Sonpeygamber.info
Röportajlar
 

İslam Görsel Kültürüne Yeni Bakışlar Gerekiyor

Ayşe Taşkent ve Nicole Nur Kançal Ferrari imzasını taşıyan ve Klasik Yayınları’ndan çıkan Tasvir – Teori ve Pratik Arasında İslam Görsel Kültürü isimli kitap, İslam görsel kültürünü ilahiyat, felsefe, tarih, sanat tarihi gibi farklı disiplinlere de temas ederek geniş bir perspektiften ele alıyor. İslam’da tasvir tartışmalarının sahih ve sağlam bir zeminde yürütülmesi adına atılmış ciddi adımlardan biri olan kitabı, İslam görsel kültürüne dair önemli başlıkları ve birlikte organize ettikleri “Miraç ve Yolculuk Durakları” sergisini Ayşe Taşkent ve Nicole Kançal Ferrari ile konuştuk. 

Biz bu konuyu hep “tasvir helal mi haram mı” sorusuyla ve yalnızca fıkhî bağlamda tartıştığımızı fark ettik. Sonra bu yaklaşımın da aslında oryantalizmin bir dayatması olup olmayacağını düşündük. Çünkü ilk dönem oryantalist metinleri okuduğumuzda da, İslam görsel kültürü "haram mı helal" mi tartışması ile birlikte "bedevi Arap kültürü figüratif sanatlarda yeteneksiz ve tasvirler de kusurlu" şeklinde bir söylemle karşılaşıyoruz. 

Tasvir kitabı nasıl ortaya çıktı? (Sizin bir araya gelmenizi, kitap fikrini ve kitabın muhtevasını da kastederek soruyorum.)

Nicole Nur Kançal Ferrari: Kitabın ve aslında bütün çalışmalarımızın çıkış noktası, İslam görsel kültürüne biraz daha yakından bakmak ve meseleyi pek çok açıdan değerlendirebilmekti. Ben bu konuları çalışmaya başladığımda gördüm ki İslam görsel tasvirleri tam olarak bilinmiyor ama birkaç tasvir üzerinden büyük genellemeler yapılıyor. Bu durum hem Türkiye’de, hem dünyada böyle. “Mevcut genellemeler çok da doğruyu söylemiyor, peki biz başka hangi perspektiflerden bakıp düşünebiliriz ya da bu mümkün mü” diye sormaya başladım. Ben bir sanat tarihçisi olarak bunları düşünürken Ayşe Taşkent ile karşılaştım. Yani aynı meseleye sanat felsefesi ve ilahiyat açısından kafa yoran biriyle…

Ayşe Taşkent: Konunun bütün detaylarını hem Doğu hem Batı'daki sanat anlayışı açısından iyi bilmek gerekiyor. Bu karşılaşma bizim için o yüzden de çok önemliydi. Mesela ben bir görsele “estetik açıdan güzel” diyorum ama Nur Hanım o görseli, “bu tasvir şu yüzyılları yansıtıyor, bunun karşılığı Batı'da budur” şeklinde ele alıp değerlendiriyor. İşin diğer tarafı, biz bu konuyu hep “tasvir helal mi haram mı” sorusuyla ve yalnızca fıkhî bağlamda tartıştığımızı fark ettik. Sonra bu yaklaşımın da aslında oryantalizmin bir dayatması olup olmayacağını düşündük. Çünkü bakın ilk dönem oryantalist metinleri okuduğumuzda da İslam görsel kültürü "haram mı helal mi" tartışması ile birlikte "bedevi Arap kültürü figüratif sanatlarda yeteneksiz ve tasvirler de kusurlu" şeklinde bir söylemle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla meselenin hem ilahiyat hem felsefe açısından mezcedilmesi gerekiyordu. Osmanlı döneminde ya da öncesinde neler yapıldı, bizim kitap sanatları diye yaptığımız şeyler acaba kitap sanatı mı, sonra perspektif meselesi… Bunlar kafamızda hep bir soru işaretiydi. Atölye ile başlayan bu süreçte yerli ve yabancı birçok makaleyi okuma ve mevcut literatürü tarama fırsatımız oldu. Kitabın iskeletini kurarken de “nasıl oryantalist zihniyeti yansıtmadan bize has bir çerçeve çizebiliriz” sorusunu merkeze aldık.

Nicole Nur Kançal Ferrari:Biz hep bütün Müslümanların dâhil olduğu bir İslam Kültürü var ve bu kültür yekpâre diye düşünüyoruz. İşte bunun böyle olup olmadığı sorusu bizim çıkış noktalarımızdan birisiydi. Aslında tasvir meselesinin konuşulduğu iki alan var. Biz Sanat Tarihçileri daha çok deskriptif bir şekilde çalışıyoruz. Sanat eserlerinden, objelerden yola çıkarak onları anlamlandırmaya çabalıyoruz; diğer tarafta fıkıhçılar fıkhî açıdan “haram mı helal mi” diye soruyorlar. İşte bu iki bakış açısının dışında, o görsellerin yarattığı anlam çerçevesini daha fazla irdelememiz, tartışmamız lazım. Çünkü o görseller sadece iki boyutlu bir resimden ibaret değiller, içlerinde büyük bir enerji barındırıyorlar. Biz kitapta hem kültürel hem sosyal ortamdaki anlam katmanlarını da çıkartmaya çalıştık. Osmanlı’da tasvir konusunun fıkıh eserlerinde (tasvir bulundurmanın hükmü, tasvir yapmanın hükmü ya da namazı etkilemesi gibi) farklı bağlamlarda ve dolaylı olarak ele alındığını görüyoruz.

Osmanlı’da tasvir konusunun fıkıh eserlerinde (tasvir bulundurmanın hükmü, tasvir yapmanın hükmü ya da namazı etkilemesi gibi) farklı bağlamlarda ve dolaylı olarak ele alındığını görüyoruz. Mesela, 16. yüzyıla ait bir saatte insan tasviri var, ‘bu saatle namaz kılarsam namaz bozulur mu bozulmaz mı?’ sorusu üzerine verilen bir fetva var. 

Kitapta Süleyman Kaya’nın Osmanlı Dönemi Fıkıh Eserlerinde Tasvir başlıklı bir makalesi var. Makalede Osmanlı şeyhülislamlarının bu konudaki fetvalarını da görüyoruz. Osmanlıda tasvir bir mesele olarak tartışılıyor mu? Ne okuyoruz fetvalardan?

Nicole Nur Kançal Ferrari: Osmanlı’da tasvir konusunun fıkıh eserlerinde (tasvir bulundurmanın hükmü, tasvir yapmanın hükmü ya da namazı etkilemesi gibi) farklı bağlamlarda ve dolaylı olarak ele alındığını görüyoruz. Makalede bu konular tek tek anlatılıyor. Ayrıca şeyhülislam fetvalarının orijinalleri ve çevirileri de mevcut. Mesela, 16. yüzyıla ait bir saatte insan tasviri var, “Bu saatle namaz kılarsam namaz bozulur mu bozulmaz mı?” sorusu üzerine verilen bir fetva var. Bu bir soru olarak var evet ama diğer taraftan tasviri rahatlıkla kullanıyorlar.

Ayşe Taşkent: Osmanlı şeyhülislamları tasvire dair fetvaları da ibadet-tasvir ilişkisi bağlamında ele alıyorlar. Bu noktada eşyanın işlevsel olarak nasıl kullanıldığına bakılabilir. Nitekim bu Hz. Ayşe’nin minderi konusuna kadar gider. Hz. Peygamber’in üzerinde resim olan perdeyi namazda dikkatini dağıttığı gerekçesiyle çıkarttırmasından sonra, Hz. Ayşe perdeyi minder olarak kullanıyor. Yani burada o görseli itlaf etmek gibi bir durum yok, ‘”sakıncalı olan yerde kullanma, başka bir yerde değerlendir” deniliyor. Meselenin ilk referansı çok önemli, ilk referans Asr-ı Saadet ve Asr-ı Saadet’e gittiğimizde de bunun böyle olduğunu görüyoruz.

Yirmi binin üstünde fetva arasından tasvir konusuna dair sekiz fetva bulundu. Bu aslında çok zihin açıcı oldu. Makalede metinlerin bulunmasını da özellikle istedik. Biz bir adım atalım, bizden sonra konuyu çalışacak olan araştırmacıların referans kaynağı olsun, kitaba müracaat edip fetvaları bulsunlar istedik.

İslam görsel sanatı ne zaman Bizans ikonoklazmı ile birlikte anılmaya başladı. Böyle bir ilişki ya da bir etkileşim var mı?

Ayşe Taşkent: : İlk oryantalist metinlerde İslam’daki tasvir yasağı ile Bizans ikonoklazmı arasında karşılıklı bir etkileşimin olduğu iddia ediliyor. Peki gerçekten böyle mi ya da etkilediyse de nasıl etkiledi. Biz önce ilk oryantalist metinlerdeki bu klişenin kökeni ne onu araştırmaya başladık. Uzun bir araştırma ve literatür taramasından sonra konuyu, Bilal Baş’ın “Bizans İkonoklazmı Bağlamında Hristiyan Geleneğinde Tasvir Meselesi” makalesiyle gündeme getirdik, ardından da Bekir Zakir Çoban’ın “Bizans İkonoklazmında İslam Etkisi Tartışması” başlıklı makalesi ile gerçekten böyle bir tartışma var mı sorusuyla birlikte kitaba koyduk. Ama tabi bu hâlâ üzerinde çalışılması gereken ve çok detaylı olmakla beraber biraz da mayınlı bir konu…

Dünyadaki İslam Görsel Kültürü tartışmaları hangi minvalde yürütülüyor?

Nicole Nur Kançal Ferrari:  Son 10 yılda İslam’daki tasvir problemiyle ilgili Türkiye’de değil de dışarıda neler çalışılmış, neler yapılmış bunları araştırmak istedim. Yani dünya son on yılda İslam’daki tasvir meselesini nasıl tartışmış, argümanlar nasıl inşa edilmiş, bunu anlayabilmek için pek çok makaleyi didik didik inceledim. Hangi kaynaklar nasıl kullanılıyor ona baktım. Tabi, meseleye yakından baktıkça popüler veya akademik sanat tarihi yazıcılığında bazı önyargıların ve klişelerin, söz konusu kaynakları taraflı kullanarak ve alet ederek, bilinçli olarak sağlamlaştırıldığını görüyoruz. Bazı yazarların da İslam kültürüne hizmet etmek düşüncesiyle çok yüzeysel genellemeler ve bilgiler öne sürdüğünü görüyoruz ki, bence onlar daha tehlikeli.

İslam görsel kültürüne dair tartışmalar Batı'dan bize oryantalist, yukarıdan bakan bir kanalla geçiyor. Doğu'da durum nasıl diye baktığınızda ne görüyorsunuz?

Ayşe Taşkent: Hz. Peygamber’in tasviri hakkında yazılmış pek çok makale var. Daha önce de zaten Meridyen Derneği’nin Sonpeygamber.info çatısı altında düzenlediği “Türkiye’de Tüm Yönleri İle Siyer Çalışmaları” sempozyumu için benden bir makale istenince Batı'da Hz. Muhammed tasviri nasıl yapılıyor diye bir araştırma yapmaya başladım ve “Batı Görsel Kültüründe Hz. Peygamber Tasviri” başlıklı bir makale yazdım. Daha sonra bizim kitabımız çıkınca acaba mesele Doğu'da nasıl diye sormaya başladım. Sempozyum tebliğler kitabında da var; konu Batı'da genelde karalama formatında işleniyor. Mesela zaman zaman Hz. Peygamber’in Osmanlı hükümdarları gibi temsil edildiği formlar var. Doğu'da nasıl diye baktığımız zaman iş farklı bir veçheye döndü. Şöyle ki Hz. Peygamber tasviri ortaya çıkıyor ama bu boşlukta çıkmıyor, nakkaşın referans aldığı bir metin olması lazım. Şemâil, delâilü’n-nübüvve; hasâisü’n-nebî ve hilye gibi anımsatıcı metinleri ve Hz. Peygamber’i sanatçıların nasıl betimlendiğini incelemeliyiz. Yine İslam dünyasında mezheplere (Şii, Sünni, Sufi ekollere) göre farklılaşan ya da her birinin etkilediği yeni kompozisyonlar, yeni formlar verilebilen resim gelenekleri var. Bu tür gelenekler Hz. Peygamber’in temsil biçimini de etkilemiştir. Bunun için görsel kültürü sadece görseller üzerinden ele almamak lazım. Yine tasvirlerin ilişkili olduğu metinlerin resim-metin ilişkileri bakımından araştırılması gerekiyor. İslam resim geleneğinde Hz. Muhammed’in tasvir ediliş şekilleri yüzyıllar içerisinde değişerek gelişmiştir. Kimi zaman Hz. Peygamber mimetik, natüralist ve gerçekçi formlar içinde temsil edildiği gibi soyut ya da hilye formu çerçevesinde tasvir edilmiştir.

Hz. Peygamber’i zihninde canlandırmak isteyen özellikle 21. yüzyılda yaşayan biz inananların, O’nun suretini ve sîretini, sürekli bir tefekkürün sözlü ya da görsel imgeleri aracılığı ile algılamaya gayret etmek zorunda kaldığımızı söyleyebiliriz. Hilyenin yanı sıra Şemâil, Delâilü’n-Nübüvve; Hasâisü’n-Nebî gibi metinler çok önemli. Ashabın Hz. Peygamber’in vasıflarına dair rivayetleri müminlere, Hz. Peygamber’in suretini ve sîretini zihinlerinde tahayyül ve tasavvur etme imkânı vermektedir. 

Hilye formunu, kaynağı ve İslam geleneği açısından değerlendirir misiniz?

Ayşe Taşkent: Hz. Peygamber’in vefatından bir müddet önce, kızı Hz. Fatıma “Ya Rasûlallah senin yüzünü bundan sonra göremeyeceğim.” diyerek ağladığı zaman Peygamber Efendimiz Hz. Ali’ye, “Ya Ali! Hilyemi yaz ki vasıflarımı görmek beni görmek gibidir.” buyurmuşlardır. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber’i rüyada gören bir Müslümanın onu gerçekten görmüş sayılacağına dair hadisler çok anlamlı. Dolayısıyla vefatından sonra Hz. Peygamber’i zihninde canlandırmak isteyen, özellikle 21. yüzyılda yaşayan biz inananların, O’nun suretini ve sîretini, sürekli bir tefekkürün sözlü ya da görsel imgeleri aracılığı ile algılamaya gayret etmek zorunda kaldığımızı söyleyebiliriz. Bu bağlamda Hilyenin yanı sıra Şemâil, Delâilü’n-Nübüvve, Hasâisü’n-Nebî gibi metinler çok önemli. Ashabın Hz. Peygamber’in vasıflarına dair rivayetleri müminlere, Hz. Peygamber’in suretini ve sîretini zihinlerinde tahayyül ve tasavvur etme imkânı vermektedir. Nitekim Şemâil hadislerinin yazılı hale getirilmesinin ve eskiden beri göğüs cebinde bir hürmet nişânesi olarak taşınmasının, özellikle hilyelerin evlerde asılı bulunmasının, Hz. Peygamber’le canlı bir irtibat kurma isteğinin ya da özlemin bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz.

Kitapta dünya müzelerinden ve koleksiyonlardan alınmış görseller de var. Görsel seçimi ve temini nasıl oldu?

Nicole Nur Kançal Ferrari:  Görselleri toplarken bütün müzelerle ve koleksiyon sahipleriyle tek tek yazıştık. Bazıları telif istemediler, kitap çıkınca bize bir tane gönderin yeter dediler, bazılarını telif ödeyerek temin ettik. Benim kişisel ziyaretlerimde çektiğim fotoğraflar var kitapta. Kapaktaki görsel, Christiane Gruber’in harika makalesinde yer alıyor. Ben bu miraç görselini ilk defa makalesinde gördüm ve çok etkilendim. Bu minyatürde Peygamber Efendimiz’i Burak’ın sırtında semada görüyoruz, üst tarafta semanın açılışı ve yukarıdan aşağıya meleklerin bakma sahnesi var. Gruber bu tasviri makalesinde çok güzel tahlil ediyor ve Rönesans resimleriyle karşılaştırıyor. Ben bu görseli kitabın kapak resmi olarak kullanmak istedim. 

Ayşe Taşkent: Kitabın birkaç zorluğu vardı. Birincisi makale seçimiydi, (oryantalist perspektifin dışında makale seçmek) ikincisi görsel seçimi ve temini, üçüncüsü de kitabın yayına hazırlık kısmıydı. Kitabın bu ince işçiliği iki yıl sürdü. Kitabın girişinde de şöyle yazdık: “Tasvir konusu sadece sanat tarihinin konusu değil.” Belki dünyada da hep bu bağlamda tartışıldığı için hata yapılıyor. O yüzden kitabın ilk makalesi olan Jamal J. Elias’ın “Güzellik, İyilik ve Hayret” başlıklı makalesi çok önemli. Biz hep İslam görsel kültürünü materyaller üzerinden tartışıyoruz ama meselenin felsefi ya da teolojik arka planı ne diye sorabilmeliyiz. Yine İrvin Cemil Schick’in hat sanatı üzerinden yaptığı okumalar da çok önemli. Burada ayrıca Valerie Gonzales’i hassaten anmak gerekiyor. 

Nicole Nur Kançal Ferrari:Kitapta Charlotte Maury’nin Mekke ve Medine tasvirleriyle ilgili çok ufuk açıcı bir makalesi var. Yine tasavvuf çevrelerinde gerçekleşen tasvirlerle ilgili iki makale var. Bir tanesi benim değerli hocam Mehmet Baha Tanman’ın makalesi. Burada mesela Tekkelerdeki görsellerin her birinin bize başka bir şey anlattığını görüyoruz.

Şunu fark ettik ki aslında biz kendi görsel kültürümüzü bilmiyoruz. İslam görsel kültürleri üzerinden İslam Sanatı okumadığımız için eksik kalıyoruz. Sanat tarihinin kendi terminolojisinde okunması gereken literatürü bir kenara bırakıp mesela kelâmî terminolojiyle okumaya başladığımız zaman meseleyi tek tipleştiriyoruz. Aslında sadece kelâmî literatürle İslam Sanatı'nı anlamak mümkün değil, interdisipliner çalışmalara daha fazla yönelmemiz gerekiyor.

Ayşe Taşkent: Şunu fark ettik ki aslında biz kendi görsel kültürümüzü bilmiyoruz. Ertuğrul Ertekin’in İmam ve Halife Olarak Hz. Ali İmgeleri yazısında birkaç tasvir üzerinden tarihî bir okuma yapılıyor. Şia, İmam Ali ve Halife Ali tartışmalarının görsel kısmını görüyoruz. Mesela oradaki yeşil kaftan siyah kaftan neyi ifade ediyor, tamam bir renk sembolizmi var ama biz İslam görsel kültürleri üzerinden İslam Sanatı okumadığımız için eksik kalıyoruz. Aslında sadece kelâmî literatürle İslam sanatını anlamak mümkün değil, interdisipliner çalışmalara daha fazla yönelmemiz gerekiyor.

Osmanlı, dini boyut içeren görselleri mesela Mekke, Medine, kutsal emanetler gibi tasvirleri nasıl kullanıyor?

Nicole Nur Kançal Ferrari:  Ahmad Khamehyar “Osmanlı Dönemi Resimli Dua Kitaplarında Kutsal Emanetlerin Tasviri” başlıklı bir makale hazırladı ki bu konu mesela Türkiye’de daha çok yeni çalışılmaya başladı. Bu dua kitapları (18.-19. yüzyıl) yakın bir tarihte ve sadece Osmanlı’da var. Başka hiçbir İslam ülkesinde göremezsiniz.  Ama biz bunları bilmiyoruz. Bu dua kitaplarındaki görsellerde mesela Peygamber Efendimiz’in mührü var, diğer Peygamberlerin mühürleri var, Hz. Ali’nin mührü var, Peygamber Efendimiz’in özel eşyasının görselleri var. İçindeki duaları okurken bu görselleri de okuyorlar ve bir irtibat kuruyorlar, dua ediyorlar. Bir de irtibat sadece görmekle değil bazen dokunmakla kurulabiliyor. Mesela Kâbe resimleri var, Kâbe’ye yüz sürmek diye ifadeler var. Buradaki Kâbe temsilî tabi. Biz bütün bu kültürü unuttuğumuz için hala bugün “mühr-i Süleyman Yahudilerin işareti midir” gibi çok basit seviyede tartışmak ve öyle olmadığını savunmak zorunda kalıyoruz. Biz istedik ki bu görselleri insanlar görsün, tanısın ve genç araştırmacılar da bununla ilgili araştırmalar yapmak istesinler.

Miraç yolculuğunun hikâyesini anlatan pek çok dini ve edebi eser var. İslam minyatür sanatında da siyer-i nebî, kısas-ı enbiyâ, miraçnâmeler, divan, hamse ve mesnevilerde, acâibü’l-mahlûkātlarda, falnâmeler gibi pek çok kitapta miraç konulu minyatürlere rastlanmaktadır. Miraç minyatürlerinin şekillenmesinde sanatkârın konuyla ilgili hadisleri anlayış ve yorumlayışından kaynaklanan şahsi değerlendirmeleri önemli. 

Hz. Peygamber tasvirlerinde en çok işlenen konu Miraç. Sanatçı kaynak olarak tarihsel anlatıları ya da sözlü kültür ile gelen bilgiyi kullanıyor. Eseri başka hangi saikler etkiliyor mesela mütehayyilenin manevi etkilenmesini tasvirde görebiliyor muyuz? 

Ayşe Taşkent:Miraç hem Hz. Peygamber’in hayatında hem de insanlık tarihi içinde çok önemli bir hadise. Miraç anlatılarında birincil kaynak Kur’ân-ı Kerim. Miraç yolculuğunun hikâyesini anlatan pek çok dini ve edebi eser var. İslam minyatür sanatında da siyer-i nebî, kısas-ı enbiyâ, miraçnâmeler, divanlar, mesneviler gibi pek çok kitapta miraç konulu minyatürlere rastlıyoruz. Miraç minyatürlerinin şekillenmesinde sanatkârın konuyla ilgili hadisleri anlayış ve yorumlayışından kaynaklanan şahsi değerlendirmeleri önemli tabi. Bunun yanı sıra devrin ve bölgenin kompozisyon, resim, şekil, nakış ve renk anlayışının da etkisi var. Miraç tasvirleri, 15. yüzyıl boyunca, en çok edebî yazmalar içinde resmedilmiştir. Tasavvuf geleneğinden gelen yazarlar da miraçtan söz eden şiirlere eserlerinde yer vermişlerdir. Buna bağlı olarak da nakkaşlar, sanatçılar miraç sahnelerini ya takdim sayfasında ya da ilerleyen sayfalarda resmeder. Edebî metinlerin yanı sıra musikide de miraciyeler yazılmış ve icra edilmiştir. Nayi Osman Dede’nin Miraciyesi bunun en bilinen örneğidir.

Nicole Nur Kançal Ferrari: Sanat tarihi açısından, görsellerin nasıl üretildiklerine bakarsak, 14. yüzyıldan itibaren 17. yüzyıl sonuna kadar nakkaşhânelerde ya da atölyelerde sanatçılar (nakkaşlar, hattatlar, müzehhipler, mücellitler) ortak çalışıyorlar. Mesela bir kitap siparişi geliyor, birisi metni yazıyor diğeri de bazı bölümleri görselleştiriyor. Miraç sahnelerine gelince, birçok edebî eserde bu sahneler yer almaktadır; bazı kitaplarda iki ayrı miraç sahnesi var; biri “klasik” miraç sahnesi, diğeri bir aslanın da yer aldığı miraç sahnesi. Yani miraç sahnelerini içinde bulundukları kitaptan bağımsız düşünemeyiz. Bu tasvirler için belli bir metinsel çerçeve içinde gelişmiş olan bir sözel aktarımdan bahsedebiliriz.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde “Miraç ve Yolculuk Durakları” isimli bir serginiz oldu. Sergide Hz. Peygamber’e dair tasvirlerin de bulunması sizde bir endişe yarattı mı? Nasıl karar verdiniz bu sergiye?

Ayşe Taşkent: Hz. Peygamber tasvirlerini incelerken Miraç hadisesinin ayrı bir başlık altında toplanması gerektiğini düşündüm çünkü mesela Hz. Peygamber’in doğumunu anlatan az sayıda görsel varken, Miraç literatürü çok geniş. Resim listesinde epey görsel çıktı, sonra bunları tasnif etmek zorunda kaldık. Çok ilginç tasvirler var tabi. Biz aslında iki farklı sergi düşünmüştük. Birincisi Miraç diğeri de Mekke ve Medine tasvirlerini içeren görsellerin olduğu bir sergi. Sonra bu iki temayı birleştirme kararı aldık. Serginin adını da bu sebepten Miraç ve Yolculuk Durakları olarak belirledik. Miraç hadisesindeki yolculuk serüvenini anlatan görselleri bir hikâye içinde bir araya getirdik. Burada inananların muhayyilesindeki Hz. Peygamber imgesine zarar vermemek adına yüzü kapalı tasvirleri seçtik.

Nicole Nur Kançal Ferrari: Osmanlı’daki tasvirlerde Peygamber Efendimiz’in yüzü, açık olarak gösterilmedi. Topkapı Sarayı’nda yüzü açık olan tasvirler var ama onlar ya İlhanlılar’dan ya da İran’dan gelen tasvirler. Dolayısıyla sergimizin konseptine yani Osmanlı Kültür Ortamı’nda Miraç başlığına uygun olarak yüzü örtülü olan tasvirleri sergiledik.

Biz serginin konseptini belirlerken, bütün görselleri bir anlatı içerisine yerleştirelim diye düşündük. Miraciyeler mesela işin musiki boyutunda çok önemliydi. Görsel tasvirler, metinler ve musiki birbirinin tamamlayıcısı oldu. İnterdisipliner yöntemin İslam görsel kültürü çalışırken ne kadar önemli olduğunu da bir kez daha gördük. Mesela, neden Burakların başlıkları taç formunda yapılmış ya da neden miraç sahnelerinde burçlar var… Resimlerde bunun gibi öğeleri ancak edebî metinlerle paralel okuduğunuzda anlamak ve anlamlandırmak mümkün. Sergide bir tarafta edebi metinler aktı diğer tarafta görseller ve miraciye kısmı vardı. Osmanlı’nın kültürel kodları günümüzde nasıl anlatılır diye sorduğumuz zaman sonuçta böyle deneysel bir şey çıktı ortaya.

Kimler ziyaret etti sergiyi ve ziyaretçi davranışları nasıldı? Mesela ziyaretçiler bir sanat sergisi gibi mi gezdiler, dini bir tecrübe mi yaşadılar, neler gözlemlediniz?

Nicole Nur Kançal Ferrari:Serginin Ramazan'da ve Sultanahmet’te olması büyük avantajdı tabi. Ziyaretçi bakımından bereketliydi zaten. Biz olumsuz bir eleştiri almadık çok şükür. Sanatçılar “bunları ne zaman yayınlayacaksınız” diye sordu, akademisyenler “kitabı ne zaman çıkacak” diye sordu. Ama tabi ziyaretçiler pek de sanat galerisi gezer gibi gezmedi sergiyi. Daha saygılı ve hürmet içeren ifade ve tavırlar içinde idiler. Müslüman ziyaretçi Hz. Peygamber’in miracını temsil eden bir görsele bakıp metnini de okuyunca bu hadise ile daha yakından bir bağ kurdu.

Serginin Bosna ve Kudüs ayağından da bahseder misiniz?

Ayşe Taşkent:Bosna’da, aynı kültür iklimini paylaştığımız bir coğrafyada sergi yapmak çok özeldi. Tüm materyalleri ve Miraçnâmelerden aldığımız beyitleri Boşnakça’ya çevirttik.  Bosna sergisi Mevlid Kandili'nde ve “Selam ya Rasûllallah” etkinlikleri kapsamında gerçekleştirildi. Bosna’da bu tarihte pek çok etkinlik ve mükemmel bir sergi açılışı yapıldı. Sergimizin son ayağı Kudüs’te Miraç Kandili'nde olacak inşallah. İsra ve Miraç hadisesinin gerçekleştiği ve onun tarihine tanıklık ettiği bir mekânda ve zamanda olması çok manidar. Sergi hazırlıklarımız devam ediyor, tüm sergi metaryallerini Arapça üzerinden hazırlıyoruz. Bunun yanı sıra inşallah 2019 yılı içerisinde Miraç konusunu tarihî, edebî, musiki bakımından ele alan ve tüm Miraç, Mekke, Medine minyatürlerinin de yer aldığı yeni kitabımız Türkçe ve İngilizce olarak okuyucu ile buluşacak.

 


Ayşe Taşkent Kimdir?

1997’de Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olan Ayşe Taşkent, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “İbn Sînâ’nın Poetikası Üzerine Bir İnceleme” başlıklı tezle 2001 yılında yüksek lisansını,“Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd’de Estetik” başlıklı tezle ise 2009 yılında doktorasını tamamladı. Taşkent'in çalışma alanları; İslâm sanatı ve oryantalist yaklaşımlar, Türkiye'de estetik çalışmalarıİslâm felsefesi ve poetikalar, estetik, sanat felsefesi, İslâm görsel kültürü, felsefe ve kavramsal sanattır. Hâlihazırda İstanbul Üniversitesinde Yard. Doç. olarak görev yapmaktadır.  

 

Nicole Nur Kançal Ferrari Kimdir?

Lausanne Üniversitesinden (İsviçre) mezun oldu. Yüksek Lisans ve doktorasını İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünde tamamladı. Ulusal ve uluslararası projelere katılımcı ve yönetici olarak dâhil oldu; bunlar arasında Harvard Üniversitesi ve Getty Enstitüsü (A.B.D) tarafından organize edilen “Nehir Yatağından Deniz Kenarına: Erken Modern Dönemde Doğu Avrupa ve Akdeniz'de ‘Seyahat Eden’ Sanat” (2014-2015) ve “Kırım’daki Kırım Tatar (Türk-İslâm) Mimarî Yadigârları” ismi altında 2016’da T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından yayınlanan envanter projesi de bulunmaktadır. Halen İstanbul Şehir Üniversitesi Şehir Araştırmaları Merkezi tarafından yürütülen İstanbul’un Fatih, Eyüp, Üsküdar ve Beyoğlu İlçeleri Türbe, Hazire ve Kabir Yerlerine Yönelik Envanter, Araştırma ve Yayın Projesi’nde yer almaktadır. Küre & Klasik Yayınevleri yayın kurulu üyesi ve Şehir Üniversitesi Şehir Araştırmaları Merkezi danışma kurulu üyesidir. Görsel ve maddi kültür, tasvir teorileri, Türk-İslam ve Osmanlı sanatı ve mimarlığı özel ilgi alanları arasındadır.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.