Sonpeygamber.info Forum

Forum  
21 Ağustos, 2008, 22:20:26 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Sonpeygamber.info üyelik bilgilerinizle foruma katılabilirsiniz.  Yeniden üye olmanıza gerek yoktur. Şifre hatası alırsanız öncelikle Sonpeygamber.info Üyelik sayfasından giriş yapınız.
 
Sayfa: [1]
  YAZDIR  
Gönderen Konu: Cennet Yarışı  (Okunma Sayısı 134 defa)
medinenin_gülü
Kıdemli
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 182



« : 31 Mayıs, 2008, 14:48:23 »


Cennet Yarışı



Hayat bir bakıma yarıştan ibarettir. Genellikle yarış ya hayır ya da şer istikametinde yapılmaktadır. “Herkes kendi mizacına uygun olanı yapar.” (İsra, 84)

Çirkini güzel güzeli çirkin görenler vardır. Kötülükte ve çirkinlikte yarışanlar da iyi ve güzel yaptıklarını sanır. Onun için iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin belirlenmesi sadece insan zevkine ve aklına bırakılamaz. Zevk-i selim ve akl-ı selim ancak vahyin terbiyesinde oluşur.

Kadının en güzel vasfı ar ve hayâ olduğu halde onu bu güzellikten soyup güzelliği sadece bedene indirgeyenler aslında güzellik değil çirkinlik yarışı yapmaktadırlar. Kalıcı güzellik bedenlerde değil ruhlardadır. Mevlana’nın dediği gibi parfümü bedenden ziyade ruha sürmek gerekir. Bedenler sonunda nasıl olsa çürüyüp toprak olmaktadır. Resimlerde yaşayan ülke ve dünya güzeli seçilenlerin bedenlerinden bir şey kalmadı. Öyleyse kalıcı olanları süsleme yarışına katılmak gerekir. “Mal ve oğullar dünya hayatının ziynetidir. Baki kalacak salih ameller ise Rabbinin yanında hem sevap bakımından hem de ümit bakımından daha hayırlıdır” (Kehf,46)

Oyunlar ve sporlar genellikle yarışma konusu yapılır. Bu yarışmaların sonunda sembolik veya maddi değeri olan ödüller kazanılır. Yarışmanın ödülün değeri nispetindedir. Bu türlü yarışmaların pek çoğu zaman öldürme yarışından ibarettir.

Konusu ve ödülü değerli olan yarışlar ferde ve topluma faydası olan ilmi, edebi, hayrî sahada, teknik ve hizmet alanında yapılan yarışmalardır. Bir türlü yarışmaların meyveleri kalıcıdır. Sözgelimi bir futbol müsabakasının sonucu anlık bir heyecan yaşatmaktan ibaretken ilmi bir keşfin, bir hayır kurumunun, edebi bir eserin faydası asırlarca sürmektedir.

Yüce Mevla bize hangi sahada yarışmamız lazım geldiğini şöyle belirtmektedir: “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. O halde hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Bakara, 148) Hz. Peygamber (sav) ilim elde etme ve malı hayırda harcama yarışında hasedin söz konusu olmadığını, bunların gıpta edilecek yarışlar olduğunu belirtmiştir.

Kullukta, hizmette, ikramda, hakkı hakim kılmada, faydalı ve kalıcı eserler bırakmada yarışmanın mükafatları da kalıcıdır. Bu mükafatlar dünyevi olduğu kadar aynı zamanda uhrevidir. Önemli olan da uhrevi olandır.

Kazanmak için yarışmaya değer en büyük ödül önce Allah rızası, sonra da bu rızanın neticesi olarak cennet ve cemalullahtır. “Ey insanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, genişliği göklerle yerin genişliği gibi olan cennete koşun. O cennet Allah’a ve peygamberlerine iman eden kimseler için hazırlanmıştır. Bu Allah’ın lütfudur” (Hadid, 21) “Şüphesiz ki iyiler mutlaka cennette, nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde oturup kendilerine verilen nimetleri seyrederler, sen onların yüzlerinde nimete kavuşmanın sevinç parıltısını görüp, kendilerini tanırsın. Onlara ağzı mühürlü olup, içtikten sonra misk gibi kokan saf bir cennet şarabı sunulur. Öyleyse imrenip yarışmak isteyenler yalnız bunun için yarışsınlar.” (Mutaffifîn, 22-26)

Bir kimse neticede ebedi saadeti, cenneti kazanamamışsa hiçbir şey kazanamamış demektir. Çünkü fani kazançlar son bulur, sınırlı olan her şey tükenir. Önemli olan faniyi bakiye çevirebilmektir. Hz. İsa da böyle söylüyor: “Neyiniz varsa satın ve sadaka verin, kendinize eskimeyen keseler, göklerde eksilmeyen hazineler edinin, orada hırsız yaklaşmaz ve güve de bozmaz” (Luka,12/33)

Cennet ebedidir. Orada korku ve üzüntü yoktur. Kuran-ı Kerim’in pek çok ayetinde cennet tasviri vardır. Fakat bu tasvirler cennetle ilgili zihnimizde sadece bir tablo ve tasavvur oluşturmaya yöneliktir. Yoksa cennetin hakikatini dünya ölçüleriyle kavramak mümkün değildir. Cennet, Hz. Peygamberin ifadesiyle: “Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir aklın kavrayamadığı” güzelliğe sahiptir. Meçhulle tarif edilemeyeceği için görmediğimiz cennet ancak gördüklerimize benzetilerek tasvir edilmektedir.

Kuran-ı Kerim ve sahih hadislerin tasvirlerine göre cennet hayatı şu ana özellikleri taşımaktadır:

1- Sonsuz güzellik ve konfor

2- Sürekli barış ve huzur

3- Cennet ehlinin ruhi ve bedeni yönden güçlü ve sıhhatli olması

4- Manevi tatmin

5- Allah’ı görmek

6- Ebedilik

Cennete girerken bütün müminler melekler tarafından karşılanacak ve kendilerine şöyle hitap edeceklerdir: “Selam olsun sizlere! Saadetler içinde olun, bir daha çıkmamak üzere cennete buyurun.” (Zümer, 79) Müminler dolunay veya parlak yıldızlar gibi ışıklar saçarak cennete girecekler, orada diledikleri gibi yiyip içecekler fakat abdest bozma ihtiyacı duymayacaklar, sümkürüp tükürmeyecekler, aldıkları gıdaların sindirimi hoş kokulu geğirti ve terden başka bir külfet getirmeyecektir. Cennet ehli yorgunluk ve usanç hissetmeyeceği için uyku ihtiyacı da duymayacaktır. Daima sağlıklı olup asla hasta olmayacaklar, sonsuza kadar yaşayıp ölmeyecekler, gençlikleri ve tazelikleri bozulmayacak, canlarının her istediğine kolayca ulaşacaklar, görmek istedikleri her şeyi göreceklerdir. Gönüllerinde kin nefret ve haset duyguları olmayacak, hulasa korku acı ve üzüntüye sebep olacak her şeyden uzak, daimi bir mutluluk içinde yaşayacaklardır.

Dünyada tadımlık mesabesindeki zevkler orada ideal manada gerçekleşecek, keyfe keder bedeni ve ruhi kusurlar bulunmayacak tertemiz eşler olacak, hayız, nifas, pörsüme gibi durumlar söz konusu olmayacak, bütün güzellik ve mükemmelliklerin zirvesi yaşanacaktır. Bütün bu güzelliklerin ötesinde dünyada gaybi olarak inandıkları Rablerini görecekler, bu saadet bütün nimetleri gölgeleyecektir.

Cennet ve cemalullah gibi sonsuz ve en yüce ödüle ulaşmak için yarışmak ve bu yarışı kazanmak gerekir. Başka yarışları kaybetmek telafi edilebilir, bir maçta yenilen başka bir maçta kazanabilir, kazanmasa da bu felaket olmaz. Fakat Allah’a kulluk yarışına katılmamak veya bu yarışı ciddiye almamak, sonundaki ödüle önem vermemek, oyun mesabesindeki yarışlarla avunmak Kuran tabiriyle “apaçık bir hüsrandır.” Hem ödülden mahrum olmak, hem de cennetin zıttı olan cehennem ehlinden olmak gibi büyük bir felaket tasavvur edilemez.

Mü’min, sonu cennete çıkan yolda yürür, cennete yaklaştıracak, cehennemden uzaklaştıracak hayırlarda yarışır, neticede Allah’ın lütfu keremiyle vaat edilen sonsuz mükafat ulaşır. Mevlana ne güze söylemiş: “Yürüyeceksen sana ayak verene doğru yürü” bu yol sırat-ı müstakimdir, bu yolun sonu Allah’ın rızasına, ebedi saadet yurdu cennete çıkar. Rabbimiz bu yolda daim ve kaim eylesin.
   

Ali Rıza Temel
Logged

Doğ kalbime bir lahzacık Ey Nur-i dilara,

Nurun ki gönül derdime dermandır EFENDİM.
Sayfa: [1]
  YAZDIR  
 
Gitmek istediğiniz yer: