Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Mevlid'i Farklı Okumak


Peygamber'in bütün hayatı gibi "mevlid"ini de iyi okumak gerekir. Mevlid, yalnızca kutlu bir doğumun habercisi olarak kalmamalı; Peygamber'in yaşam tecrübesini, bir peygamber olmasına rağmen kul olma yolunda verdiği emek ve mücadeleyi hatırlatmalı.

Son Peygamber Hz. Muhammed'in dünyaya teşrifleri, asırlar boyunca edebiyatın sınırlarını zorlayan çok zengin bir sunumla insanlığa takdim edilmiş; nice edebî kalem, O'na olan muhabbetin mürekkebini akıtmak üzere yarışa girmiştir. İslam tarihinin sair alanlarında oldukça rasyonel eserler vermiş birçok âlim, konu Hz. Peygamber olunca, ciddi bir üslup değişikliğinden kendini alamamıştır. Peygamber'in beden ve ruh yapısı ile hasletlerinin edebî tasvirlerinin yapıldığı Şemâil kitaplarında, ona olan muhabbet, çok ince ayrıntılarda ortaya çıkmıştır. "Buzdan daha serin ve ipekten daha yumuşak" elleriyle, "gül kokan tatlı teri" ile, "goncayı güle dönüştüren kudreti" ile, nurdan bir varlık oluşu hasebiyle yere düşmeyen gölgesi ile, hiç bir sineğin konmadığı pak bedeniyle, "mücessem bir sevgi ve baştan aşağı güzellik" olarak takdim edilmiştir Allah Resûlü. "Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin sadece bilgeliğini değil, güzelliklerini de kendinde toplayandır," Hz. Muhammed. O yüzden portresi de tuvallere düşmez kutlu Nebî'nin. Ancak hilye denen ve onun vücut ve ruhunun tasvir edildiği hat levhalarında tahayyül edilir Peygamber silüeti.   

Bu doğal ve masum güzelleme nesilden nesile aktarılırken, zaman içinde Peygamber'in etrafında "mistik bir saygı perdesi" de örülmüştür. Özellikle Peygamberlik öncesi hayatı kalın mucize perdeleri ile örtülmüş olan Hz. Peygamber'in, bir melek değil, bir beşer olarak "en güzel örnek" olma vasfı gölgelenmiş, geriye itilmiştir.  

Mucizeler, sık sık Peygamber'in mesajından çok, onunla ilişkilendirilen eşyaya giydirilmiştir. Siyer müelliflerinin, Hz. Peygamber'in dünyaya teşrifi ile yeryüzünde yaşanan olağanüstü hadiselere dair düştükleri kayıtlar, bunlardan yalnızca cüzi bir kısmıdır. Kaynaklar, Kisra'nın sarayında on dört sütunun yıkıldığını, Mecusilerin ateşlerinin söndüğünü ve Sava gölünün kuruduğunu yazarlar. Oysa Hintli âlim Mevlana Şiblî Numanî'nin ifadesiyle, "o gece yıkılan Kisra'nın sarayı değil, İran'ın saltanat ve şöhreti, Bizans'ın ihtişamı, Çin'in azametidir. Sönen, Mecusilerin tapınaklarında parlayan alevler değil, küfrün örttüğü zulüm ateşidir. Kuruyan, Sava gölünün suları değil, putperestliğin tahakkümü, Zerdüştlüğün gücü ve Hristiyanlığın baskısıdır."

Asırlar içinde büyük bir yekûn tutan siyer tarih ve edebiyat yazımının oluşturduğu mistik perdeler ve menkıbeler altında, bu doğumun yol açtığı tarihi hakikatler gölgelenmiş; sembolik tasvir ile gerçek bazen birbirine karışmıştır. Peygamber müminlerin gözünde haklı olarak destanlaşırken, haksız bir şekilde hayatlarından çıkmıştır.

Gerçekten de asırlar içinde büyük bir yekûn tutan siyer tarih ve edebiyat yazımının oluşturduğu mistik perdeler ve menkıbeler altında, bu doğumun yol açtığı tarihi hakikatler gölgelenmiş; sembolik tasvir ile gerçek bazen birbirine karışmıştır. Peygamber müminlerin gözünde haklı olarak destanlaşırken, haksız bir şekilde hayatlarından çıkmıştır. Bu perdeler varken, Peygamber'in doğumu ile mutlak Tek Tanrıcılığın, Pers düalizmi ve Hristiyan inancındaki teslis kavramı üzerinde kazandığı kesin zafer, yeterince okunamaz. İçine düştüğü topluma damarından giren Allah Resulü'nün, her şeyini geride bırakıp, yepyeni bir coğrafyaya gitme cesareti gösteren bir avuç insanla Medine'de kısa sürede inşa ettiği muazzam başarı hakkıyla değerlendirilemez. Nasr'ın ifadesiyle "hakikat dağının eteğinde hemen durmaya hazır bir süvari olarak" çıktığı Arabistan'ı kalbinden fethettiği zorlu yolculuk layıkıyla anlaşılamaz. Hz. Muhammed, Allah'tan aldığı emirleri dünya üzerinde, dünyevi araçları kullanarak yayma başarısı göstermiş bir "beşer"dir. Tebliğ ettiği dinin, koca bir yarımada dışına taşışını sağlığında müşahade etmiş muzaffer bir peygamber; içinde yaşadığı toplumu, sosyal ve toplumsal olarak dönüştürmüş başarılı bir liderdir. Tebliğ ettiği din ise, en büyük cihadı içgüdü ve dürtülere karşı verilen bir savaş olarak yorumlayan; erdemi "ruhu ve kalbi ferahlatan", günahın ise "ruha huzursuzluk ve kalbe ağırlık veren" şey olarak tanımlayan; dolayısıyla birey üzerine ciddi bir sorumluluk yükleyen bir inançtır.

Medine'nin, "Peygamber şehri" oluşu, "aydınlanmış şehir" vasfı kazanması kolay olmamıştır. Peygamber, Medine'de hazır bir toplum devralmamıştır. Medine, ciddi bir emeğin, yoğun bir gayretin, inanılmaz bir mücadelenin armağanıdır tüm inananlara. Aç, susuz, uykusuz ve can korkusu ile düşülen hicret yolunda ortaya konan inancın, hayata geçirilme çabasıdır Medine tecrübesi. Ezilen; tüm dünyalık varlığını geride bırakmış; Arap geleneğinde koruyucu olan aile ve kabilesinden kopmuş; tarımdan anlamayan bir avuç insanın, maişet adına tarımsal tecrübenin önemli olduğu, farklı iklim ve bitki örtüsüne sahip yabancı bir coğrafyada, çok kısa bir zaman zarfında etkin bir güç olabilme başarısının hikâyesidir.


Hz. Muhammed, bir yandan peygamber sıfatıyla yüklendiği ilahî mesajı insanlığa sunarken, diğer yandan da içinde yaşadığı topluma beşer olarak örnek olma görevini hakkıyla yerine getirme gibi ağır bir yükün altındadır.

Sayıları bir kaç yüz kişi ile ifade edilen bir grubun, çevresinde ve içinde ciddi çekişmelerin olduğu on bin nüfuslu bir şehirde varlık göstermesi, daha hicretin ilk yılında başlar. İlk Cuma namazı, kıblenin Kâbe'ye çevrilmesi, ensar ve muhaciri kenetleyici bir faktör olarak kardeşlik sözleşmesi, Medine'nin sınırlarının çizilmesi, ilk nüfus sayımı, ilk mescidin ve hemen yanı başında açılan ilk okul Suffa'nın inşası, alternatif pazarların kurulması, Medine başarısının somut ve toplumsal dinamikleridir. Yaşanan göç olgusu ile ortaya çıkan problemlerin aşılması, muhacirlerin meslek edinmesi, içlerinden çıktıkları Mekke toplumuna karşı gösterilecek direnç, Medine içi çekişmeler konusunda geliştirilecek strateji, Yahudilerle ilişkiler, Hz. Peygamber'in önünde çözüm bekleyen acil meselelerdir. Hz. Muhammed, bir yandan peygamber sıfatıyla yüklendiği ilahî mesajı insanlığa sunarken, diğer yandan da içinde yaşadığı topluma beşer olarak örnek olma görevini hakkıyla yerine getirme gibi ağır bir yükün altındadır.         

Peygamber'in bütün hayatı gibi "mevlid"ini de iyi okumak gerekir. Mevlid, yalnızca kutlu bir doğumun habercisi olarak kalmamalı; Peygamber'in yaşam tecrübesini, bir peygamber olmasına rağmen kul olma yolunda verdiği emek ve mücadeleyi hatırlatmalı. Bu ağır yükten bedeller yüklemeli, insanlığın efendisini baş tacı eden sevenlerinin omuzlarına.    

 

Yorumlar

 
ahmet köse
ahmet köse24.01.2013

yazdıgınız bu eşsiz yazı için cok teşekkür ederiz sizlere... gercekten elinize yureğinize saglık. mevlide farklı bir bakıs acısı kazandırmıssınız herkese tavsiye ederim. feyz aldım yazınızdan. yazılarınızın devamını bekliyorum inşallah yazmaya devam edersiniz...

24.01.2013

 

Hayrullah Gürgen
Hayrullah Gürgen23.01.2013

Mevlid, Anadolu'nun en önemli kültürlerinden birisi. Belki de dini Ve Peygamberimizi (sav) Türkçe anlattığı içindir. Milletimizin ve diğer milletlerin Peygamber sevgisi Bu yolla dillendirilmesi Her zaman bize ümmet olma şuurunu veriyor.
Bence Mevlid kıraatlarından örnekler verilmesi, örnek videolar eklenmesi daha güzel olurdu.

23.01.2013

 

Dr. Nihal Şahin Utku

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Abbâsî Devleti’nin Kuruluş Safhasında Abbasoğlu – Alioğlu İlişkileri” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. Ardından aynı enstitüde “Kızıldeniz’de Denizcilik, Ticaret ve Yerleşim (VII. – XI. Yüzyıllar)” konulu doktora çalışmasını yaptı.(2005). Serbest araştırmacı olarak akademik çalışmalarına devam eden Utku, aynı zamanda İslam Tarihi alanında yazılar yazmakta, seminerler vermektedir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin