| Hz. Peygamber'in Tarihte Emsali Olmayan Davranışları -V |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
|
Emanete Verdiği Değer Kur'ân emanetlerin ehline veya sahiplerine verilmesini emrediyor. Hz. Peygamber de emanete ihanet edenin münafık olduğunu beyan etmiştir. Hatta bir hadis-i şeriflerinde: "Münafığın alameti üçtür; Konuştuğu zaman yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete ihanet eder." buyurmuştur. Onun için emaneti yerine getirme İslam dininin sosyal ahlak esaslarındandır. Hz. Peygamber gerek savaş esnasında ve gerekse sair zamanlarda emanet, adalet ve dürüstlük gibi ilkelerden asla taviz vermemiştir. Şimdi anlatacağımız olayda O'nun bu husustaki emsalsiz bir davranışına şahit olacağız. Hayber savaşı esnasında çobanlık yapan bir zenci köle, sürüsüyle beraber gelir ve Müslüman olur. Hz. Peygamber ona sürünün kime ait olduğunu sorar. Çoban "Yahudi efendimin" der. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Sürüyü Yahudi efendine götür, İslam dini emanete hiyanet etmemeyi emreder." der. Çoban köle sürüyü efendisine teslim edemeyeceğini, götürürse kendisini öldürebileceğini söyler. Hz. Peygamber de hayvanları barınaklarına götürüp bırakmasını ister. Bunun üzerine çoban sürüyü geriye götürür ve barınaklarına yakın bir yerde hayvanları ürkütür. Onlar da mutad oldukları üzere topluca ağıla koşarlar. Köle böylece emaneti yerine götürmüş olarak geri döner ve Hz. Peygamber'e katılır. Hz. Peygamber'in bu davranışının tarihte emsali yoktur. Zira, harp halinin vuku bulduğu bir ortamda, pek çok şeyin ganimet olarak telakki edildiği bir durumda, üstelik Yahudilerle yapılan bir savaşta, şahsi hak ve hukukları gözetiyor, neyin emanet neyin ganimet olduğunu ayırıyor ve bir Yahudiye ait emanetin sahibine teslimini sağlıyor. Hoşgörüye Verdiği Değer Hz. Peygamber'in hoş görüsü beşeriyet tarihinde emsali görülmeyen bir hoşgörüdür. Bir gün Hz. Peygamberle beraber bir grup sahabi mescitte iken bir bedevi Arap gelir ve mescidin içine bevl etmeye başlar. Ashap; "Dur, yapma, etme" diye bağrışır ve bazıları da hemen oracıkta onun haddini bildirmek ister. Hz. Peygamber: "Bırakın, işini bitirsin" der. Sonra bedeviyi yanına çağırarak, mescidin bir ibadet mekanı olduğunu hatırlatır ve yaptığı davranışın uygun olmadığını onun anlayacağı bir dille anlatır. Sonra orada bulunanlara: "bir kova su getirin ve oraya dökün, pisliği gitsin." diye emreder.
Hz. Peygamber'in gösterdiği bu hoşgörüde yapılan amelin hangi niyetle yapıldığının araştırılması gerektiğini de anlıyoruz. Hakaret kastıyla mı yoksa cehalet neticesi mi? Gerçi günümüzde "hoşgörü" kavramının içi boşaltılmış ve sadece Müslümanlardan hoşgörü beklenmektedir. Hoşgörüye davet edilen Müslüman, hoşgörü göstereceği olayın kasıtlı mı yoksa bilgisizlik sonucu mu olduğunu bilmek zorundadır. Bilgisizlik sonucu olduğuna hükmederse, bilgilendirmesi gerekir. Hakaret amacı taşıyorsa ondan hoşgörü de beklenemez. Zaten hakaret eden, nasıl olsa hoşgörü gösterirler diye hakaret etmez. Yaptığı hareketin bilincindedir. Karşı tarafın tepki göstereceğini en azından bilir. Nitekim İngilizler, Müslümanlarla Hinduları kapıştırmak istediklerinde bir yandan Hindulara Camileri taşlatırlar, diğer yandan da Hinduların mahallesinde Müslüman kasaba inek kestirirler, böylece her iki tarafın kutsalına hakaret olunca çatışma başlardı. Neticede pek çok Hindu ve Müslüman ölmüştür. |











