Sonpeygamber.info
Bir Hadis Bir Yorum
 

Mü'minin Baharı

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ : الشِّتَاءُ رَبِيعُ الْمُؤْمِن

Ebû Said el-Hudrî radıyallâhu anh'den rivâyet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Kış mevsimi, mü'minin ilkbaharıdır." [1]

Kış mevsiminin, mü'min için ilkbahar oluşu, gecelerinin namaz, gündüzlerinin de oruç için müsait olmasıyla açıklanmaktadır. Hiç şüphesiz bu, diğer mevsimlere kıyasla, genel ve gerçekçi bir değerlendirmedir. 

İlkbahar, tabiatta diriliş ve canlılık demek olduğu ve yazı müjdelediği için sevilen ve istenen bir mevsimdir. Bu temel gerçekten hareketle, kış mevsimini "mü’minin ilkbaharı" olarak niteleyen hadisimiz, bu mevsimi gece ve gündüzleriyle kulluk açısından yoğun olarak değerlendirmeye çağırmakta, dolayısıyla mü'minin hayatında manevi bir canlılığa vesile olmasını teşvik etmektedir. Hemen her canlının kış uykusuna yattığı, yani faaliyetlerinin belli ölçüde kısıtlandığı bir mevsimde mü'minin uyanıklığı ve diriliği elbette ona yeni, yepyeni bir bahar yaşatmış olacaktır. Nitekim hadisin Ebû Ya'la'dan gelen rivayetinde şu ilaveye yer verilmektedir: “Gecesi uzundur, onu ibadetle ihya eder; gündüzü kısadır onu da oruçlu geçirir.” Yine Deylemî'nin Abdullah İbn Mes'ud radıyallahu anh’den naklettiği hadiste de şöyle buyurulmaktadır: "Kış mevsimine merhaba! Onda rahmet vardır, ibadet eden için gecesi uzun; oruç tutan için de gündüzü kısadır." Keza Enes b. Malik radıyallahu anh’den rivayet edilen hadiste de "Kış orucu, soğuk ganimet (veya âbidler ganimeti)dir" [2] buyurulmaktadır.

Kış mevsiminin, mü'min için ilkbahar oluşu, gecelerinin namaz, gündüzlerinin de oruç için müsait olmasıyla açıklanmaktadır. Hiç şüphesiz bu, diğer mevsimlere kıyasla, genel ve gerçekçi bir değerlendirmedir. Önemli olan, kış mevsiminin sunduğu fırsatın farkında olabilmektir. Öte yandan bilindiği gibi "Namaz, dinin direğidir." Uzun kış gecelerini, bu din direğini güçlendirme gayretleriyle geçirmek, mü'mine ilkbahar diriliği ve bereketi kazandıracaktır. Geçmiş ihmallerin telafisi, zikirler, tevbe ve istiğfarlar, Kur'ân kıraati ve Allah rızası için kılınacak nafile namazlar hep uykusuz kalma endişesi çekilmeyen kış gecelerinin kazancı olacaktır. Bu ise, kış gecelerinde kulluk açısından bilenmek, donanmak yaza ve hasada hazırlanmaktır.

"Oruç kalkandır" ama zor ibadettir. Çünkü bütün gün boyu devam etmektedir. Mü'mini her türlü kötülükten koruyan böylesi bir ibadetin, daha kısa sürede yerine getirilebilmesi, uygulama kolaylığı yanında netice bakımından diğer günlerde tutulan oruçlardan asla farklı değildir. İşte bu kolaylık, "gündüzleri sâim, geceleri kâim" mü'min olmakta son derece yardımcı bir unsurdur. Bu da hiç bir zaman küçük görülmemelidir. Oruç borçlarının ödenmesi ve daha fazla nafile oruç tutulması, her zamandan çok bu günlerde gerçekleştirilmelidir.


Televizyon başında tüketilecek bir kış mevsimi ile elbette hadisimizde dikkat çekilen "ilkbahar"a ulaşılamaz. O halde şimdi, gece ve gündüzlere daha bir dikkatle sahip çıkma zamanıdır.

Ayrıca "uzun ve soğuk kış geceleri"nin, uzununu kısaltan ve soğuğunu daha da artıran Televizyon belâsını da hesaba katacak olursak, hadisimizin tesbit ve teşvikinin önemi kat kat artar. Geçmişte yerli, millî ve dinî kültürün nakli yolunda değerlendirilen uzun kış geceleri, şimdilerde televizyon aracılığı ile yabancı ve Hıristiyanî kültürlerin propaganda zamanı haline gelmiştir. Televizyon başında tüketilecek bir kış mevsimi ile elbette hadisimizde dikkat çekilen "ilkbahar"a ulaşılamaz. O halde şimdi, gece ve gündüzlere daha bir dikkatle sahip çıkma zamanıdır. Elbette bunun milletçe ve ümmetçe alınacak tedbirleri ve ferdî planda geliştirilecek önlemleri vardır. "İlkbahar"larının, akıl almaz gereksizliklerle heder edildiğini gören mü'minler, her halde işe bu noktadan başlamayı daha fazla geciktirmeyeceklerdir.

Allah mü’min gönüllerin ve mü’min yuvaların yardımcısı olsun.

 


[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 75. Hadisi Ebû Ya'la, Ebu Nuaym, el-Askerî gibi muhaddisler de rivayet etmişlerdir. Hadisin senedinde yer alan Ebu'l-Heysem, kimi hadisçilerce "zayıf", İbn Main gibi kimi hadisçilerce de sika (güvenilir) olarak değerlendirilmiştir. Hadisin lafzan benzerleri (şevâhid) de bulunmaktadır. Bu sebeple onu "hasen" kabul etmek uygun olacaktır. Ayrıca bk. Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliya, VIII,325; Kuzâî; Şihâbu’l-ahbâr Tercümesi, (trc.A. Yardım), s. 54

[2] Bütün bu meallerin metinleri iç bk. el-Aclunî, Keşfu'l hafâ, II, 5

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin