| HZ. PEYGAMBER'İN TEBLİĞİNDE ASGARİ MÜŞTEREK VE ORTAK DEĞER |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
|
Sayfa 2 Toplam: 4
Prof. Dr. Ali Akyüz Ortak Tarihi Zemin/ Kültür Birliğiİslam’ın, şirk telakkisiyle her hangi bir değer ekseninde ortak noktası bahis mevzu olmadığı için buna temas etmekten kaçınılmıştır. Zira ifade edildiği üzere kadim şirk anlayışı, içinde bulunduğu dönem itibariyle kendi statükosunu koruma refleksiyle müzmin bir muhalefet zemininde gelişmiştir. Hâkim kültür ve sınıf olan câhiliye dönemi şirk telakkisi ve müşrikler aynı zamanda başkasına hayat hakkı vermeyen linç ve sürgün histerisi ve paranoyası içindeydi. “Başkası” olmayan bir anlayışa ve onun dayatmasına karşı ancak “başkası” olduğunu anlatıncaya dek mücadele ile mukabele edilir. İslam’ın ilk muhataplarıyla serüveni de böyle olmuştur. İslam daha ilk günlerden itibaren ehl-i kitap namıyla anonim bir isim kullanmak suretiyle hıristiyan ve yahudilerle konuşmuştur. Değerler manzumesinin belli ve geçmiş bir geleneğe sahip olmasından dolayı onlara bu anonim isimle hitap etmiştir. Hâlbuki müşriklik ve münafıklık, reaksiyonların belirlediği davranışlardan oluştuğu için, zaman içinde tartışıldıkça, değerleri belirginleştikçe, farklılıklar deşifre oldukça anonim isimlerle çağrılmaya başlanmış, ancak ortak bir kültür ve değerden söz edilememiştir. Her ne kadar insanlığın ortak tarihî serüvenine, peygamberlerin aydınlık mücadelesi olarak atıfta bulunmak suretiyle diyalog oluşturmaya çalıştıysa da, bu kültür mirasına sahip çıkanlar yani ehl-i kitap dışında hiç kimseyle sistematik bir zemin oluşturulamamıştır. İnanç özgürlüğü, İslamî öğretinin temel hassasiyetlerinden biridir. Bu duyarlılıkla ilgili bütün haklar saklı olmakla birlikte, inanç ve düşüncenin ifade edilmesi de bir o kadar insan hakkıdır. Hz. Peygamber bir yandan muhataplarına gerçekleri tebliğ ederken bir yandan hür iradeleriyle belirleyecekleri alternatiflere göre İslam’ın net tutumunu açıklıyordu. Tarih boyunca aynı öğretinin mürşitleri olan peygamberlerin müteselsil biçimde insanlığın ortak paydası olan evrensel ahlaki değerleri savuna gelmesi önemli bir asgari müşterektir. Bu tarihi zeminde kendisine bir yer bulan ve kendisini öyle tanımlayan herkes için önemli bir ortak değer ve önemli bir kültür ortak paydasıdır. Kur’ân bu konuya sık sık atıfta bulunmakta ve muhataplarına yeniden düşünme çağrısı yapmaktadır. Özellikle İbrahimî geleneğin önemli bir arınma, aklanma ve ayıklanma miladı olarak referans gösterilmesi fevkalade net ve kesindir. Namazlardaki ka’delerde/diz üstü oturuşlarda, okunan dualarda Hz. Peygamber’e, Hz. İbrahim’e ve onların âline/aile, akraba, tabi ve taraftarlarına yapılan dua, hem ortak kültür paydasının pekiştirilmesi hem de vefa duygusunun geliştirilmesidir. Yaratanın huzurunda ibadet ciddiyetinde/ formatında dürüst bir şekilde her gün beş defa/ defalarca tekrarlanan bir dua ve nakaratla geçmişe karşı saygı, sevgi ve vefa göstermenin heyecanı ve sözleşmesi yenilenmektedir.2 İslam’ın en ayrıcalıklı yanı, diğer kitaplara ve peygamberlere karşı tavrını, saygısı ve sevgisini çok kesin bir dille ifade etmiş olmasıdır. Bu yönüyle diğer din mensuplarının müslümanlara öğretecekleri ve onlardan inanmalarını isteyecekleri herhangi bir artı değerleri de yoktur. Zira bir müslüman tabiatı gereği Kur’ân’a ve son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e inandıktan sonra, Tevrat’a, Zebur’a, İncil’e, Musa’ya, İsa’ya ve diğer kitaplara ve peygamberlere iman etmiş olduğu ve hürmet ettiği için müslümandır. Aksi halde zaten İslamdan ve müslümandan söz edilemez. Peki o takdirde kim, kime neyi ve var olmadığına inandığı hangi değerleri tebliğ edecek? Müslüman olduğunu söyleyen hiç kimse sözü edilen kitap ve peygamberlerden hiç birini ne reddedebilir ne de onlara karşı bir hürmetsizlik ve saygısızlıkta bulunabilir. İnsani erdem ve faziletler manzumesi olan Kur’ân-ı Kerim’de ortak değer ve kültür birliği ile ilgili örnek şahsiyet Hz. Peygamber’e şu bilgi ve emirler verilmektedir;
|










