Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Siyahın Âhını Dinliyor Elçi


Belli ki Emîn Muhammed (sav)'in günler geceler süren bekleyişinde saklı bizim tesellimiz. Onun yüreğini ince ince yakan sızının nabzına tutundukça teselli bulacak yetimliğimiz.

Gecenin göğsüne yaslı Elçi’nin kalbi. Serin nefeslerini şeffaf parmak uçları gibi gezdiriyor boşlukta. Mekke’nin ateşli suskunluğunda nazlanıyor ümitlerin en tazesi. Gözlerinin pervazından sızan duru bakışlara yağmaya hazırlanıyor göğün mavisi. Bir siyah, bin siyah susku çöküyor şimdi Bedr’in hareli yalnızlığına.

Vahyin sessizliğini de güzel görüyor olmalı Elçi. Sessizliği de vahiy diye duyuruyor can kulağına çünkü. Vahyin kırık hecelerle eğilişi bile bir başka hüsün şahikası olmak üzere. “Tâ-Hâ” diye, “Nûn” diye, “Elif-Lâm-Mîm” diye, “Kaf” diye, “Sâd” diye alışkanlığın tenini çizecek Söz.

Pak nefeslerine eşlik ediyoruz gecenin kuyusunda. Dudağında kilitli bereketli sessizliğin açılışını beklemedeyiz. Elçi’nin dudağında saklı sevinçli adreslerin hepsi. Sığınağımız oldu Rahman'ın Sözü. Hüzünlerle yoğrulan, korkularla yıpranan kalbimiz, Söz'ün sütliman tesellisine çağrılı. İkiz kardeşimizin yüzü gibi, hep sıcak hep aşina hep nazlı. Eğilip yüzümüze, hatırımızı soruyor ikiz kardeşimiz:

"O seni yetim bulup da barındırmadı mı?" (Dûha, 6)

Doğru ya, yoktu sahibimiz. Adımızın anılmadığı uzun dönemler oldu. Gereksizdik yeryüzündeki herkese. Lazım değildik kimseye. Eksikliğimiz eksiklik görünmezdi asla. Unutulmuşluklarda bir yetimdik. Ne annemiz sahip çıkabilirdi bize ne babamız tutardı elimizden. Yoktu ki elimiz.

Kimseye görünmeye değer değildi yüzümüz. Ki bir yüzümüz yoktu görünmeye değer. Sevilmeye değer değildik O bize yüz verene kadar. Yokluğumuz kimsenin derdi değildi O bizi varlığa layık görünceye dek. Biz sevmesek de olurmuş gibi karanlıkta kaldık onca yıl. Kimseleri görmeyişimiz kimseyi üzmedi O bizi bu varlık neşesine buyur edinceye kadar.

Belli ki Emîn Muhammed (sav)'in günler geceler süren bekleyişinde saklı bizim tesellimiz. Onun yüreğini ince ince yakan sızının nabzına tutundukça teselli bulacak yetimliğimiz. Onun gözlerini göklerde gezdire gezdire aradığı bir hilâl tebessümünün haresinde susacak ağlayışlarımız.

Sığındığına biz de sığınıyoruz şimdi Elçi'nin. Başka hiçbir yere gitmemecesine… Başka hiçbir yüze dönmemecesine… Başkaca hiçbir vaade kanmamacasına…

Kendine ağır insan. Taşıyamıyor bir an bile kendini. Taşamıyor bir andan bir sonraki ana. Kalbine yük arzuları, özlemleri. Avuçlayamıyor emellerini. Hayalleri kırılgan. Yönünü bilmiyor. İhtiyaçlarını hesap edemiyor. Düşüp kalıyor yol üstünde. Menzili bilmiyor. Kendini kime beğendirecek, görmüyor. Varlığını onaylatacak bir makam yok.

Kuru dal uçları gibi ümitsizlikten çatırdıyor beli insanın. Soğuk cılız ağaç kökleri gibi, karanlık vadilerde su arıyor kendine. Bir yere tutunmak istiyor. Dal budak uzanmak istiyor varlık göğüne. Çağrı gelmiyor hiç. Yönsüz. Kıblesiz. İstikametsiz. Yokluğunu bile fark etmeyecek kadar yoksulluk içinde. Var olma arzusunu dillendiremeyecek kadar çaresiz. Sözün yanağına koyacak bir kulağı yok. Kulak kesileceği tanıdık bir ses yok. Tesellisiz. İsimsiz. Lüzumsuz.

Baş koyduğumuz secdelerimiz var şimdi. Alnımızı dayadıkça, eşsiz bir yakınlığın ufkuna doğuyoruz. Nefeslerimize dolandıkça ayetler, sonsuz ümit güneşlerini ağırlıyoruz dudaklarımızda. Cennete eğilen söz ağaçları oluyoruz adını söyledikçe. Şaşkınlığın koyu karanlığından, istikametin sabahına sığınıyoruz. Tereddütlerin fırtınasından Rabbimizce kabulün sakin limanına iltica ediyoruz.

İşte Mekke’nin siyah hecesi. Gece. İşte Elçi. Her an, her köşede, yolu gösterecek o Söz'ün hasretinde. Sancılı bekleyişin dizi dibinde. Susturuyor hepimizi. O soylu çıtırtıya can kulağı oluyor. Çıt çıkmıyor ağzından. Bu suskunluğun çeperi yırtılacak, biliyor. Bu sessizliğin köklerinden Söz ağacı dallanıp budaklanacak, inanıyor. İnsanın kaygıları, korkuları, hüzünleri, kederleri, gamları, hayalleri, hasretleri bir müjdenin eşiğinde durulacak. Duyuyor ikiz kardeşin müşfik sesini:

"O seni şaşkın bulup da yolu göstermedi mi?" (Dûha, 7)

Baş koyduğumuz secdelerimiz var şimdi. Alnımızı dayadıkça, eşsiz bir yakınlığın ufkuna doğuyoruz. Nefeslerimize dolandıkça ayetler, sonsuz ümit güneşlerini ağırlıyoruz dudaklarımızda. Cennete eğilen söz ağaçları oluyoruz adını söyledikçe. Şaşkınlığın koyu karanlığından, istikametin sabahına sığınıyoruz. Tereddütlerin fırtınasından Rabbimizce kabulün sakin limanına iltica ediyoruz.

Söz’ün avuçlarında dua dua çırpınıyoruz. Kırık kanatlarımıza gök sunuyor heceler. Kelimelere tutuna tutuna düştüğümüz yerden kalkıyoruz. Dûha oluyor an bize. Koyu gecemizin gömleği yırtılıyor. Şimdi Elçi’nin kalbine değiyor dillerimiz. Ağız birliği ediyoruz En Sevgili’yle. Ne güzeldir nasibimiz.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin