Sonpeygamber.info
Hadislerden Hayata
 

Müslüman Kardeşliği

حدثنا يحيى بن بكير حدثنا الليث عن عقيل عن ابن شهاب أن سالما أخبره أن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما أخبره : أن رسول الله صلى الله عليه و سلم قال المسلم أخو المسلم لا يظلمه ولا يسلمه ومن كان في حاجة أخيه كان الله في حاجته ومن فرج عن مسلم كربة فرج الله عنه كربة من كربات يوم القيامة ومن ستر مسلما ستره الله يوم القيامة

Abdullah b. Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”  (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58.)

Kardeşlik her türden, her sınıftan, her mevki ve makamdan Müslümanı kapsayıcı bir nitelik taşır. Bu anlayış, efendi ile köleyi kardeş sayar. Din kardeşliğinin gereği olarak müminler arasında yardımlaşmanın, dostluğun, ülfet ve muhabbetin, şefkat ve merhametin gelişip güçlenmesi, artması, yaygın hale gelmesi hem teşvik hem emredilir.

Konuyla ilgili pek çok sahih hadisten biri olan bu rivayet, kapsayıcılık yönünden öne çıkanlardandır.  Müslümanların birbirleriyle kardeşliği, Kur’ân-ı Kerim’in “Hiç şüphesiz bütün müminler kardeştirler” (Hucurât 49/10) ilahi beyanı ile sabit bir hüküm oluşu yanında, bu ayet İslam âlimlerinden bazılarının ifade ettiği müminle Müslümanın aynı olduğu gerçeğinin de delilini teşkil eder. Bu kardeşliğin din itibariyle olduğu apaçık bilindiği gibi, kan kardeşliğinden daha üstün ve öncelikli bir değer oluşu da kabul edilir. Anılan kardeşlik her türden, her sınıftan, her mevki ve makamdan Müslümanı kapsayıcı bir nitelik taşır. Bu anlayış, efendi ile köleyi kardeş sayar. Din kardeşliğinin gereği olarak müminler arasında yardımlaşmanın, dostluğun, ülfet ve muhabbetin, şefkat ve merhametin gelişip güçlenmesi, artması, yaygın hale gelmesi hem teşvik hem emredilir.

Din kardeşine zulmetmeme, haksızlık yapmamanın özellikle anılması ise, kardeşlik hukuku ve ahlâkını en üst seviyede koruma ve gereğini yerine getirme emrinin icabıdır.

Zulüm adaletin zıddıdır. İslam, zulmün yani haksızlığın her çeşidini yasaklar, haram kılar. Zulüm sadece adalet sayesinde ortadan kaldırılır. Haksızlık kime yapılırsa yapılsın haramdır; adalet her türlü haksızlığı ortadan kaldırıcı ve herkesi kapsayıcı bir fazilet olma özelliği taşır. Din kardeşine zulmetmeme, haksızlık yapmamanın özellikle anılması ise, kardeşlik hukuku ve ahlâkını en üst seviyede koruma ve gereğini yerine getirme emrinin icabıdır. Tıpkı bunun gibi din kardeşini düşmana teslim etmeme, onun hayatını tehlikeye atmama, onu asla terk etmeme, feda etmeme de Müslümanın önemli görevleri arasındadır.

Bu hadis bize bir Müslümanın ihtiyacını gidermenin fazilet olduğunu ve bunu yapana Allah Teâlâ’nın ne büyük ikramda bulunacağını öğretiyor. “Kul kardeşinin yardımında bulundukça, Allah da kuluna yardım eder.” (Müslim, Zikir 37-38) Her insan Allah’a muhtaçtır. Bu muhtaçlık sadece maddi ihtiyaçlar planında düşünülmemeli, manevi ihtiyaçlarımızın en az maddi ihtiyaçlarımız kadar hatta ondan daha öncelikli ve önemli olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Manen tatmin olmayan insanları maddi açıdan tatmin etmenin neredeyse mümkün olmadığını düşünmek gerekir.

Müslümanlar birbirine yardımcı ve destek olurlarsa, buna karşılık Allah’tan başka hiçbir dost ve yardımcının olmayacağı kıyamet gününde O’nun yardımını hak ederler. 

İnsan bu dünyada maddi manevi, küçük büyük birçok sıkıntılarla karşılaşabilir. Bu sıkıntıları gidermede, tıpkı ihtiyaçları gidermede olduğu gibi, Müslümanlar birbirine yardımcı ve destek olurlarsa, buna karşılık Allah’tan başka hiçbir dost ve yardımcının olmayacağı kıyamet gününde O’nun yardımını hak ederler. Bir insan için bundan daha büyük bir mutluluk düşünülemez.

Bir Müslümanın başkaları tarafından bilinmeyen, görülmeyen, aleni ve herkesin arasında işlenmemiş bir ayıbını ve kusurunu örten, onu ifşâ etmeyen kimsenin Allah da kusurunu örter. Kusurları örtülmesi, ortaya dökülmemesi gerekenler kötülükleriyle şöhret bulmamış olan iyi hal sahipleridir. Günah ve kusuru aleni işleyenler, uyarıldıkları halde kötülüklerine devam edenler, yani din dilinde fâsık ve fâcir diye anılanlar bu hükmün dışında kalır. Böyle olanların işledikleri fenalıkları örtbas etmek onları daha da cesaretlendirir ve kötülüklerinin artmasına yardım eder. 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.