Dosyalar
Hicret
 

Tarihte Varoluş Şartı: Hicret Ruhu


Beşer; arzuları, hırsları, bencillikleri gibi süflî özelliklerinin çekim alanında yaşayan kişidir. İnsan ise süflî özelliklerinden kurtularak ulvî özelliklerle donanmaya başlayan kişi.

Her insan, beşerdir ama her beşer, insan değildir. Kişi, beşerlikten kurtulduğu zaman insanlaşabilir.

Beşer; arzuları, hırsları, bencillikleri gibi süflî özelliklerinin çekim alanında yaşayan kişidir. İnsan ise süflî özelliklerinden kurtularak ulvî özelliklerle donanmaya başlayan kişi.

Virüs Gibi Yapışkan Olan'dan, Su Gibi Akışkan Olan'a

Süflî özellikler 'virüs' gibi yapışkandır: Kişiyi, kendine mahkûm eder. Aklını, kalbini ve ruhunu öldürür kişinin.

Bu nedenle süflî özellikler, köleleştirir kişiyi: Arzularının, hırslarının ve bencilliklerinin pençesinde kıvrandırır. Düşürür. Sonuçta hayatı da hakikati de ve tabi insanı da bitirir.

Ulvî özellikler ise su gibi akışkandır: Kişiyi sürgit akan su gibi sürekli olarak yıkar, temizler ve kirlerinden arındırır. Hem dış dünyada hem de iç dünyada leziz ve nefis yolculuklara çıkarır insanı. Dolayısıyla ulvî özellikler, insanın aklını da kalbini de ruhunu da diriltir, diri tutar.

Bu nedenle ulvî özellikler, insanın diğer varlıklarla kopmaz irtibatlar kurmasını sağlar ve önünde uçsuz bucaksız koridorlar açarak Arş-ı A'lâ’ya yükseltir insanı.

İşte, insanı, süflî özelliklerden arındırarak ulvî niteliklerle donatan şey, Hicret ruhudur. Tarih, insanın hem dış dünyada hem de iç dünyada gerçekleştirdiği Hicret yolculuğuyla hayata ve hakikate kavuşur.

Tarihi Yürütebilmek İçin…

O hâlde, tam bu noktada sorulması ve izi sürülmesi gereken, insanlık olarak varoluşsal sorunlarımızı kavramımızı ve insanca bir hayat kurmamızı sağlayabilecek temel soru şu galiba: Tarih, alelade yürünülen bir yol mudur yoksa yürütülen fevkalade bir yolculuk mu?

Tarihte bir yürüyüş gerçekleştirmek, tarihi yürütmekle gerçeğe dönüşebilir. Tarihte yürüyebilenler, ancak tarihi yürütmesini bilebilenlerdir. Tarihi yürütebilenler, tarihte yürüyebilirler ancak.

Tarihi yürütenler, ulvî özelliklerle donanan ve kemâl yolculuğuna çıkan insanlardır yalnızca.

Beşerî özelliklerine mahkûm olan kişilerse tarihte oraya buraya sürüklenirler ve hâkim konuma geçtikleri zaman da hayatı çatışmalardan, işgallerden, tecavüzden geçilmeyen bir cehenneme çevirirler; hakikati hayattan sürerek sürgün ettikleri için insanları 'sürüleştirirler.'

Hakikati Hayattan Sürgün Etmenin Bedeli

Batı uygarlığı tarihi, beşerlikten çıkamayanların, hakikati hayattan sürgün ettikleri için bütün insanlığı 'sürüleştirdikleri' bir yok oluşlar ve yok edişler tarihidir.

Latin Amerika medeniyetleri bu yüzden tarihten sürülmüş, izleri silinmiştir. Afrikalılar bu nedenle topraklarından koparılmış, zincirlere vurularak Avrupalara ve Amerikalara sürgün edilmiştir. Endülüs'ün kökü bu nedenle kazınmış, İspanya ve Portekiz Müslümanlara mezar edilmiştir.

O yüzden özgürlük sorunu, Batı uygarlığı tarihinin hem teolojik hem felsefi hem de siyasi açıdan en temel sorunlarından biri olmuştur.


Hicret, tarihin de hayatın da çok katmanlı, her şeyi ve herkesi var edici derûnî bir mânâya ulaşmasıdır. Hicret, tarihin de hayatın da bütün varlıklara diriltici bir nefes üfleyen kanatlandırıcı bir ruhla donanmasıdır.

Bir Varoluş Ve Var Kılış Tarihi

Müslümanların tarihi, insanın beşerlikten kurtularak insanlaşmasının örneklerinin ortaya konulduğu bir varoluş ve var kılış tarihidir. Elbette ki Müslümanların tarihinde de göz ardı edilemeyecek sorunlar yaşanmıştır. Ama bu sorunlar, Batı uygarlığı tarihinde yaşanan sorunlarla karşılaştırıldığında devede kulak gibidir. Müslümanların tarihine panoramik bir şekilde bakıldığında bu gerçeği test edebiliriz kolaylıkla.

Müslümanların tarihi Mekke'de Müslümanlara nefes aldırmayanlara Müslümanların Medine'de hayat ve var olma hakkı tanıdıkları; Abbasiler döneminde Arap yarımadasında ve hinterlandında, İspanya'da Endülüs'te ve nihayet Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu coğrafyalarında Osmanlı döneminde birbirinden farklı bütün inançların, inanç ve düşünce sahiplerinin güven içinde var olabildikleri, kendilerini gerçekleştirebildikleri zeminlere ve imkânlara kavuşabildikleri sadece Müslümanlar için değil, herkes için bir dârü's-selâm / barış yurdu tarihidir.

Medeniyetin Yapıtaşları Hicret'le Döşenir

Tarihte, hayatın hakikate, hakikatin hayata kavuşması da insanın insanca bir hayat sürdürebilmesi de nihayet tarihi yürütebilmesi de yine Hicret'le mümkündür.

Hicret, tarihin de hayatın da çok katmanlı, her şeyi ve herkesi var edici derûnî bir mânâya ulaşmasıdır. Hicret, tarihin de hayatın da bütün varlıklara diriltici bir nefes üfleyen kanatlandırıcı bir ruhla donanmasıdır.

Hicret; insanı süflî özelliklere mahkûm ve esir eden beşerliğinin, ulvî özelliklerle donanarak insanlaşmasının, kemâle ulaşma yolculuğunun bidayetine erişilmesi zorlu yürüyüşünün adıdır.

Medeniyetin yollarının yapıtaşları, Mekke'lerden Medine'lere gerçekleştirilen hicretlerle döşenir.

O yüzden, tarihte varoluş şartı Hicret'te, Hicret ruhuyla donanabilmekte gizlidir.

 

Yeni Şafak
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.