Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Mercan Tespihin Borcu


"Ey sevgili! Sen hilâl kaşlıdan uzakta iken, bayram bana matem görünür. Nitekim hilâl görünmezse, kimse bayram yapmaz."

İslâm inancında Ramazan ayı mağfiret, lûtuf ve ihsan ile birlikte anılır. Hepimiz inanırız ki bu ayda açılan eller boş çevrilemeyecek, gönüller mutluluk, yüzler tebessümle dolacaktır. Bu ayda cennet kapıları açık, cehennem kapıları kapalı ve mümin melekiyet makamındadır. Nasıl ki insan yaratılmışların en şereflisi ise, Ramazan da ayların en faziletlisidir. O, on bir ayın sultanıdır ve "Hoş geldin ya Ramazan!" ile karşılanır. Ama Ramazan'ın bir de şer'î karşılaması vardır ki halk bunun arka planını pek bilmez; "Hilal göründü!" deyip geçiverir. Bilindiği gibi, hicrî-kamerî ayların, hilâlin görünmesiyle başlaması ve Ramazan Bayramı'nın aybaşına rastlaması, bayram yapabilmek için hilâlin görünmesini şart kılar. İsterseniz şimdi eski tarih sayfalarından bir hatıraya kulak verelim: 

- Kadı hazretleri! Bu adama geçen yıl bir mercan tespih sattım. "Yüz kuruştan ibaret olan ücretini önümüzdeki Ramazan'ın gurresinde (ilk vakitlerinde) ödeyeceğim," diye taahhütte bulunmuş idi. Ama şimdi sözünde durmuyor.

Kadı davalıya sorar:

- Öyle mi söyledin Efendi?

- Evet, kadı hazretleri. Sözümde de sadıkım. İllâ bu adam ücreti henüz Ramazan gelmeden istiyor.

Davacı itiraz eder:

- Hayır kadı efendi! Hilâl görünmüş, binaenaleyh Ramazan gelmiştir?

- İspat edebilir misin?

- Tabiî ki! Dışarıda iki tane şahidim vardır. Müsaade olunursa içeri alıp dinleyiniz.

Bu konuşmalar fi tarihinin bir arefe gününde, İslâm şehirlerinin Bab-ı meşihat denilen makamında, dinî otorite sayılan kişiler (Şeyhülislâm, müftü, imam vb.) ile kadı efendinin huzurunda cereyan eder.

Ramazan'ın bir de şer'î karşılaması vardır ki halk bunun arka planını pek bilmez; "Hilal göründü!" deyip geçiverir. Bilindiği gibi, hicrî-kamerî ayların, hilâlin görünmesiyle başlaması ve Ramazan Bayramı'nın aybaşına rastlaması, bayram yapabilmek için hilâlin görünmesini şart kılar.

Kadı efendi iki şahidi içeriye aldırır. Bunlar o bölgenin rasat için en uygun mevkiine (Meselâ İstanbul'da Bayezit Yangın Kulesi, Süleymaniye, Fatih, Cerrahpaşa, Sultan Selim ve Edirnekapı camilerinin minareleri) gidip hilâli gözleyen pek çok kişiden, hilâli ilk gören ikisidir ve şahitlik ücreti olan hediyeyi almak için soluk soluğa koşup gelmişlerdir. Kadı sorar:

- Siz hilali rü'yet eylemişsiniz, öyle mi?

- Evet kadı hazretleri. Bu akşam, ezandan üç dakika sonra re'yelayn hilâli (...) Camii'nin minaresinden müşahade ettik.

- O halde bu gece için hicrî (...) senesinin Ramazan'ı gurresidir diyebilir misiniz?

- Evet kadı hazretleri, bu gece buyurduğunuz senenin Ramazan'ı gurresidir.

Kadı, hilâlin nasıl olduğunu, tam olarak nerede görüldüğünü, inceliğini ve kalınlığını vs. iyice tetkik edecek suallerden sonra huzurda bulunan heyeti hâkimiye (protokol ve bilirkişi meclisine) döner:

- Sizler bu şahitlerin sözlerini inanılır buluyor musunuz?

- Beli, bu şahitlere inandık. Bu gece Ramazan'ın gurresidir; âlemi İslâm'ın hayrına, bilcümle müslümînin mağfiretine vesile olur inşallah.

O sırada kadı davalıya hitaben mahkemeyi hükme bağlar.

- Gurre-i Ramazan sabit oldu. Müddeinin iddia eylediği, senin de inkâr etmediğin mercan tespih ücreti olan yüz kuruşu müddeiye eda eyle!

İstanbul'da her yıl tekrarlanan bu mahkeme kararı deftere kaydedilir. Ramazan hilâlini görmüş olan iki şahide hediyeler verilir. Ramazanın başladığına dair ariza sadrazama gönderilmek üzere yola çıkarılır. O sırada İstanbul'da, Süleymaniye Camii minarelerinde hazır bekleyen mahyacılara işaret verilerek "Hoş geldin ya şehri Ramazan"ı teşkil eden kandilleri yakmaları söylenir. Kandiller yanar yanmaz şehrin her yanındaki bekçiler davullarını çalmaya başlar; civar köy ve kasabalara haber vermek üzere sur kapılarında atları eyerlenmiş bekleyen ulaklar dizginlere asılırlar; halk ise evlerinden dışarı çıkıp sevinç içinde bir müddet hay u huy ile vakit geçirir; velhasıl şehir, senenin hiçbir akşamında olmayacak kadar canlanır. Bu, aslında bir bayramdır. Yani eski Ramazanların başı da tıpkı sonu gibi bayram şuuruyla algılanmıştır. Öyleyse şair (Aşkî, ö.1574),

Sen hilâl-ebrûdan ayru ıyd mâtemdir bana

Kimse bayrâm eylemez çün kim görünmeye hilâl

demekte haklı galiba. Aşağı yukarı şöyle anlaşılır: "Ey sevgili! Sen hilâl kaşlıdan uzakta iken, bayram bana matem görünür. Nitekim hilâl görünmezse, kimse bayram yapmaz."
 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İskender Pala

1958, Uşak doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1979). Divan Edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) oldu. Divan Edebiyatı’nın halk kitlelerince yeniden sevilip anlaşılabilmesi için klasik şiirden ilham alan makaleler, denemeler, hikâyeler ve gazete yazıları yazdı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi. “Divan şiirini sevdiren adam” olarak da tanınan İskender Pala, Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü’nü (1989), AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü’nü (1990), Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü’nü (1996) aldı. Hemşehrileri tarafından “Uşak Halk Kahramanı” seçildi. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, Katre-i Matem ve Şah&Sultan adlı romanlarının baskıları yüz binlere ulaştı, pek çok ödül aldı. Evli ve üç çocuk babası olan Pala, halen Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin