|
Kelime anlamı para kesesi olan Surre, aynı zamanda Osmanlı'nın 530 yıllık bir geleneğinin simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Abbasiler döneminde başlayıp 20. yüzyılın başlarına kadar devam eden Surre Alayı tertibi kutsal beldelere hediyeler gönderilmesi münasebetiyle düzenlenen bir dizi tören ve uzun bir yolculuktan meydana geliyor. Kutsal beldelere olan saygının ve Hz. Peygambere duyulan aşk ve bağlılık duygularının bir ifadesi olarak yüzyıllar boyunca düzenli olarak yollara düşen Surre Alayları biraz geç de olsa hatırlanmaya başlandı. Şu günlerde Topkapı Sarayı'nın ev sahipliğini yaptığı Surre-i Hümayun sergisiyle bu köklü geleneğin tarihi İstanbul'da yeniden canlanıyor. Sergi vesilesiyle Topkapı Sarayı'nın depolarında yıllardır gün yüzüne çıkmayı bekleyen birçok eser ziyaretçilerle buluştu. Surre Alaylarıyla birlikte kutsal beldelere hediye olarak gönderilen ipek halılar, murassa avizeler, şamdanlar, seccadeler, paha biçilmez Mushaf-ı şerifler, 16. yüzyılda Çin Ming Hanedanlığı'ndan Osmanlı'ya takdim edilen porselenler, kıble-nüma, Surre kesesi, Kâbe kuşağı, anahtarı ve altın oluğu, Surre Alayının yolculuğunu betimleyen gravürler bu serginin başlıca parçaları arasında yer alıyor. Sergi 25 Mayıs tarihine kadar ziyarete açık olacak.
 Topkapı Sarayı'nda sergilenen parçalardan bir kıble-nümâ |
 Topkapı Sarayı'nda sergilenen parçalardan: Surre kesesi |
Surre geleneğini günümüze taşıyan kalıcı bir eser de Yitik Hazine Yayınları tarafından hazırlanan Dersaadet'ten Haremeyn'e Surre Alayları başlığıyla hazırlanan kitap. Yusuf Çağlar tarafından ortaya konulan bu proje tamamlanmak üzere ve kitap yakında okuyucuyla buluşacak. Kitabın yayın editörlüğünü üstlenen Salih Gülen'le Surre geleneğini konuştuk. Salih Gülen sorularımızı yanıtlarken Surrenin tarihsel misyonu ve sembolik anlamları hakkında önemli tespitlerini bizimle paylaştı:
İstanbul'dan Hicaz'a Bir Gönül Köprüsü
-Surre Alaylarının genel tarihi ile başlayabilir miyiz?
-Surre geleneği çok eskilere dayanır; Abbasiler döneminde başladığını biliyoruz. Hicaz'a Surre gönderme geleneği Osmanlı'ya has değildir; ancak zamanla Osmanlı Devleti bu uygulamayı kendi bürokratik yapısı içerisine yerleştirdi. Surre geleneğini sistemli hale getiren, kurumsallaştıran ve rafine eden Osmanlı Devleti'dir. Elimizdeki bilgilere göre Osmanlı topraklarından Hicaz'a ilk Surre Alayı Yıldırım Beyazıt döneminde gitti, Çelebi Mehmed döneminde de gelenek devam ettirilerek sonraki yüzyıllara taşındı. Bürokraside kendine yer edinip kurumsallaşması ise Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethine denk gelir. Bilindiği üzere Sultan Selim'in Mısır'ı fethi ile birlikte hilafet de Osmanlı'ya geçmişti. Hilafet makamının İstanbul'a taşınmasıyla birlikte Surre konusunda gösterilen özen artmış, gönderilen hediyelerin kayıtları "Surre Defterleri"ne titizlikle işlenmiştir. Hilafetin Osmanlı'ya geçmesinden sonra da Mısır'dan Surre gönderilmeye devam edildi. Tarihsel sürece baktığımızda başlıca üç Surre vardı: Osmanlı, Mısır ve Yemen Surreleri. Ama Yemen'den sadece birkaç defa gittiğini görüyoruz; Yemen mahmilinin köklü bir geleneği yoktu.
Surrede Osmanlı İhtişamı
-Osmanlı'dan önceki dönemlerde nasıl bir seyir söz konusu acaba?
-Abbasi ve diğer İslam devletleri döneminde Osmanlı'daki kadar sistemli hareket edilmiyordu. Mısır Surre'sinin tarihi çok eskilere dayanıyor ama o da Osmanlı Surresi kadar ihtişamlı değildir. Yola çıkan Surreler arasında en ihtişamlısı da Osmanlı'ya ait olanıydı ve diğerlerine göre çok daha teferruatlıydı. İstanbul'dan yola çıkan Surre Alayı daha görkemliydi ve daha hızlı hareket ederdi. Osmanlı Surresinin şaşaa ve haşmetinin yanında Mısır Surresinde de önemli gelenekler vardı. Mesela yol boyunca Türkçe dualar edilirdi. Tabii Sultan Selim'den itibaren Mısır da artık Osmanlı toprağı olduğundan, Mısır Surresi denildiğinde çok başka bir şey anlaşılmaması gerekiyor; o da Mısır'ın fethiyle birlikte Osmanlı himayesine giriyor.
İki Surre Arafat'ta Buluşuyor
İstanbul'dan harekete geçen kervan ile Mısır'dan kalkan kervan Arafat'ta buluşurdu. Arafat'ta iki Surre'nin karşılaşması Hz. Adem ve Hz. Havva'nın burada buluşmalarına benzetiliyor, bu hadiseye böyle bir anlam da yükleniliyordu. Mısır Surresinin yolu Osmanlınınkine göre daha kısaydı, deniz yolunun kullanımı ile birlikte on güne kadar indiği de görülüyordu. Fakat İstanbul'dan hareket eden alay Recep ayının on ikinci günü yola çıkar, Ramazan Bayramında Şam'a, Kurban Bayramına doğru da Hicaz'a ulaşırdı. Son derece uzun ve meşakkatli bir yolculuk gerçekleştirilirdi. Birkaç defa Yemen'den de Surre gönderildiğini söylemiştik. Topkapı Sarayı'nda üç Surre ile birlikte gönderilen mahmillerin buluşmasını resmeden bir çini tablo da mevcuttur.
| Tarih boyunca Surre bir iyilik köprüsü vazifesi görmüştür, bize verdiği en önemli mesaj da bu yardımlaşma ve kardeşlik duygusudur. Bugün Surre geleneği ve Hicaz Demiryoluna bakılarak tüm bir Ortadoğu ve Arap halklarıyla Anadolu'nun yeniden kaynaşması sağlanabilir. Surre gibi büyük bir gelenekten gelen bizlerin Ortadoğu ile hoşgörü çerçevesinde bir diyalog kurmamız gerekir; çünkü o bölgelerin tapuları Osmanlı'dan bu yana bizdedir |
-Surre Alayının yüklendiği işlevler nelerdi?
-Surre defterleri gibi bize konu hakkında bilgi veren dokümanlara baktığımız zaman bu yolculuğun sadece Hicaz'daki insanlara maddi yardım götürmek amacı taşımadığını da görürüz. Hac güzergâhı üzerindeki yapılaşmayı sağlamak, hac kafilelerine yardımlarda bulunmak da Surrenin temel amaçları arasındadır. Zaten Surre Alayı tek başına değil, büyük bir hac kafilesi ile yola çıkar, kafilenin başında Surre mahmilinin yüklü olduğu deve yer alırdı. Surrenin takip ettiği güzergâh üzerindeki pek çok han ve kervansaray bu vesileyle tamir ediliyor, giderler Surre bütçesinden karşılanıyordu.
Surre: Bir Gönül Köprüsü
Alay aynı zamanda yolu üzerindeki bölgelerde eğer eşkıyalık faaliyetleri varsa, buradaki eşkıyalara da hediyeler dağıtıp maddi yardımda bulunuyor. Buradaki amaç o bölgelerdeki kimselerin yoksulluk ve açlıktan dolayı eşkıyalık yapmalarına mani olmaktı. Böylesine hoş gelenekleri de var alayın... Surre gitmese bile Kudüs'e de hediye ve paralar gönderilirdi aynı zamanda. Bu bakımdan Surre İstanbul'dan Şam'a, Kudüs'e ve Hicaz'a uzanan bir gönül köprüsüdür.
Kafileyle birlikte yol üzerindeki beldelere hediyeler gönderilirdi. Alay aracılığıyla gönderilen hediye ve sadakalar arasında İstanbul halkının bağışları da önemli yer tutardı. Feraşet çantaları birkaç gün boyunca İstanbul sokaklarında dolaştırılır, halkın kafileyle birlikte gönderilmek üzere verdiği hediyeler toplanırdı. İstanbul'a has kumaşlar, duvaklar, çeşitli elbiseler genellikle feraşet çantalarıyla gönderilen hediyelerdi. Dönüşte de aynı çantalar içerisinde hurma, hurma dallarından yapılmış süpürgeler ve imkân varsa Kâbe örtüsünden parçalar İstanbul'a gönderilmiş. O dönemlerde ulaşım imkânlarının kısıtlılığından dolayı hac yolculuğu da çok meşakkatli geçerdi. 3 ay gidiş ve 3 ay dönüş yolculuğu sürer, 1 ay orada kalınırdı. Dolayısıyla sadece maddi imkânların el vermesi yetmiyor, bedenen de kişinin bu yolculuğa hazır olması gerekiyordu. İşte çeşitli sebeplerle hac yolculuğuna katılamayan insanlar Surre Alayı ile gönderdikleri bu hediyelerin kutsal beldelere ve oradaki insanlara ulaşmasıyla mutlu oluyordu. Surrenin böyle bir işlevi de vardı; gönül köprüsünden kastımız da buydu, iki halkın yardımlaşma ve kaynaşmasına vesile olunmuştur.
Son Surre Alayı Şam'dan Geri Dönüyor
-Kutsal beldelere Surre gönderme geleneği ne zamana kadar devam etti?
-Bizde Surre geleneği 1923'lerde Halife Abdülmecid zamanında resmen son buluyor ama Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve Mısır, Şam, Hicaz gibi coğrafyaların Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasıyla birlikte fiilen bitmiş durumdaydı Surre geleneği. Bu yüzden zaman zaman söylendiği gibi Surre geleneğinin Halife Abdülmecid Efendi tarafından sonlandırıldığı doğru bir bilgi değildir. Alınan karar zaten fiilen işlevini yitirmiş bir uygulamanın resmi olarak kaldırılmasından başka bir şey değildi. 1918'de gönderilen son Surre kervanı da savaş şartlarından dolayı ancak Şam'a kadar ulaşabiliyor, oradan İstanbul'a geri dönüyor. 1917'de gönderilip menzile ulaşabilen son Surre'deki hediyeler de Hicaz'da mukaddes emanetlerle birlikte koruma altına alınıyor; Peygamber Efendimizin kabrindeki altın şamdanları buna örnek verebiliriz. Ancak Medine'nin Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasına az bir zaman kala Fahreddin Paşa, gönderilen bu hediyeleri 1500 askerin koruması eşliğinde tekrar İstanbul'a yolluyor. O şamdanlar da şu an Topkapı Sarayı'nda Hazine dairesinde sergilenmekte.
Mısır'daki Surre geleneği ise 1930'lu yıllarda son bulmaktadır; zira Vahhabilerin karşı durdukları bir uygulamaydı bu. Çünkü Mısır Surresi üzerinde zamanla oluşan bazı batıl inançlar, İslam itikadına ters bazı uygulamalar gelişmişti. Mahmile karşı aşırı bir saygı duyma ve kutsallaştırma zamanla söz konusu olduğu, çocukların mahmil içerisinden geçirilmesi, mahmil içinden para atmak gibi hurafelerin türediği görülüyor. Ama bu yerel uygulama ve yakıştırmalardan dolayı tüm bir Surreye karşı olmak da doğru değil. Vahhabi yönetimi aynı zamanda dışardan gelen yardımlarla oradaki bazı işlerin halledilmesine de karşıydı. Alayla birlikte gönderilen paralar sadece Mekke Şerifine teslim edilmiyor, oradaki fakir halka ve yıl boyunca Osmanlı'ya dua eden, işleri Osmanlı'ya dua etmek olan insanlara da dağıtılırdı. Bunun yanında Harem-i Şerif ve sahabe türbelerinin temizlik ve bakımı işlerinde, başka bazı imaret çalışmalarında kullanılırdı. Yine kaynaklarda rastladığım ilginç şeylerden biri de oradaki kız çocuklarına sembolik olarak yüzüklerin gönderilmesiydi. Bunların hepsi Surre defterlerinde kayıtlıdır ve 4000 civarında Surre defterinin varlığından haberdarız.
- "Dersaadet'ten Haremeyn'e Surre Alayları" isimli bir kitap çalışmanız var ve yakında okuyucuyla buluşacak. Eserin içeriği hakkında bilgi verir misiniz biraz?
-Kitapta Surre defterlerini geniş bir şekilde ele aldık. Nereye ne gönderildiği, kimlere ne kadar bağışta bulunulup hediyeler verildiği bu defterlerde uzun uzun kaydedilmiş. Biz de bunların bir dökümünü hazırladık. Muhteşem bir düzen, kusursuz bir sistem burada karşımıza çıkıyor. Kitapta ayrıca Mısır Surresinin fotoğraflarına da genişçe yer verdik. Bu proje üzerinde 3 yıl boyunca çalıştık. Başka hiçbir yerde yayımlanmamış orijinal görsellere kitabımızda yer verdik. 10 yazarın makalelerinden oluşan kitapta Ömer Faruk Şerifoğlu hac yolcuğunun ilk durağı Ayrılık Çeşmesini, Şakir Batmaz Surre-i Hümayunun denizden çıkışını Hüseyin Özdemir Osmanlı arşivlerindeki Surre defterlerini, İbrahim Kargılı bir hilafet sembolü olarak Mısır Mahmilini, Hülya Tezcan Osmanlı Sarayı'ndan Kâbe'ye giden mahmil-i şerifi, Selin İpek Medine-i Münevvere örtülerini, Esra Doğan Kaçar dönemi sefernamelerinde Osmanlı hac kervanlarını, Münir Atalar ise karayolu ile gerçekleştirilen Surre-i Hümayun yolculuklarını kaleme aldı. Ben de bu kitapta 4 defa Surre Eminliği yapan İbrahim Rıfat Paşa'nın gözüyle bu yolculuğunun nasıl gerçekleştirildiğini anlattım. Proje Yusuf Çağlar'a ait ve emeğin büyük kısmını o sarf etti. Yusuf Çağlar kitaptaki makalesinde orijinali sadece kendisinde bulunan, Kethüda Selahaddin Efendi'nin Surre-i Hümayun yolculuğunu kaleme aldığı hatıratın özetini yaptı. Çok zahmetli ve maddi yükü ağır bir projeydi gerçekleştirdiğimiz. Bank Asya bu konuda bize sponsor oldu ve eser şu an onların katkılarıyla basılmakta.
-Sizi Surre alayları hakkında bir çalışma yapmaya sevk eden sebepler nelerdi?
-Türkiye'de Surre konusunda ilk defa bu kadar teferruatlı bir kitap yayımlanacak. Daha önce Münir Atalar Bey'in kaleme aldığından başka konuyla ilgili bir kitap yoktu. Biz istiyoruz ki bu kadar köklü bir gelenek ders kitaplarında yer alsın. Öğrenciler, gençler bunu bilsin, bu köklü gelenekten habersiz kalmasınlar. Bu kitabı hazırlarken başımdan ilginç bir olay da geçti: Çevremizdeki insanlara Surre hakkında böyle bir eser hazırladığımızı söylediğimde bana hangi "sure" olduğunu sordular. Kur'an-ı Kerim'deki sûrelerle karıştırdılar. Yahut "Suriye mi" "Suriye ile ilgili bir çalışma mı hazırlıyorsunuz" diye sordular. Maalesef bu derece uzak kalınmış. Yine İlber Ortaylı Hocamız Topkapı Sarayı'ndaki sergi için haber yapmaya gelen gazetecilerin Surrede kaç 'r' harfi olduğunu sormalarından yakınıyordu. Düşünebiliyor musunuz ta Yıldırım Beyazıt'tan gelip, 5 asır süren bir geleneğimiz hakkında hiçbir bir malumata sahip değil insanlar. Günümüze herhangi bir şey kalmamış. Bizde o kadar yer etmiş ki bu Surre geleneği, dilimizde "Surre devesi gibi süslenmek" şeklinde bir deyim dahi türemiştir. Topkapı Sarayı'ndaki Surre-i Hümayun Sergisi ve hazırladığımız "Dersaadet'ten Haremeyn'e Surre Alayları" adlı kitap ile bu alandaki boşluğun büyük oranda doldurulacağına inanıyoruz. Fakat bu çalışmalar da yeterli değildir, Surre konusunu çok daha geniş açılardan ele alan çalışmaların gerekliğine inanıyoruz. Sempozyum, panel, sergi, belgesel ve yazılı yayın çalışmalarıyla bir şekilde gündeme alınmalıdır Surre.
-Sonuç olarak Surre bugün için ne ifade ediyor? Bugünün insanının Surreden kendine çıkarması gereken pay nedir?
-Evvela Surre kardeşlik duygusunu gündeme getirir. Tarih boyunca Surre bir iyilik köprüsü vazifesi görmüştür, bize verdiği en önemli mesaj da bu yardımlaşma ve kardeşlik duygusudur. Bugün Surre geleneği ve Hicaz Demiryoluna bakılarak tüm bir Ortadoğu ve Arap halklarıyla Anadolu'nun yeniden kaynaşması sağlanabilir diye düşünüyorum ben. Tarihe bakarsanız İngilizlerin o coğrafyanın hâkimiyetini ele geçirmeleriyle birlikte Hicaz Demiryolunu patlatmaları bir olmuştur. Bu zamanlama son derece manidardır; aradaki bağlantı koparılmıştır. Bugün yeniden develer kalksın Hicaz'a gitsin demiyorum tabi, bu geleneğin sembolik anlamı üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini vurguluyorum. Ben Surreye bu açıdan yaklaşıyorum. Çünkü o dönemlerde İstanbul'dan kalkacak olan Surre güzergâh boyunca sabırsızlıkla beklenir, yolu gözlenir, bu vesileyle şenlikler ve eğlenceler düzenlenirdi. Surre, padişahın ve devletin oradaki halkına büyük bir lütfu, onları himaye etmesi olarak görülürdü. Surre gibi büyük bir gelenekten gelen bizlerin Ortadoğu ile hoşgörü çerçevesinde bir diyalog kurmamız gerekir; çünkü o bölgelerin tapuları da Osmanlı'dan bu yana bizdedir.
 |