Kültür Sanat Tasavvuf Tarihi Tasavvuf İslam kültür ve medeniyetinin din, ahlak ve mistik alandaki önemli unsurlarından biridir. Tasavvuf hayat ve düşüncenin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bugünkü şekli ile tasavvuf teriminin delalet ettiği mana... http://www.sonpeygamber.info/tasavvuf-tarihi http://www.sonpeygamber.info/files/1159-path-kucuk.jpg

Tasavvuf Tarihi


Tasavvufî hayat ve düşüncenin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bugünkü şekli ile tasavvuf teriminin delalet ettiği mana ve hükümlerin birçoğu Hz. Peygamber zamanında ve özellikle onun hayatının içinde vardır.

Tasavvuf, İslam kültür ve medeniyetinin dinî, ahlakî ve mistik alandaki önemli unsurlarından biridir.  

Tasavvufî hayat ve düşüncenin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bugünkü şekli ile tasavvuf teriminin delalet ettiği mana ve hükümlerin birçoğu Hz. Peygamber zamanında ve özellikle onun hayatının içinde vardır. Tasavvuf, bu mana ve hükümlerin bir ilim olacak şekilde düzenlenmesi sonucunda ortaya çıkmış İslami bir cereyandır. Hz. Peygamber gerek yaşadığı sade hayat ve gerekse ibadet ile tasavvufi hayata kaynaklık etmiştir. O'nun bu yaşayışı öncelikle ashabı tarafından benimsenmiş ve daha sonra da tasavvuf olarak isimlendirilen ilmin kaynağını oluşturmuştur.

Tasavvufun kaynağının Hz. Peygamber'e dayandığı ve o kaynaktan yayılan bir rayiha olduğu, O'nun örnek hayatı ve bu hususla alakalı sözleri dikkatle incelendiği takdirde görülecektir. Azimet, şecaat, kahramanlık, şükür, tevekkül, kadere rıza, belalara sabır, fedakârlık, kanaat, gönül zenginliği, cömertlik, tevazu gibi insanın her zaman özlemini çektiği bu vasıfların gerçek kaynağı hiç şüphesiz Peygamberimiz'dir. Hz. Peygamber'in hayatının her safhasından istifade edilmiş, tasavvufun kabul ettiği bütün özellikler Kitap ve Sünnet doğrultusunda gelişmiştir. Bu gelişmenin yanı sıra asla uymayan fikir ve davranışların zaman zaman zuhuru ise sosyal hayatın vazgeçilmez özelliğidir.(1)

Tasavvuf, insan ruhunun kemale ermesine sebep olan hal ilmine büyük önem vermiştir. Bu halin insanda meydana gelişi, Kitap ve Sünnet ışığında bazı prensiplerin tespit ve uygulamasına bağlıdır. Bu ise Hz. Peygamber ve ashabının hayatında mevcut hususların yaşanmasına vesile olan eğitimi nesilden nesile aktaracak bir disiplin meydana getirmekle mümkündür.(2)  İşte bu disiplinin adı olan tasavvuf, ilk devirlerde zühdî bir hareket olarak başlamış ve İslam ruhunun canlılığının bir devamı niteliğinde gelişmiştir. Tasavvufî hayat ve düşüncenin bir zühd hareketi olarak başlangıcından teşkilatlanarak tarikatlar şeklini alması ve günümüze kadar gelen süreç ise tasavvuf tarihinin konusunu oluşturmaktadır.

 Başlangıçtan günümüze kadar olan tasavvuf tarihi, genellikle kabul edilen görüşe göre zühd, tasavvuf ve tarikat dönemi olmak üzere üç döneme ayrılır.

I. ZÜHD DÖNEMİ: Bu dönem Asr-ı saadetle başlayan, tabiin [sahabenin takipçileri]  ve tebe-i tabiin [tabiin'in takipçileri] devrini ve ilk iki asrı içine alan, tasavvuf kavramının ortaya çıkışı ve sufi deyiminin ilk defa kullanılmaya başlanmasına kadar olan dönemdir.

Tasavvufa göre sufilerin piri Hz. Peygamber'dir. Sufiler kendilerinde mevcut olan ilim, marifet, hâl ve yaşayışın ilk örneğini daima Rasulullah'ta görmüşlerdir. Rasulullah'ın ruhani hayatı ve dini heyecanı nesilden nesile aktarılarak aynen devam etmiştir. Bu hayat okuyarak ve yazarak öğrenilen bir hayat olmayıp yaşanılan ve yaşatılan; tasavvufi zihniyetin ve yaşayışın kaynağını oluşturan hayattır. Münavî'nin çeşitli devrelerde yaşayan sufileri anlatmak için yazdığı el-Kevakibü'd-dürriyye isimli eserine Hz. Peygamber'i anlatmakla başlaması bunu gösteren örneklerden biridir.(3)  Bu sebeple tasavvufun hadis ilmiyle olan münasebeti de önem kazanmaktadır. Yani tasavvufi hayatın temelini oluşturan Hz. Peygamber'in ruhî ve zühdî hayatı ile bu konudaki sözleri, tasavvuf ve hadis ilimlerini birbirlerine yaklaştırmıştır. Tasavvufun bir ilim olarak ortaya çıkışından önce, gerek muhaddisler ve gerekse mutasavvıflar tarafından kaleme alınan Kitabu'z-zühdler hadis ilmiyle tasavvuf arasında bir köprü görevi görmüştür.(4)

Tasavvufa göre sufilerin piri Hz. Peygamber'dir. Sufiler kendilerinde mevcut olan ilim, marifet, hâl ve yaşayışın ilk örneğini daima Rasulullah'ta görmüşlerdir. Rasulullah'ın ruhani hayatı ve dini heyecanı nesilden nesile aktarılarak aynen devam etmiştir.

Tasavvuf ve sufi kelimeleri, her ne kadar kitap ve sünnette lafız olarak geçmese de mutasavvıfların tasavvufu tarif ederken kullandıkları ifadeler ile tasavvuf kavramlarının ekserisi, Kur'ân ve sünnet kaynaklıdır. Mutasavvıfların tariflerinden olan "tasavvuf zühddür" ibaresi bunu gösteren örneklerden biridir. Zira Hz. Peygamber'in hadislerinde de zühd övülmüş ve zühdün en güçlü örnekleri kendi hayatlarında görülmüştür. Allah Rasulü ve Hulefa-i Raşidîn'in hayatında zühd, takva, sabır, tevekkül, cömertlik, feragat şeklinde yaşandığını gördüğümüz ruhani ve manevi hayatın diğer sahabilerce de benimsendiğini ve en güzel örneklerinin onlar tarafından yaşandığını görüyoruz.(5)  Dolayısıyla zühdden gaye de tasavvufa dönüşmektir. Kemale eren bir zühd hareketi tasavvufi cereyanı doğurur. Onun için "zühdün nihayeti tasavvufun bidayetidir" denilmiştir. Bu kaide hem bireysel hayattaki zühd yaşayışı, hem de sosyal zühd hareketi için doğru ve geçerlidir. Onun için bir buçuk-iki asır devam eden İslam-zühd hareketinin tasavvufi hareket haline dönüşmesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle de oldu. İlk defa sufi adıyla meşhur olan Ebu Haşim Sufi'dir. Hicri 150 tarihine kadar seyrek surette rastlanan sufi deyimine bu tarihten itibaren biraz daha sık şekilde rastlanılmaya başlanmıştır.(6)  Bu dönemde karşımıza çıkan başlıca zühd mektepleri ise Medine, Basra, Kûfe ve Horasan'dır.

II. TASAVVUF DÖNEMİ: Sufi ve tasavvuf kavramlarının kullanılmaya ve ilk sufi adlarının duyulmaya başladığı hicri II. asrın sonundan, tarikatların ortaya çıktığı devre kadar olan üç, üç-buçuk asırlık dönemdir. Tasavvuf bu dönemde müessese haline gelmiş ve Cüneyd Bağdadî, Bayezid Bestamî, Gazalî gibi büyük sufi ve mutasavvıflar bu dönemde yetişmiştir.

 II/VIII. asırdan sonra tasavvufun amelî yönünden ziyade nazari yönü gelişmeye başlamıştır. Sufilerin manevi tecrübe ile elde ettikleri bilgilere marifet, irfan, hakikat ve sır gibi isimler verilmekteydi.(7)  Ayrıca ilk tasavvufî eserler bu dönemde yazılmaya başlanmıştır.

III. TARİKAT DÖNEMİ: Tasavvuf müesseselerinin temsilcisi diyebileceğimiz tarikatların ortaya çıkarak sosyal hayatın bir parçası haline geldiği VI/XI. asırdan başlayarak, günümüze kadar devam eden dönemdir.(8)  Tasavvufi tefekkürün İbn Arabi gibi büyük temsilcilerinin yetiştiği; zaman zaman medrese-tekke çatışmalarının gündeme geldiği, şiir ve edebiyatta en değerli mahsullerin verildiği devirdir.


1) Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Vakfı Yay (İFAV)., İstanbul 2001, VI. Basım, s. 59.

2) A.g.e, s.151.

3) Mustafa Kara, Din, Hayat, Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İstanbul 1990, III. Basım, s. 29.

4) Yılmaz, a.g.e, s. 59-60.

5) Mesnevî, 1,477.

6) Kara, a.g.e, s. 31-32.

7) A.g.e, s. 38.

8) Mustafa Aşkar, Tasavvuf Tarihi Literatürü, T.C. Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 2001, s. 15.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.