HADİS RİVAYET SİSTEMİNİN SOSYOLOJİK BOYUTLARI PDF
Doç. Dr. Recep Şentürk   

On beş asırdır Malezya'dan Orta Asya'ya, Hicaz'dan Fas'a kadar bütün İslam dünyasını sinir sistemi gibi kuşatmış olan hadis rivayet ağı veya isnad zincirleri, bölgeler ve nesiller arası toplumsal bilgi akışını sağlayan ilginç bir sosyal organizasyondur. Bu sosyal ağ, günümüzde bilinen en geniş ve en uzun sosyal ilişkiler ağıdır. Başka hiçbir din ve medeniyette uzun asırlar boyunca kayda geçmiş böyle bir sosyal olgu yoktur.

Günümüzde ise hadis eğitiminin batılılaşmadan etkilenerek "akademikleşmesi" ile, İslam'ın ayırt edici özelliği olan isnad, bizzat hadisciler tarafından bile ihmal edilmiştir. Hadis rivayeti ortadan kalkmış, hadis eğitimi kişiselliğini kaybederek, formelleşmiştir. Böylece İslam toplumu, İslam din, toplum ve medeniyetini dünyadaki benzerlerinden ayıran ve asırlardır dinî bilgi ve uygulamanın -nisbî bile olsa- sıhhatli bir şekilde aktarımına hizmet eden bir sosyal yapıyı kendi elleriyle tarihin sayfalarına gömmektedir. Ancak bu yapı tarih boyunca, İslâm toplumunun ayakta kalmasına, entegrasyonuna ve İslam dininin muhafaza ve neşrine hizmet etmiştir.

Hadis alanında uzmanlaşan bilim adamları orijinalliği bu noktada, yani gelişen teknolojiyi eskiyle bağı sürdürerek yaratıcı bir şekilde kendi disiplinlerinin emrinde kullanmakta aramışlardır. Hadis alanında orijinallik, ibda veya yaratıcılık yeni bir hadis ortaya atmakla olmaz. Her bilim ve sanat dalında orijinalliğin türü ve ölçüsü farklıdır. Hadis alanında ün yapmış âlimlerin çalışmalarına baktığımızda onların başarılarının yeni edebî üslûp (genre) geliştirerek hadisin muhafaza, erişim ve anlaşılmasını kolaylaştıran kişiler olduğunu görürüz. Hadis biliminde ibda ve yaratıcılık hadis malzemesinin daha iyi muhafaza edilmesinde,  o malzemenin güncel problemlerle ilişkisinin kurulmasında ve değişen toplumsal ve kültürel ihtiyaçlara en iyi şekilde cevap verecek bir edebî tarzla kitleye sunulmasında kendisini gösterir.

Günümüzde yaratıcılık ve orijinallik arayan muhaddis, hadisin kitleye maledilmesi ve sünnetin müslümanların fert, aile ve toplum hayatını inşâ etmesi konusunda müşahede ettiğimiz ciddî eksiklik ve aksaklıklar üzerinde durmalı, sünnet-toplum ilişkisini yeniden kurmaya çalışmalıdır. Hadis âlimleri tarih boyunca karşımıza İslam toplumunda artık devri geçmiş bir edebiyatı araştıran uzmanlar olarak değil, başta ahlak meselesi olmak üzere ciddi toplumsal problemlere sünnet modelini bir çözüm olarak sunan ve kendilerini toplumsal yapıyı o model üzere yeniden tamir ve inşayla mükellef gören aydınlar olarak çıkar.

Hadis rivayeti ağının tarihi, kısmen birbiriyle örtüşen ve kesin tarihler ile ayrılması zor olan üç devreye ayrılabilir:

  • Münferid hadislerin rivayetinin esas olduğu dönem,
  • Hadisleri derleyen sahih kitapların rivayetinin esas olduğu dönem (özellikle Kütüb-i Sitte'nin ortaya çıktığı h. IV. yy'dan itibaren),
  • Hadis eğitiminin modern üniversite geleneklerini benimseyerek "akademikleştiği" ve hadis rivayetinin -geleneksel kurumlara bırakılarak- terk edildiği dönem (özellikle XX. yy'ın ikinci yarısından itibaren).

Birinci dönemin temel öğesi, münferit hadisler ve isnadlar, ikinci dönemin temel öğesi, üzerlerinde nispeten de olsa belli bir toplumsal görüş birliği oluşan sahih kitaplar ve o kitapların isnadı, üçüncü dönemin temel öğesi ise hadis bölümlerinde yapılan master ve doktora tezleridir. Üçüncü dönemde klasik hadis eğitimi veren Darulhadis türü kurumların yerini modern ve Batılı tarzda kurulmuş üniversitelerdeki hadis bölümleri, bizzat hoca tarafından verilen icazet ve isnadın yerini de devlet tarafından onaylanan ve üniversite tarafından verilen diploma almıştır. Her devrenin ortaya çıkışında rol oynayan teknolojik, sosyal ve kültürel faktörler olduğu gibi, her dönüşümün hem rivayet ağının yapısı, hem de din, ulema ve toplum ilişkisi üzerinde tesirleri olmuştur.