| Âşûra |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz | |
|
Çeşitli din ve mezheplerin önem verdiği, Muharremin onuncu günü Âşûra'yı on sayısı ile ilgili olan "aşr" ve "âşir" veya develerin güdülmesiyle ilgili "ışr" kökünden türemiş Arapça bir kelime kabul edenler olduğu gibi, İbrânîceden geldiğini söyleyenler de vardır. Fakat alimlerin çoğu bu görüşe katılmamakta, kelimenin Arapça asıllı olduğunu benimsemektedirler. Âsûrâ'nın menşei hakkında kaynakların belirttiği görüşleri iki noktada toplamak mümkündür:
Câhiliye devrinde Kureyş'in de tuttuğu Âşûra orucunu Hz. Peygamber bi'setten önce tutmuş, sonra bir ara terk etmişse de Medine'ye hicret edince Hz. Musa'nın şeriatına uyarak Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bir veya iki sefer O da bu orucu tutmuş ve Müslümanlara da tutmalarını emretmiştir. Hatta bu konuda henüz bir emir bulunmamakla birlikte Rasûlullah münâdîler çıkararak Âşûra orucunu halka duyurmuş, geceleyin oruca niyet etmeyenlerin günün yarısında haberdar olsalar dahi o andan itibaren oruca başlamalarını emretmiştir.1 Ramazan orucunun farziyetinden önce yirmi dört saat devam eden Âşûra orucunun bu tarihten itibaren müstehap olduğunda âlimler ittifak etmiştir. Arapların Câhiliye devrinde Âşûra gününe önem verip oruç tuttukları, Hz. Peygamberin de bi'setten önce bu oruca devam ettiği sahih rivayetlerle sabittir. Rasul-i Ekrem, Yahudileri taklit etmemek ve hurafelerinin İslâm bünyesine girmesine engel olmak için müminleri uyarmış ve sadece Âşûra günü değil Muharremin dokuz, on ve on birinci günlerinde oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. Âşûrâ orucunda, Müslümanların yılın on iki ayı içinde değişen kamerî takvimi, Yahudilerin ise kendilerine has şemsî-kamerî karışımı ve sadece Eylül-Ekim ayları içinde değişen bir takvimi kabul etmeleri, Yahudiler kefaret orucu tutup bayram yaparken Müslümanların geçmiş peygamberlerin sünnetine uyarak sadece oruç tutması gibi farklar, İslâm ve Yahudi telakkilerini birbirinden ayıran hususlardır. Âşûra'nın İslâm tarihinde siyasî bir yönü de vardır. Hz. Hüseyin'in 10 Muharrem 61'de (1 Ekim 680) Kerbelâ'da şehid edilmesinden sonra Şîa için bu tarih önem kazanmış ve Hz. Hüseyin'in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü olmuştur. Şiîlerin her yıl dövünerek, kendilerine işkence yaparak tutmaya başladıkları bu matem orucu Şiî-Fâtımî devletinin himayesinde devlet merasimleriyle icra edilmiş, daha sonra bu merasimler İran'da gelenek halini almıştır. Müslüman Türklerin dinî halk geleneğinde önemli bir yer tutan Âşûra. aynı zamanda, muharremin onuncu günü başlamak üzere daha sonraki günlerde de özel merasimlerle pişirilip dağıtılan tatlıya (Âşûra) ad olmuştur. Çok eskiden beri devam eden Âşûra aşı Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilirdi. Anadolu'da zengin aileler ve esnaf teşkilâtları tarafından pişirilen aşure sebilciler, duagûlar ve halkın iştirak ettiği merasimlerle dağıtılır, bazı bölgelerde Âşûra dağıtımından sonra kurban kesilirdi. Günümüzde de Âşûra orucu tutmak ve Âşûra tatlısı pişirmek bütün canlılığıyla devam etmektedir.
|












