyal ve ekonomik ambargoların muhatabı kılınan yeni inanç sahipleri için Mekke artık yaşanmaz hale gelmiş. Kendinden menkul sandığı zenginlik ve liderliği kaybetme korkusuyla çıkarmış Peygamber'i, doğduğu, büyüdüğü topraklardan. Siyer-i Nebi'nin en acılı yılları, "Mekke" başlığı altında yazılmış.

 


Mekke her gün yeniden doğuyor; yeniden tazeleniyor. Orada zamanın ve dünyanın ritmi değişiyor. Orada hem Mekke, hem inananlar yeniden yeniden sınanıyor. Peygamber’in fethi gibi girmeye devam ediyor inananlar Mekke’ye.

Medine'ye hicret eden Peygamber ve ashabının Mekke ile yaşayacakları hasmane ilişki, Hudeybiye'de çözülmüş ve 20 yıl boyunca süren katı düşmanlık önemli bir yumuşama göstermiş. Duygulu bir fetihle girdiği Mekke'yi yeniden vatan kılmamış kendine Peygamber. İlan ettiği umumi afla, kendini inciten Mekkelilere ders verirken, göçleri sırasında bırakıp gitmeye mecbur kaldıkları taşınmaz malları dahi istememiş yüce gönüllü Nebi. 

Mekke, tevhid inancına boyun eğmiş. Adeta "ilahlar yuvası"na dönüştürülmüş olan kutsal mabet fetihle şirkten temizlenirken, Son Peygamber de insanlığa vasiyetini bu şehrin zirvesinden yapmış. O gün mabedinde artık İslâm dininin muhataplarını ağırlamaya başlamış Mekke. Yerküreyi saran yüzlerce şehrin, gelişimlerini tamamlayıp, kendi kabuklarında durgun ve yeknesak bir yaşama çekildiği bir çağda, Mekke insanlık tarihinin en yoğun çekim merkezlerinden biri olmuş.

O gün bugündür, Mekke her gün yeniden doğuyor; yeniden tazeleniyor. Orada zamanın ve dünyanın ritmi değişiyor. Orada hem Mekke, hem inananlar yeniden yeniden sınanıyor. Peygamber'in fethi gibi girmeye devam ediyor inananlar Mekke'ye. Muazzam bir püskürme ile boşalan volkan patlamasının yakıcı ve kavurucu hava akımı üzerine inşa edilmiş olan kutsal mabedininden yükselen enerjisi ile tüm insanlığa uzanıyor Mekke. Ve her gün binlerce defa kulluğun ilahi güçle kurduğu zirveye tanıklık ediyor:

"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk: İşte sana geldim!"  

 

Yorumlar

 
ferhat kurtoğlu
ferhat kurtoğlu21.02.2012

kaleminize yüreğinize sağlık maşallah...hasret ve gözyaşlarımızla okuduk...NE ZAMAN NASİB OLACAK GÖRMEK YA RABBİ!!!sabrımız takatimiz kalmadı...

21.02.2012

 

Dr. Nihal Şahin Utku

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Abbâsî Devleti’nin Kuruluş Safhasında Abbasoğlu – Alioğlu İlişkileri” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. Ardından aynı enstitüde “Kızıldeniz’de Denizcilik, Ticaret ve Yerleşim (VII. – XI. Yüzyıllar)” konulu doktora çalışmasını yaptı.(2005). Serbest araştırmacı olarak akademik çalışmalarına devam eden Utku, aynı zamanda İslam Tarihi alanında yazılar yazmakta, seminerler vermektedir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin