|
Mucize sözlükte “Aciz bırakan, benzeri yapılamayan, hârika” anlamlarına gelmektedir. Ancak çok yaygın olarak kullanılan bu kelime ne Kur'an'da ve ne de hadislerde geçmemektedir. Kur'ân-ı Kerim'de, “mucize” anlamında çok defa, “âyet, âyât, beyyine, delil ve delâil” kelimeleri kullanılmıştır.
Mucize terim olarak; insanların her türlü güçleri dışında kalan, çalışarak elde edilemeyen ve ancak Hak Teâlâ'nın iradesi ve verdiği ilâhî güçle olan adetler üstü bir olay’dır. Peygamberlik iddiasında bulunan ve inkârcılara meydan okuyan zâtın, iddia ve davasının hak olduğunu, söylediklerinin doğruluğunu tasdik etmek için, -Allah'ın izniyle- izhar ettiği ve diğer insanların bir benzerini yapmaktan âciz kaldığı tabiat kanunları ve âdetlerüstü harikulâde bir hadisedir.
Mucizenin iki temel özelliği vardır.
- Meydan okuması
- İnkârcıları âciz bırakması
Mu'cize ile ilgili bazı şartlar ise şunlardır;
- Mucize, Allahu Teâlâ'nın fiilidir. Çünkü Allah, fâil-i muhtar'dır; yani dilediğini yaratır. Sadece kendi tarafından yaratılan bir fiilin doğruluğunu tasdik eder. Meselâ, Musa (a.s)'ın elindeki asayı yılana çevirmesi, İsa (a.s)'ın ölüyü diriltmesi gibi mucizelerdeki fiiller, Hak Teâlâ'nın irade ettiği ve yarattığı fiillerdir. Bunların peygamberlere nisbeti mecazîdir.
- Mucize, bilinen tabiat kanunları ve âdetlerüstü olmalıdır. Tabiat kanunlarına ve kâinatın normal nizamına göre meydana gelen (güneşin doğması gibi) hadiselerde fevkalâdelik özelliği yoktur.
- İtiraz edilmesi imkansız olmalıdır. Çünkü icâz'ın fonksiyonu, karşı çıkanların aczini ortaya koyarak onları susturmaktır.
- Mucize, Allah'ın tasdikine bir delil olarak, peygamberlik iddiasında bulunan zatın elinde meydana gelmelidir.
- Gösterilen mucize peygamberin iddiasına -yani yapacağını ilân ettiği şeye- uygun olmalıdır. İddiasına uymayan başka bir harika gösterse, mucize sayılmaz.
- Peygamberin iddiasına uygun olarak gösterdiği mucize, kendisini yalanlamamalıdır.
- Mucize, iddiadan önce veya çok sonra olmamalı, peygamberlerin sözünü (iddiasını) müteakip hemen meydana gelmelidir.
Mucizeye İnanmanın Hükmü
Her müslümanın, Allah tarafından insanlara gönderilmiş peygamberlere, davalarında sadık olduklarını ispat eden mucizeler verildiğine inanması farzdır. Bütün peygamberleri Hak Teâlâ mucize vererek tasdik etmiştir. Nitekim bu durum Kur'an'da adı geçen her peygamber hakkında indirilen âyetlerle sâbit olmuş ve onlara verilen mucizeler de açıklanmıştır.
O halde mucize gerçeğine iman; Kitap, Sünnet ve İcmâ-ı Ümmet ile sâbittir. Kur'an'la sâbit olan “İsrâ” ve “İnşikâk-ı Kamer” (ayın ikiye yarılması) gibi hissî ve kevnî mucizelere iman gereklidir.
Peygamberlerin hepsine mucize verildiğine dair pek çok âyet olduğu gibi “Her peygambere mutlaka insanların değer verdiği şeyler cinsinden bir âyet (mucize) verilmiştir. Ama bana verilen âyet (mucize) ise, vahiydir ve Allah bana vahyetmiştir. Bu sebeple Kıyamet günü, diğer peygamberlere nazaran tabileri en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum.” (Buhari, Fezâilu'l-Kur'ân, 4981; İ'tisam, 7274; Müslim, İman, 152) hadisi de buna işaret etmektedir.
Mucizenin Çeşitleri
Kelam âlimlerine göre mucizeler iki ana gruba ayrılır:
- Hissî ve kevnî mucizeler (yaratılışla ilgili, gözlemlenebilen)
- Aklî (manevî) mucizeler
Hissî ve kevnî mucizeler de, mahiyet ve keyfiyet bakımından iki grupta toplanır.
- Hak Teâlâ'nın seçtiği üstün vasıflı şahsiyetler olan peygamberlerin mümtaz zatları ve kâmil sıfatları ile ilgili fevkalâde haller, üstün meziyetler ve özelliklerdir.
- Peygamberlerin zat ve sıfatları dışında meydana gelen ve her peygambere verilen, o zamanki insanların duyu organları ile müşahede ettikleri tabiatüstü olaylar hissî ve kevnî mucizeler grubuna girer. Bunlar her peygamberin peygamberliğini ispat etmek için Allah'ın izniyle gösterdiği, o zamanki insanları âciz ve hayran bırakan fevkalâde eşsiz hâdiselerdir.
Hissî ve Kevnî Mucizeler
Bütün peygamberler, Allah'ın elçisi olduğunu ispat etmek için genellikle göze hitap eden hissî mucizeler göstermiştir. Bu fevkalâde hadiseler, her peygamberin içinde yaşadığı dönem gereği ve insanların anlayışına göre emsalsiz sayılan ve başkalarının benzerini yapmakta aciz kalarak hayret edecekleri türden mucizelerdir. Mahiyet ve keyfiyeti bakımından hissî ve kevnî olan bu mucizelerin çoğu Kur'ân-ı Kerim'de açıklanmıştır. Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsâ ve Hz. Muhammed (sav)'in gösterdikleri Kur'ân-ı Kerim'le sâbit olan bu tür mucizelerden bazıları:
- İbrahim'in (as), ateşe atıldığı halde yanmayarak kurtulması.
- Musa'nın (as) elindeki asanın, Firavunun sihirbazlarının yaptıklarını yutan bir ejderha haline gelmesi, sonra eski haline dönmesi… Aynı asayı Hz. Musa'nın Kızıldeniz’e vurmasıyla, denizin yarılması... Musa (as) ve İsrâiloğullarının kurtulmaları, Firavun ve askerlerinin boğulmaları.
- İsa (as)'ın ölüleri diriltmesi, hastalara dokunarak onları iyi etmesi.
Rasulullah'ın da pek çok hissî ve kevnî mucizeleri vardır.
Kaynaklarda Hz.Muhammed (sav)'den görülen yüz kadar hissi ve kevnî mucize nakledilmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen ve sahih hadislerle sâbit, tevâtür derecesine ulaşan İsrâ, Mirac ve İnşikâk-ı Kâmer (Ay'ın ikiye bölünmesi) mucizeleri zikredilenlerin başında gelir.
Aklî Mucizeler
Aklî mucize, akla ve vicdana hitap eden, her devirde geçerli olan, olağanüstü, eşsiz bir harikadır. Bu tür mucizeye en canlı örnek, yalnız Rasulullah'a verilen ve onun en büyük mucizesi sayılan Kur'ân-ı Kerim'dir. Çünkü Kur'ân-ı Kerim, her zaman ve mekânda Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini simgeleyen en etkili mucizedir. Daha önceki peygamberlere verilen hissî mucizelerin fonksiyonu Kur'an'la sona ermiştir. Kur'an, Hadis, siyer ve tarih kitaplarında anlatılan bu mucizelerin hatıralarda anılan, tarihî, fevkalâde olaylar olmaktan öte artık bir etkisi kalmamıştır. Kur'an gibi aklî bir mucizenin, Hz. Muhammed (sav)’e verilip, daha önceki peygamberlerin hiç birine bir benzerinin verilmemesinin hikmeti; onların peygamberliklerinin bir sonraki peygamberin gönderilişine kadar ki belli zamanla sınırlı ve belirli bir millete mahsus olmasıdır. Hz.Muhammed (sav)'in peygamberliği ise, kıyamet gününe kadar bâki olduğu için, O’na; bütün insanların peygamberi olduğuna tanıklık edecek Kur'ân-ı Kerim gibi, her devirde geçerli, aklî ve eşsiz bir mucize verildi. Bu sebeple son peygamberin en büyük mucizesi Kur'an'dır.
 |