Sonpeygamber.info
Mukabele: Anlam Sağlaması
 

Şems: Mesela Güneşi Bir Daha Düşün

Mukabele; Kitâb’ın içinde kastedilen hakiki anlama oranla -bizim bu güne kadar anlayabildiğimiz Kitâb’ı- karşılaştırarak bir yerde anlam sağlamasını yaparak okumak ve henüz anlayamadığımız hakiki Kitâb’a bakarak “kitapçıklarımızı” yenilemek gibidir. Gerçek bir mukabele hem bugüne kadar Kitap’tan anladıklarımızın doğru olup olmadığını, hem de buna bağlı olarak yaşadığımız hayatın gerçekten de Kitaplı olup olmadığını sorgulama imkânını verir.

Bu Ramazan,  hayatımız bir kez daha sakinleşecek ve bir kez daha durulacak az da olsa.

Baştan sona okumalarla hayatı yeniden daha doğru anlamanın ve yaşamanın zamanı olsun.

Gökyüzüne bak, düşün bu muhteşem sihirli yükselen yapıyı. Yeryüzü zeminli mavi anıtı. Baş döndürücülüğünü. Kapsanamazlığını. Kuşatılamazlığını. Bu inşanın mimarisindeki kusursuzluğu. Varlık amacını. Burada hiçbir şeye yaslanmaksızın durup dikilmesinin anlamını düşün.

Güneşi düşün, ayı, geceyi, gündüzü, gökyüzünü, yeryüzünü düşün

Seni her gün çok uzak kollardan hayata saran güneşi,

Gecelerin özel yoldaşı ayı,

Saklı nur özünün dış dünyaya saçılmış yansımalarının, bin bir rengin aldatıcılığının, içindeki nurun açığa çıkmasıyla sona erdiği o sükûneti düşün, o nihayet seni sana duyurabilen geceyi,

Aydınlığın tam neşelendiği o şen şakrak gündüzü, o illa ki tatlı telaşı, demlenen çayı, birazdan başlayacağın işi gücü, arada son yudum kahve telvesini, iş yapabilme kudretini, doğmaları, üretmeleri, bereketi,

Düşmeyen büyük çatıyı, kuşatılamamayı, sarmayı ama sarılamayan büyüklüğü, gök denizi, yüzen yıldızları, uçan masumlarını,

Koca halıyı, çimen minderi, çiçek, böcek ince nakışı, sayısız bahçeyi, alçak gönüllülüğü, sabitliği, sağlam duruşu, istikrarı…

Düşün!

Senin bütün sorunun düşünmemek.

Ki düşünmek arındırır. Zihinsel abdestindir senin günlük, anlık düşünmelerin. Düşünmek durmaktır. Durarak almaktır yolu. Duraksamadan. En çok da namaz bu anlamda bir düş’e durmaktır. Düşünmek için durmak…

İşte bilirsin bu hayat ve sorumluluklar seni bir yarış atına çevirir. Yüklerin azalmaz. Hep çoğalır. Burnun sürter. Omzun ağrır. Başın düşer. Çoğu gün hiç düşünemeden küçük küçük ölürsün geceleri. Uykun, gündüzün yaşadığın bilinçsizlik uykusunun bir devamıdır. Özlerin kapalı koca bir gündüzden sonra bir de gözlerin kapalı bir gece yaşarsın. Gece gündüz, gündüz gece derken bir gecen gündüzünü kovalamaktan vazgeçer veya bir gündüzün gecenin izini sürmekten son anda vazgeçer. Orda kalırsın. Bir düşün…

“Düşünmeden yaşadı. Düşünmeden öldü rahmetli”  yazılır alın taşına.

Merkez sensin tamam. Evrende başkansın. Bambaşkasın. Güçlüsün. Yaratılmışların en şereflisi deniliyor hakkında. İraden var. Karar verebiliyorsun. Kader seçebiliyorsun. Yaşayabiliyorsun dilediğini. Fakat işte bütün bunları düşünüp en iyisinden, en insancasından, en idealinden yapman gerekiyor. Düşünerek ayrılabilirken diğer varlıklardan, düşünmeyerek farkını yok ediyorsun. Ot veya çöp düşünmediğinde kınanmaz. Bir hayvancağız da… Düşünülmüş yaşam çipleri ile kendi hayatlarını sapmaksızın yaşayabiliyorlar. Kurulmuş doğal robotlar sanki onlar. Fakat sen insansın. Kendini kuracak olan sensin. Düşünerek…

Diğerlerinden seni farklı kılan pek çok özelliğinin yanı sıra çok büyük bir nimet olarak bir aklın var. Bilgiyi elde etme ve muhakeme etme yetenek farkıyla arayı açıyor üstün konuma geçiyorsun.

Fakat bu farkını kullanmadığında ise bir fark yaratamıyor, kendinden aşağı düşüyorsun.

Bütün sorunun düşünmemektir senin. Düşünmeye üşenmek…

Şems suresi nedeniyle açılan ilahi muhabbette sana düşünme çağrısı yapılıyor. Bütün Kitap boyunca sıklıkla bu çağrıyı duyuyorsun zaten iyi bir okuyucuysan.

Eğer Allah ise yakın dostsan ve sık sık görüşüyorsan O’nunla, düşünen bir insan olmaktan başka çaren yoktur. Çünkü Yüce Dostun sabah akşam, gece gündüz sana “düşün, hiç düşünmüyor musun, nasıl düşünmezsin?” der durur. Allah ile birlikte yaşayan, onun Kitab’ıyla, muhabbetiyle düşüp kalkan insanlar düşünerek yaşamayı seçen insanlardır.

İşte Şems suresi düşün diyor.

Güneşi düşün.

Geceleri onun aynası olan ayı bir düşün.

Aydınlığıyla hayata getirdiği ve ardından karanlığıyla adeta öldürdüğü dünyaya bir bak.

Gökyüzüne bak, düşün bu muhteşem sihirli yükselen yapıyı. Yeryüzü zeminli mavi anıtı. Baş döndürücülüğünü. Kapsanamazlığını. Kuşatılamazlığını. Bu inşanın mimarisindeki kusursuzluğu. Varlık amacını. Burada hiçbir şeye yaslanmaksızın durup dikilmesinin anlamını düşün.

Bütün bunlara alıcı gözlerle bak.

Bilimsel anlamda derinleşerek bak.

Bilimsel anlamda özellikle bu branşta derinleşenlerin samimiyetle ortaya çıkardıkları düşüncelerden ilham alarak yeniden yeniden düşün.

Bu varlıklar bütün özellikleri, yönleriyle bir anlamı sana iletebilmek için didiniyorken; senin umursamaz bakışların, görmemelerin bir ihanet gibi. Hayret etmemen bir insanlık ayıbı. Amaç ve anlamlarını kavramaman tam bir duyarsızlık. Amaç birliği içine girip evrenle el ele, Kur’ân’la iç içe bir yaşam sergilememen ise esef verici.

Çevren seni merkez alıp sana görünmek, keşfedilmek için dönüp duruyor ve doğrusu hiç dikkatin çekilmiyor. Bakmıyorsun. Dikkati dağınık ve yaramaz bir çocuk gibisin. Sana kendi özgün katkılarını birbirine ekleye ekleye hakikati aça, saklaya; aşikâr veya gizliden, kendi ellerinin açıklığıyla veya el altından sürekli göstermeye çabalayan evren halkının bu özverilerini görmezden gelme.


Sende var olan yanlış davranma karar ve gücü, yine sende var olan doğru davranma karar ve gücünü anlamlı kılan biricik karşıttır. Onun yaptığı bir iyilik, tam aksi bir kötülük yapabildiği halde yapmayışıyla değer bulur.

Düşün!

Bunca sahne, bunca düzen-bazlık sana bir vahiy/ hakikatlerin doğal ilhamını verebilir.

Vermek için sadece düşünsel çabanı bekler.

Çok az düşünüyorsun.

Hiç düşünmüyorsun.

Düşünmeye üşeniyorsun.

Düş kurmayı sevmiyorsun. Oysa düş kurmayan gerçeği de kuramaz. Düşlerdir gerçeğin provaları.

Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı, yeri göğü düşün. Dış dünyanın sana gönderdiği işaretlere bir bak.

Bir de dön kendi içine bak. Benliğini düşün. İnsanın oluşumunda nasıl bir huy, can çıksa gitse kalıcı olan nasıl bir temel var? Kendini tanı bu satırların sana açtığı düş yolunda yürüyüşlerle.

İnsan benliğini düşün ve onun nasıl yaratılış amacına uygun şekillendirildiğini ve nasıl ahlaki zaaflarla olduğu kadar Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle de donatıldığını. Her kim benliğini arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir. Onu [karanlığa] gömen ise hüsrandadır. (7-10)

Sen bir tanesin, fakat tanen ikiye ayrılıyor işte. Bütün insanlar böyle. İnsan iki özlü. İki özden birini seçip diğerini onun emrine verecek ve seçtiği olacak. İnsan.

Seçimleridir insan. Seçebilmek için düşünmesi gerekir yalnız. Seçmek özgürlüğü düşünebilmekle alakalıdır.

Kompleks bir yapıdasın. Karmaşıksın. İnsan olma yetin de var, olmama da. Bedensel ihtiyaçların, rahat bırakmayan yaramaz çocukları andıran dürtülerin, duyguların, düşüncelerin, edip eylemelerin birbiriyle bağlantılı oldukça karmaşık bir düzenlilikle, aslında insan olma amacını gerçekleştirebilecek bir potansiyel yüküyle var edilmişsin. Hem ten kabın ve hem içindeki o tanımlanamaz akışkanlık; ruh buna kurgulanmış ve bunu gerçekleştirebilecek şekilde donatılmıştır.

Fakat aynı zamanda tamı tamına eğri, yanlış, kötü, iğrenç bir hayatı ve işleri yapabilecek bir potansiyeli de yüklemiş sana Var eden.

Her insan iki insandır. İkiden biri olmak için var edilmiş iki ayrı insan… Tamamen iyi, tamamen kötü olarak tam ortadan ikiye ayıramaz kendini. Kimse kendisinin biricik celladı olamaz. Ayıramayacaktır. Fakat hep ayırmaya çalışmakla, o çabasının hangi yana düştüğü ile kendisini ayırt edecektir. Kendisini diğerinden ayırdığında kendisiyle kalmayı tercih eden yanı, işte asıl kendisi, seçtiği kişilik giysisi, kimliği o olacaktır.

Sende var olan yanlış davranma karar ve gücü, yine sende var olan doğru davranma karar ve gücünü anlamlı kılan biricik karşıttır. Onun yaptığı bir iyilik, tam aksi bir kötülük yapabildiği halde yapmayışıyla değer bulur. Gerçekleştirdiği bir güzellik, gerçekleştirme gücü olduğu halde gerçekleştirmeyi seçmediği bir kötülük karşısında gerçek yerini, değerini bulur ve var olur.

İnsanın iyide ve güzelde var oluşu, kötüde ve çirkinlikte olmayışına kıyasla asıl rengine ulaşır.

 

Bu yazı Sonpeygamber.info için kaleme alınmıştır.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Ayşe Şener

1966 Nisan doğumlu. İzmir İmam Hatip Lisesi’nden sonra Selçuk Üniversitesi İlahiyat ile Anadolu Üniversitesi Felsefe bölümlerini bitirdi. Önce Anadolu, daha sonra İstanbul’da “Kur’ân Yolculuğu” adı altında, pek çok sivil toplum kuruluşunda lise-üniversite gençliğine ve yetişkinlere Kur’ân’ın yaşadığımız çağın anlayışına hitabını, anlaşılmasını içeren eğitim seminerleri verdi; vermeye devam ediyor. Ensar, Başakder, ÜGM, İSTEV bunlardan bir kaçı. Şule Kitaphaber dergisinde bir yıl çalıştı.  Yazıları Hece, Ay Vakti gibi süreli dergilerde, Sabah "Ramazan Çocuk", Taraf "Ramazan Yazıları"  vb. gibi gazete köşelerinde yayınlandı. Hâlâ Sonpeygamber.info için Kur’ân Yolculuğu yazı dizisini düzenli olarak yazmaktadır. Kitapları: Çocuklar İçin Kırk Hadis 1 -2 (Şule Yayınları) Konuşan Kitap(Şule Yayınları) Çocuklar İçin Son Peygamber’in Hayatı (Sonpeygamber.info)

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin