"Ve Sevgili Duvağını Kaldırdı" PDF
Abdul'l-Hakim Murad   

Stubbe'ın kendisi de pro-üniteryan trendin bir parçasıydı1 ve artık büyük İngiliz şairi Milton'un da gizli Üniteryan olduğu bilinmektedir.2 John Locke, Isaac Newton ve Charles Dickens teslis teolojisini açıkça reddetmiş olan kişilere örnek verilebilir. Diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha fazla bir karşıtlığın yaşandığı İngiltere'de Teslis doktrini sert eleştirilere maruz kalmıştı. Hampstead'de Rosslyn Hill'de Üniteryan Şapelini ziyaret ettim. İsa ile ilgili Din değil, İsa'nın Dini diyordu poster. Teslis engeli ortadan kalkmıştı, peki ya onun Yahudiliği? Bunun hiçbir anlamı yok muydu?

O zamanlar bazen teoloji ile ilgilenen daha geniş kültür bu zorluklar hakkında rapor veriyordu. Yetmişlerde yeni bulunan birçok yazı Teslis tutumuna karşı o eski Muhalif mücadeleyi canlandırmıştı. Anketler dini adamların gitgide Triune (birde üç) Tanrısı hakkında muhalif görüşlere sahip olduğunu gösterdi. Tek bir Tanrıya üç bilinç merkezini oturtan Teslis inancı, görünen o ki, birçok eğitimli insanın ezici bir zorluğa sahip olduğunu düşündüğü bir paradoks idi. Channing'in yaptığı gibi bu kişiler nihai gerçekliğin nihai olarak basit olmaması gerekip gerekmediğini soruyorlardı.  Bazıları buna umutsuzlukla cevap verdi ve Budizm'i, ‘alternatif ruhani akımları' veya agnostisizmi seçtiler. Fakat bu metafiziksel soru Hristiyan teolojisini taze ve ısrarcı bir şekilde Üniteryan olan bir yöne doğru genişletmeye başladı.3

Bununla birlikte İsa'yı tamamen yüceltmenin yolunun onu sadece tamamen insan olarak görmekle mümkün olduğu bilinci ortaya çıktı. 1977'de bir grup din bilimci ve İncil âlimi "The Myth of God Incarnate" adlı bir kitap yayınlayıp, beşinci yüzyıl inançlarının savunucularını kızdırıp onların acı odaklı düşmanlığını kazanınca çok şaşırmıştım.4 Norfolk kıyısında hoş bir yaz günü bir yazı okuduğumu hatırlıyorum. Metodist bir papaz olan editör John Hick'e sempati duymak zor değildi, Hick'in tarihi İsa ile ilgili araştırması ve diğer dinlere olan açıklığı onu yeniden-doğuş menşeli Evangelizmden çok uzaklaştırmıştı. Kitaptan çıkarttığım derslerden biri de katı inançların İsa'yı gerçek bir insan olarak algılama veya onunla empati kurma olasılığımızı bizim açımızdan ortadan kaldırmış olmasıydı. Klasik kilise doktrinleri onun yüce bir varlık olduğu kadar insan da olduğunu savunuyordu, fakat yeni din bilimciler, unutkanlık, geçmiş ve geleceğe dair tamamen bilgi sahibi olmamamız ve hata yapma kapasitemiz de dâhil olmak üzere bizim insanlığımızı oluşturan bu şeylerin Akılcı İsa'da tam olarak mevcut olamayacağına çünkü onda Tanrı ile insanın birleştirildiğine işaret etmekteydiler. Geoffrey Turner şu şekilde bir eleştiri getirmektedir:

Bir kişinin kendi ibadet sürecinde, İsa'yı bizden biri olarak, tüm vücutsal ve zihinsel işlevlerimize sahip olduğunu algılaması kolay değildir: yemek yemek ve ifrazat, uyumak, dilleri öğrenmek, gülmek, baş ağrısı çekmek, yorulmak, kokuyu tatmak, şaşırmak ve tabi ki de ölmek.5

Çocukken içindeki yazıların çok yoğun bir güce sahip olduğunu düşündüğüm dört İncil dramatik bir şekilde Şeytanın onu kandırmaya çalıştığını ve ceza olasılığı ile yüzleşince, ‘Baba, bu kadehi benden uzaklaştır!' şeklinde dua ettiğini anlatıyordu. Fakat din bilimciler bu anlık duyguyu tamamıyla karmaşıklaştırıyorlar. ‘İsa kendi insani zihninde açığa çıkaracağı sonsuz plan anlayışının tamamına nail idi.' 6 Bu açık dramaya rağmen, İsa her şeyi biliyordu ve tam olarak söylemek gerekirse ben onun insan olmadığı ve hiçbir şekilde bize benzemediği sonucuna varmıştım.

Bu nedenle İsa ne kabul edilebilir şekilde insandır (ve bu yüzden çok zor erişilebilir bir insandır) ne de tam anlamıyla Tanrı'dır (zor, ama mantıklı), fakat bize tamamıyla yabancı olan üçüncü bir varlık olarak mevcudiyetini sürdürmektedir. Bu nedenle, yakın zamanda çıkan bir kitapta, din adamlarından biri şunları yazma cesaretini göstermiştir: "Mesih İsa ile ilgili geleneksel görüş hata yapmayı veyahut ta şeytana uyma olasılığını esasen ortadan kaldıran "yaradılıştan ilah" olma özelliğini ona atfederek aslında İsa'nın başarılarının ve kahramanlığının değerini düşürmektedir".7 Yahudi-Hristiyan diyalogunda, özellikle geleneksel görüşe ait "kristolojik putlaştırmalar" açık bir şekilde kabul edilmiştir.8

Hick'in kitaplarından bu dip akıntılarının sadece İsa'nın yabancılaştırıldığı ve Tanrının geleneksel fikirler ile daha karmaşık hale getirildiği düşüncesi tarafından yönlendirilmediği bu duruma İncil ile ilgili eleştirilerde bulunan daha cesur ruhların da katkıda bulunduğunu öğrenmiştim. Müslümanlar her zaman İncil metinlerinin İncili nihai olarak derleyen kişilere ulaşma yöntemlerinin gelişigüzelliğinden rahatsız olmuşlardır. B.D. Ehrman'nın kitabı The Orthodox Corruption of Scripture9 özellikle İncillerin iletilme yöntemlerinin hassas bir şekilde belirsiz olduğu gerçeğini ilmi bir bağlamda açıklayan yakın zamana ait çalışmalardan biridir. Profesör Burton Mack ve diğerleri Meşhur "İsa Seminerinde" İsa'nın özgün üniteryan öğretilerini yeniden oluşturma arayışına gitmişlerdi, bu aşırı derecede zor bir süreç idi.10 Tartışmalar kızışmaya devam ediyor, fakat son yüzyıl boyunca geleneksel resmin gitgide sayıları artan araştırmacılar tarafından savunulmaz bir husus olarak görüldüğü açık idi. Bazen bu durum Üniteryan kilisesinin veya Quaker'lar ve Yehova Şahitleri gibi Teslis inancını kabul etmeyen diğer mezheplerin daha fazla genişlemesine neden oldu. Genelde geleneksel Teslis doktrinini gizliden reddeden ve İsa'nın kendine inanışına dair algılayış biçimimi tüm kalbiyle kabul eden Anglikanlarla da karşılaşıyorum. İslam'ın akıbeti özellikle ilginç bir hal almıştır: 1999 yılında Daily Express yeni milenyumda görülebilecek önemli trendleri öngören bir dizi makale yayınlanmıştır. Bu düşünürlerden biri olan ve kitabı en fazla satılan "İsa Biyografisi Yazarı" A.N. Wilson şu şekilde yazmıştır:

İslam Tanrının hâkimiyetinin ahlaki ve entelektüel bir şekilde kabul edilmesidir ve onda Hristiyan mitolojik yükünün teşkil ettiği engel mevcut değildir. Bu nedenle Hristiyanlık gelecek milenyumda düşüşe geçecek ve insan kendi kalbindeki dini açlığa Haçta değil, Hilalde cevap bulacaktır.11 

Kiliseye düzenli olarak giden kişiler İncil âlimlerinin ve din bilimcilerin ulaştıkları kanaatlerden haberdar edilmiyorlar ve naif bir inancı devam ettiriyorlar.12  Zira, herkes bu cehaletten korunamıyor. Açıkçası, İslam'a yönelişim, tamamen olmasa da, Tarihsel İsa'nın Atanasyus İmanının kavranması zor metafiziksel muammasını kabul edeceğinden şüphe duyan araştırmacılar sayesinde hız kazandı. İsa Kadıköy konseyinde bulunsaydı, Celile'li karizmatik gezgin haham kendi oyunu ne yönde kullanırdı?

Diğer teşvikler da bahsedilmeyi hak ediyor. İslam'a sevgi duymakla beraber ismen Anglikan olan ben, 1979 yılında Kahire'yi ziyaret ettim. İki hafta boyunca camilerde fotoğraf çekip, çizim yaptım ve orada ibadet eden kibar ama meraklı Mısırlıların ilgisini çektim. Bir öğleden sonra İmam Şerif Camiinde sütuna yaslanarak oturuyor ve bir gence Tanrının İsa'da vücut bulması ve Teslis inanışlarıyla ilgili endişelerimi anlatıyordum. Bu gencin İslam'dan ödün vermeden saygı çerçevesinde yorumlarda bulunması bana Tanrı'nın merhametini ve "Ehl-i Kitaba" duyduğu saygıyı hatırlattı.

O öğleden sonrayı tekrar hatırladığımda, Kutsal Peygambere seslenilen ayeti hatırlıyorum: "Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi." (3:159) Günümüzde bu camilerdeki kişilerin hepsi ziyaretçilere saygılı mı? O mutlak İbrahim erdemine hala sahipler mi?

Kahire'nin camilerinde mimariden fazlasını gördüm. Klasik ihtişamında dini gördüm. Benim için en büyük ödüllerden biri İslam'ın mucizevi değişmezliği olmuştur. Bugün bir İngiliz kilisesine girdiğinizde neler göreceğinizi bilemezsiniz. Bir zamanlar Cramer'ın "Book of Common Prayer" adlı eserine dayanan Anglikan ayini açıkça bu göreve layık olmayan adamlar tarafından güncellenip, ayrılığa neden oldu ve eski güzelliğin yerine cemaate içi boş performanslar sunuldu.

Bazen insan, kurulların "uygunluk" düşüncesini güzellik ve doğruluk fikirlerinin üzerinde tuttuğu izlenimine kapılıyor. Hangi dua kitabının kullanılması gerektiğine dair tartışmalar bitmiyor. 1965 yılında İkinci Vatikan Konseyinde Tridentine Latin Ayininin artık yapılmaması kararı alındığından beri daha fazla saygınlık ve güzellik çerçevesinde ilerleyen Katolik ayinlerinde bile bir kriz ortamı oluşmuştur; Papa Benedict şöyle bir itirafta bulunmuştur: "İnsan Konsey sonrası ayinlerin büründüğü donuk ortam karşısında irkilmekte veya sıradanlığı ve artistik standarttan yoksunluğundan sıkılmaktadır.'13 

Müslüman topraklarını bazı politik felaketler hâkimiyeti altına almış da olsa, çekirdek doktrinler ve uygulamalar mucizevî bir şekilde sağlam kalmıştır. Camide, insan sıradanlıktan yaşayıp sıkılmaz ve Çağların sarsılmaz kayası olan muhteşem iman çağından miras kalan bir ayin yaşar ve insan Tanrıyı ararken bu ayinin içine çekilip orada kaybolur. Şu söylenebilir ki başka hiçbir dini uygulama, kurucusunun ifa ettiği şekilde değildir ve başka hiçbir din hem coğrafyasına hem de kutsanmış geçmişine ayin bağlamında bu kadar bağlı değildir. Eğer Türk okuyucularım için tek bir tavsiye vermem gerekirse, bu onların cemaat halinde camilerde sahip oldukları bu büyük ibadet etme şansını göz ardı etmemelileri gerektiğidir. Biz mülteciler için, ibadet geleneği muazzam ve yeri doldurulmaz bir hediyedir; Kur'an-ı Kerim ve ibadetimiz sırasında saygıyla algılanışının Hadis tarafından tarif edildiği üzere bu ayin "Tanrının Şölenidir".

Cambridge Üniversitesine gitmem benim Üniteryan törenlere düzenli olarak katılmama olanak vermişti. Ayrıca İlahiyat Okulunda kızışan bazı tartışmaları yakından takip etmemi sağladı. İlahiyat Profesörü Geoffrey Lampe Kutsal Ruh doktriniyle ilgili ayrıntılı ve gelenek karşıtı olan bir kitap yayınlamıştı, God as Spirit (Ruh olarak tanrı). Bu Hristiyan inanışını ve ibadetini mevcut şaşırtıcı doktrinlerden -ki Profesöre göre bunlar İngiltere'nin laikleşmesini hızlandırıyordu- kurtarmayı amaçlayan sistematik bir manifestodur.

Profesör kilisenin çeşitli "kurtuluş mitlerinin" Yeni Ahit yazarlarından genel olarak çok az destek aldığını yazmıştır.14  İbadete engel olan Teslis modelinin Triune (birde üç) olmayan Tanrının kullandığı üç modu işaret etmiş olduğu yorumlanmalıdır. "Aracıya ihtiyacımız yok",15  dedi ve sözüne şöyle devam etti:  Tanrı, tanım olarak, yeterlidir; "Oğulda" ise "Babada" tamamen mevcut olmayan hiçbir şey yoktur.

Kişisel ayrılıkların muhteviyatı yoktur ve bu nedenle ayrılıklar sadece ilişkilerin kendisinde mevcut oldukları anlaşıldığı sürece anlamsızdırlar. Eğer din Teslis inancı çerçevesindeyse, bunların anlamla doldurulmaları gerekir, fakat bunu gerçekleştirmek imkânsızdır.16 

Şehadet getirmenin aslında Tanrıya tanıklık etmek olduğunu gördüm. Üniteryan olarak ibadet ettiğim ama camilerin yakınından geçip, nasıl içeri gireceğimi veya kime yaklaşacağımı bilemediğim son aylarımdaki iki yüzlülük, Tanrının lütfünün basit kıldığı seremoni sayesinde artık sona ermişti. İmrenerek öğrendiğim her şeyi artık hayat biçimimin merkezine yerleştirmiştim. Şimdiye kadar Akşam duasından sonra kiliseden çıkmak benim için ayinden kurtuluşken, artık camiden çıkınca veya bir arkadaşla üniversite odasında söylenen bir dua bende muazzam bir alçak gönüllük ve dinginlik hissi oluşturmuştu.

Kilisenin papazlık işlerinde Eski Roma'dan çok fazla parça bulunmaktaydı, buna tiyatro aşkı da dâhildi. Namaz da ise yanınızda birisi olmadan egonuzu o eski sadelikle İbrahim'in Tanrısına teslim etme durumu mevcut idi. Karmaşıklıklar Şahadetin getirdiği "nur sözcükleriyle" ortadan kalkmıştı ve daha önce sadece sahip olduğumu sandığım gerçekliğe eriştiğimi hissettim: Tanrıyla kurulan kişisel ilişki. Sevgili artık duvağını kaldırmıştı.

Müslümanlıkla geçen yıllarda, insanda şükran ve tevazu hissi artıyor ve genelde insan hala çok az şey bildiğini fark ediyor. Teori (girişilen) uygulamaya dönüşüyor. Önemli kişilerle tanışmalar: Sufizmin güzelliği ve merhameti; Vahhabiliğin trajik yüzeyselliğinden çıkarılan dersler. Ayrıca bütün dünyayı kapsayan esaslı bir cemaat ile dostluk da kuruldu ve ayrıca aynı kapıdan içeri alınan dünyadaki diğer kişilerin oluşturduğu arkadaşlık ve o ortak paydada buluşma durumundan ödün verilmedi.

Şahadetten sonra geçen altı yılda, Londra'daki bir camide yanımda duran adama döndüm ve eski bir okul arkadaşım olduğunu gördüm, bu kişi Yahudi bir Meclis Üyesinin oğluydu. Mühtedileri ortaya çıkarma eğilimine karşı protestoda bulunmuş olmama rağmen, her iki dünyaya da ait kişiler olarak bizim meşru bilgi kaynağı olabileceğimize dair sağduyulu bir görüş geliştirdim ve belki de kim bilir ümmet içindeki bazı kimselerin Emperyal durumdaki çağdaş Batıyı da anlamalarına yardımcı olabiliriz.

Bu hikayenin herhangi bir kısmı sizin için daha fazla önem teşkil edip size yardımcı oldu mu? Müslümanlar genelde bana neleri çalışmaları gerektiğini sorarlar ve onları artık siyaset veya sosyal bilimler departmanlarını dolduran mümin kalabalıklarına katılmamaları konusunda uyardığımda şaşırırlar.

Çağımızın krizi siyasi ve toplumsal düzensizlikler yaratmaktadır, fakat din bunların neticesi değildir. Din gerçeklikle ilgilidir ve gerçek doğru bir şekilde algılanıp savunulmadıkça başka hiçbir şey bize doğru gelmeyecektir.

Müslümanların tamamen laik olan düşünürler ve ideolojilerle ısrarcı bir şekilde diyalog kurma arzularına rağmen -bu istekler yanlış anlaşılmaktadır - öncelikle "Ehl-i Kitapla" konuşmaya çağrılırız. Yıllar önce, alternatif sesleri göz önünde bulundurmak için makine çağından uzaklaştığımda, tektanrıcı kutsal yazıtların mirasçılarının zamanımızın en ciddi peygamber karşıtları olduğunu göreceğimi sanmıştım. Durum hiçbir şekilde böyle gelişmedi, çünkü mallarını ucuz ve tembel bir dünyaya satmak umuduyla mallarının fiyatlarını düşürmeyi kabul eden birçok kilise adamı bulunmaktadır. Yine de diğer metinselcilerle kurduğum iletişimden cesaret aldım ve dostluk tecrübe etmeye çok önem verdim. Ben de Tanrının Müslümanları bu tür ortamlarda ayrıcalıklı bir konuma yerleştirdiğini düşünüyorum. Diğer tektanrıcı dinlerin kurucularına sadece diplomasi veya içtenlikten ötürü değil aynı zamanda öğretisel bir gereklilikten dolayı da saygı gösteren İsmail'in takipçileri, bu tür karşılaşmalarda gayri resmi şekilde istenilen barışçıl ve karşılıklı benimseyici değerler sisteminden Yahudi ve Hıristiyanlara kıyasla daha fazla istifade etme hususunda daha iyi bir konumdadırlar.17 

Doktrinlerimizin belirginliği ve takipçilerinin otoritesinin sağladığı avantaj daha az değerli değildir. Kendisine miras kalan görüşler nedeniyle Ehl-i Kitabın bizim dinimize dair sahip olduğu yanlış anlamalar - bunlar Kur'an'da aksi ispatlanan hatalara dayanmaktadır - ile yüzleşmelerine hafiften yardımcı olmak zor değildir ve yararlıdır. Daha eski yüzyıllarda ve hatta bugün belirli sağcı Hıristiyan çevrelerde tamamıyla yanlış bilgiye dayanan öfke ve nefret dolu bir polemik mevcuttur18  ve ünlü din bilimcilerinden bile uzun süredir geçerli olamayan bilgilere veya söylentilere dayanan çılgın fikirler duymak hala olağan dışı değildir. Papa 16. Benedict'in İslam hakkında yaptığı açıklamaların Vatikan'ın elinde bulunan İslam uzmanlarından alınan bilgilere dayanmadığı ve görünüşe göre sağcı aktivistler veya Oriana Fallaci gibi gazeteciler ile paylaşılan endişeler doğrultusunda ortaya atıldığı görülmektedir. 19

Bu kişi bizle, Roma imparatorlarının şehrin içlerinde sayıları artan Hıristiyanlarla konuştuğundan daha fazla konuşmaya tenezzül etmemektedir. Fakat alçak gönüllükle dinleyip öğrenmek isteyen başka birçok kişi de mevcut, belki bunların sayıları da çok fazla.

Bu kişilerin çoğu arayış içinde. Çoğu da benim değişimimi hızlandıran Hıristiyan doktrini hakkında şüpheye sahipler.

İslam'dan rahatsız olan Hıristiyanlara verilebilecek iki örnek bu projenin önemine tanıklık edebilir:

Günümüzde Fransız rahip Louis Massignon'un derinliğine ve bilgeliğine eş değerde olabilecek Hıristiyan dinine mensup hiçbir İslami din âlimi bulunmamaktadır.

Batı'da en sağlam klasik İslami çalışmalardan bazılarının yazarı olan Massignon (1883-1962), etkin bir din bilimciydi. Hıristiyanların İslam'ı anlama çabalarının şüphesiz en üst noktasını temsil eden Massignon'un muazzam âlimliği onun ruhani zekâsı ve alçakgönüllülüğü ile eş değerdeydi. Kendi zamanında yaşayan bir Hıristiyana göre olağan dışı olan ve ilk zamanların İslam'ı ve sonuçları ile ilgili derin bir araştırma yapan Massignon Peygamberimizin Tanrı'dan aldığı görevin gerçekliğini kabul ediyor fakat bunun öncelikle Yahudilere verilen bir görev olduğu görüşünü savunuyordu.20 

Bazı kimseler Massignon'un gizli bir Müslüman olduğu görüşünde ısrar etmektedirler; bu görüş onun İstanbul'da Üsküdar Mevlevi Locasında gerçekleştirdiği ihtida hikâyesine dayanmaktadır. Son postnişin Remzi Dede ona şöyle demişti. "İçinde sen bir Müslümansın, dışında eğer rahip cübbeni giymeye devam edersen İslam'a daha başarılı bir şekilde hizmet edeceksin.21 Massignon'un önde gelen öğrencilerinden olan ve eskiden Sorbonne Üniversitesinde Arapça profesörü olan Vincent Monteil (ölüm yılı:2005) kendi akıl hocasının ihtida hikâyesinden etkilenmedi, fakat Massignon'un bilgeliğini mantıksal sınırlara taşıdı ve İslam'ı kabul etti. Ben hala Vincent'ın rehberliğine ve onun hızlı ve engin espri anlayışına saygı duyuyorum.

Verilebilecek başka bir çağdaş örnek ise Benedict'in büyük muhalifi, "susturulan" rahip ve reformcu din âlimi olan Hans Küng'dür. Küng de Massignon gibi eski yargıların üstesinden gelmeyi ve İslam'ın ve bulunan metinlerinin ruhani bütünlüğünü tanımayı amaçlamıştı. İslam'a karşı yöneltilen yeni militan düşmanlık havasına baktığında, Küng "haçlı zihniyetinin günümüzde tekrar canlandırıldığını" söyleyerek bunu eleştiriyor.22  Ona göre sorun Amerika'nın agresif emperyalist dış siyaseti.23  Washington'da mevcut olan Hıristiyan üstünlük düşüncesini ortadan kaldırmak için, onun gibi olan ılımlı Hıristiyanların dürüst bir okuma yaparak durum hakkındaki görüşlerini ilan etmeleri gerekir. Küng günümüzde, ‘Hıristiyanların da Kur'an'ın bir insanın sözü değil, aslında Tanrı'nın kendisinin kelamı olduğunu kabul edebileceğini" düşünmektedir.24  Massignon'un Tanrı'yı Sufizimde bulurken, Küng O'nu "Batı'daki kurbanların çektiği acı"da bulmuştur. Kendi örneği de meyvesini verdi.

İslam her zamanki gibi gelişim göstermektedir. Fakat hiç kimse önümüzde sahip olduğumuz mevcut görevin basit olduğunu düşünmemelidir. İnsanlık artık erken yaşlardan itibaren materyalistlik bir kültür tarafından ısrarlı bir şekilde programlanmakta ve nihai olarak büyük şirketlerin açgözlülüğü tarafından sürüklenmekte ve İslam dinine katılmak daha önce olduğundan çok daha radikal ve mutlak bir adım haline gelmektedir. Fakat insan doğası değişmedi ve tarihimizin yüzde doksan beşinde insan hayatının merkezinde bulunan bu dinî ihtiyaçlar sadece bastırıldı ama yok edilmedi. Tektanrıcılık dinî hayatın en uyumlu biçimidir ve İslam bunun en saf ifadesidir. Yüce armağanın mucizevî şekilde muhafaza edilmesi, insanın sahip olduğu ihtiyaçlar ve Tanrı'nın iyi niyeti göz önünde bulundurulduğunda, iyimserlik için çok büyük nedenler bulunmaktadır. 


Atanasyus İman Açıklaması: Ya da İslam Yolculuğum


Diğer Yazılar
20-10-2007 - İHTİDA: DİN DEĞİŞTİRMEK Mİ? FITRATA DÖNMEK Mİ?
20-10-2007 - TEKSAS GÖĞÜ KADAR ENGİN BİR BİLGELİK
20-10-2007 - GONCA ŞENLER
20-10-2007 - ÜÇ YUSUF, BİR İSLAM
23-10-2007 - "Tanrıya Yönelirken İnsan Kalabilen Bir Peygamberden Çok Etkilendim"
23-10-2007 - "İslam Peygamberinin 40 Sözünü Okudum ve Müslüman Oldum"
23-10-2007 - SPEKÜLATİF BİR ATEİSTTEN DİNDAR BİR MÜSLÜMANA
30-10-2007 - "Artık Filipinler'de Ramazan Bayramı Kutlanıyor"
30-10-2007 - İHTİDA ÖYKÜLERİ
01-11-2007 - DEĞİŞEN PEYGAMBER ALGISI
05-11-2007 - İSLAM AMERİKA'DA NEDEN HIZLA YAYILIYOR?
20-11-2007 - Atanasyus İman Açıklaması: Ya da İslam Yolculuğum
27-11-2007 - Benim Hikayem: "Kiliseye Uymamak Kanımda Vardı"

 

Esma-i Nebi

Senai Demirci

Esma-i Nebi / Senai Demirci