| HZ. MUHAMMED (SAV)'İN AİLESİ VE YAKIN AKRABALARI İLE İLİŞKİLERİ |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Doç. Dr. M. Bahaüddin Varol | |
|
Sayfa 2 Toplam: 4
Eşleri ile İlişkileriHz. Peygamber'in Hz. Hatice ile başlayan evlilik hayatı, onun vefatından sonra yaptığı diğer evliliklerle devam etmiştir. Rasûlullah vefat ettiğinde bunlardan dokuz eşinin sağ olduğu bildirilmiştir. Rasûlullah'ın hanımlarının altısı Kureyşlidir. Bunlar Hz. Hatice, Hz. Aise, Hz. Hafsa, Hz. Ümmü Habibe, Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Sevde'dir. Kureyş dışındaki Araplardan olanlar ise Hz. Zeyneb bint Cahş, Hz. Meymûne bint Haris, Hz. Zeyneb bint Huzeyme, Hz. Cüveyriye bint Haris ve Arap olmayanlar ise Benû Nadir kabilesinden Safiyye bint Huyey, Mâriye el-Kıptiyye'dir. Hz. Peygamber'in hayatında vefat eden iki eşi ise, Hz. Hatice ve Hz. Zeyneb bint Huzeyme'dir. Hz. Peygamber'in aile hayatı, getirmiş olduğu Îslamî prensipler çerçevesinde şekillenmiş, teorik olarak bildirdiği ilkelerin pratik olarak hayata tatbikini ümmetine göstermiştir. Onun aile hayatında dünya ve ahiret huzurunu elde etmek için ümmetine yaptığı şu tavsiye, aile hayatında huzur ve saadetin temelini belirleyen bir prensip görünümündedir: “Sizin en hayırlınız, ehline karşı en hayırlı olanınızdır. Ben eşlerine karşı en hayırlı olanınızım. Sizlerden hanımlarına iyi davrananınız en iyiniz, onlara kötü muamele edeniniz ise en kötünüzdür.” Hz. Peygamber'in İbrahim hariç çocuklarının tümü Hz. Hatice'den dünyaya gelmişlerdir. Bunlar Kasım, Abdullah, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma'dır. Hz. Peygamber'in diğer oğlu İbrahim ise Mukavkıs tarafından kendisine hediye olarak gönderilen Mariye'den dünyaya gelmiştir. Erkek çocukları küçük yaşlarda iken vefat etmelerine karşılık kız çocukları büyümüşler ve evlenmişlerdir. Rasûlullah'ın evlilikleri birçok farklı durum ve yönleri ihtiva etmesi nedeniyle müslümanlara her noktada örnek olma özelliğine sahiptir. Hz. Hatice ile olan evliliği tek eşlilik örneği ve yaşantısını bize sunarken, diğer evlilikleri ise, farklı hanımlarının farklı kişisel özellikleri karşısındaki tutumunu ortaya koyması açısından bir zenginliği ortaya çıkarmıştır. Bu noktada ilk olarak ifade edebileceğimiz unsur eşlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde doğruluk ve sadakat prensibine bağlı olmalarıdır. Huzurlu bir aile yaşantısının vazgeçilmez bir unsuru olan doğruluk ve sadakat konusunda Hz. Peygamber’le eşleri arasında cereyan eden sayısız örnek bulmamız mümkündür. Rasûlullah ile ticarî faaliyetlerle başlayan ilişkileri evlilikle neticelenen Hz. Hatice'nin ona gösterdiği sadakat örneği bu konuda ilk zikredilebilecek bir örnek olmaktadır. Hz. Hatice, gerek nübüvvetten önce gerekse nübüvvetten sonra maddî ve manevî desteğini hiçbir zaman ondan esirgememiştir. Kendisine ilk vahiy geldiğinde korkan ve endişelenen Hz. Peygamber, durumu Hz. Hatice'ye anlatmıştı. Hz. Hatice ise onun hasletlerini sıralayarak: "Hayır vallahi Allah kesinlikle seni utandırmayacaktır" diyerek, ona gelenin melek, kendisinin de Peygamber olduğunu bildirerek onu teskin etmişti. Rasûlullah ile hanımları arasındaki sadakatin diğer bir örneğini de, Hz. Peygamber'in kendisinden dünyalık şeyler isteyen eşlerini vahyin emriyle, Allah ve Rasûlü ile dünya nimetlerini tercih noktasında serbest bırakması, onların da Allah'ı, Rasûlünü ve ahiret hayatını tercih etmeleridir. Rasulullah'ın aile hayatında eşlerinin ona gösterdiği sadakate karşılık, Hz. Pey-gamber'in de onların haklarına riayet ettiğini görüyoruz. Asıl itibariyle aile içerisinde eşlerin karşılıklı olarak birbirlerinin haklarına riayet etmeleri Kur'an-ı Kerim'de zikredilen bir prensip olarak karşımıza çıkmaktadır: "...Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır,.." ifadesi bu konuya işaret etmektedir. Bu hususla ilgili olarak Rasûlullah'ın bir sefere çıkacağı zaman eşleri arasında kura atması ve sırayla eşlerini yanında götürmesi, yine, her eşi için bir gün ve gece tahsis etmesi onların haklarına gösterdiği titizliğin örnekleri olmaktadır. Hz. Aişe'ye olan sevgisinin daha fazla olduğu, birçok rivayete yansıyan bir konu olmakla birlikte bu durum eşleri arasında bir eşitsizliğe ve muamele farklılığına neden olmamıştır. Nitekim hayatında gösterdiği uygulamalarla müslümanlara örnek olarak sunduğu bu hususu Veda Hutbesi’ndeki temel ilkeler çerçevesinde de zikrederek konunun önemine işaret etmiştir; "Ey insanlar, sizin kadınlar üzerinde birtakım haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınıza riayet etmelidirler. Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Onlara karşı iyi davranınız. Eşlerinize şefkatle muamele ediniz. Siz onları Allah'ın ahdi ile aldınız. Onlar size Allah'ın ahdi ile helal olmuştur..." Bir defasında kadınların kocaları üzerindeki haklarının neler olduğunu soran bir sahabiye Rasûlullah: "Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, onu çirkin görmemek" diye cevap vermiştir. Hz. Peygamber'in tüm hanımları da bir eş ve bir peygamber olarak Rasulullah'ın haklarına riayet etmişler, peygamberliğinden kaynaklanan hususiyetlerinin korunmasında gerekli titizliği göstermişlerdir. Bir defasında Hudeybiye anlaşmasının devam etmesini istemek üzere Mekke müşriklerinin reisi durumunda olan Ebû Süfyan Medine'ye gelmişti. İnsanların kendisine rağbet etmemesi üzerine kızı Ummü Habibe'nin evine giderek ondan yardım istemeyi düşünmüştü. Kızının yanına girdiğinde Rasûlullah'ın sedirinin üzerine oturmak istemiş, ancak Ümmü Habibe buna müsade etmemişti. Bunun üzerine Ebû Süfyan: "Ey kızım, beni mi yataktan kıskanıyorsun yoksa yatağı mı benden?" diye sorunca O: "Sen müşriksin ve necissin, Rasûlullah'ın yatağına oturamazsın" diyerek bu konudaki hassasiyetini göstermiştir. Aile hayatındaki huzuru sağlayan diğer bir önemli husus da, eşlerin birbirlerine karşı gösterecekleri sevgi ve saygı unsurudur. Rasulullah'ın birçok hadisine yansıyan bu unsur, onun pratik hayatında da gösterdiği husus olmuştur. Bir hadisinde: "Müminlerin iman bakımından en mükemmeli huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız kadınlarına karşı hayırlı olanlardır" buyurmaktadır. Yine, "bir kimse hanımına kin beslemesin, onun bir huyunu beğenmezse bir başka huyunu beğenir", "Size hanımlarınıza iyi davranmanızı tavsiye ediyorum..." örneklerinde ifadesini bulan bu emirler hep eşler arasındaki sevgi ve saygıyı temin etmek içindir. Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin saygısı ve fedakârlığını, onun sağlığında olduğu gibi vefatından sonra da unutmamış, her fırsatta sevgi ve saygı ile anmıştır. Yine onun hatırasını andığı bir günde Hz. Aişe: "O yaşlı kadını ne anıp duruyorsun? Allah onun yerine sana daha iyisini verdi" deyince, Rasûlullah buna kızmış ve: "Allah, bana ondan daha hayırlısını vermedi. O, hiç kimsenin kabul etmediği bir zamanda bana iman etti, herkesin beni yalanladığı bir zamanda o beni tasdik etti, kimsenin bana bir şey vermediği esnada, o malını benim için kullandı ve kimsenin çocuk vermediği bir dönemde o bana çocuk verdi" diye cevap vermiştir. Diğer taraftan, kendisine en sevgili kim olduğu sorusuna "Âışe", erkeklerden de "Onun babası" şeklinde cevap vermesi, Rasulullah'ın eşlerine duyduğu sevgi ve saygıyı gösteren bir unsur olmaktadır. Rasûlullah'ın aile fertleriyle ilişkilerinde hoşgörü ve fedakârlık örneklerinin yanı sıra sevinç ve üzüntüde birlik ve destek olma unsurlarının da önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Onların meşru istek ve hareketlerini hoşgörüyle karşılamış ve bu konuda onlara yardımcı olmuştur. Mescidin avlusunda kılıçlarla gösteri yapan Habeşli ekibin gösterisini izlemek isteyen Hz. Aişe'nin bu isteğini kabul etmiş ve gösteri sonuna kadar beklemek suretiyle ona yardımcı olmuştur. Hayber’in fethinden sonra Hz. Peygamber'in evlendiği Safiyye Medine'ye geldiğinde, Hz. Aişe onu görmeye gitmişti. Döndüğü zaman Rasûlullah onu nasıl bulduğunu sorunca Hz. Aişe: "Bir yahudi kızı gibi" diye cevap vermişti. Hz. Aişe'nin kişisel birtakım nedenlerle ve onun güzelliği karşısında verdiği bu cevaba Rasûlullah kızmamış ancak: "Öyle deme ey Aişe, o İslam'ı kabul etti ve onun İslam'ı ne güzeldir" diyerek onun düşüncesini tashih etmiştir. Hz. Peygamber'in aile fertleri sıkıntılar karşısında onun en büyük yardımcıları olmuşlardır. Aile hayatındaki dayanışmanın en güzel örneklerini onların hayatlarında bulmamız mümkündür. Hudeybiye müsalahasının yapıldığı yıl müslümanlar umre için niyetlenmişler, ihrama girerek kurban kesmek için hazırlık yapmışlardı. Bütün bu hazırlıklara rağmen müşrikler müslümanları Mekke'ye sokmamışlar ve Hz. Peygamber'le bir anlaşma yapmışlardı. Anlaşma müslümanların aleyhine birtakım maddeler ihtiva etmesinin yanında o sene umre yapmalarına izin vermiyordu. Anlaşma imzalanıp bitince müslümanlar çok üzülmüşler ve bunu kabul etmekte zorlanmışlardı. Hz. Peygamber: "Kalkın, kurbanlarınızı kesin, traş olun ve ihramdan çıkın" demesine ve bunu üç defa tekrar etmesine rağmen kimse bunu yapmıyordu. Bu duruma çok üzülen Rasûlullah (sav), o anda yanında olan hanımı Ümmü Seleme'nin yanına girerek durumu ona anlattı. Bunun üzerine Ümmü Seleme: "Ya Rasûlallah, dışarı çık, kimse ile konuşmadan kurbanını kes, sonra birini çağırarak traş ol ve ihramdan çık" dedi. Hz. Peygamber de onun dediği gibi yaparak ihramdan çıktı. Hz. Peygamber'in yaptığını gören ashab da isteksiz bir şekilde de olsa kurbanlarını keserek ihramdan çıktılar. Bu hadise göstermektedir ki, Ümmü Seleme, müslümanların üzüntülerinden ve müşriklere olan nefretlerinden dolayı Rasûlullah (sav)'ın emrine itaat etmedikleri, Rasûlullah'ın da bu duruma çok üzülüp çaresiz kaldığı bir esnada bir tavsiyede bulunmuş, bu tavsiyesiyle hem müslümanların Hz. Peygamber'in sözünü tutmalarını, hem de Rasûlullah'ın üzüntüsünün sona ermesini sağlamıştır. Hz. Peygamber'in ailesinde öne çıkan diğer bir özellik de, birtakım maddi sıkıntılar karşısında gösterilen sabır ve kanaatleridir. Rasûlllah (sav)'ın hanımlarının bazıları fakir insanlar iken diğer bazıları da zengin aile çocukları idiler. Ancak bunların hepsi, Allah Rasûlü’ne eş olmaya karşılık bütün bu dünyevî zinet ve varlıktan feragat ederek büyük bir sabır örneği göstermişlerdir. Hz. Aişe'den nakledilen bir rivayette o: "Biz, Âl-i Muhammed bir ay durur ve (bir yemek pişirmek için) o süre içerisinde bir ateş dahi yakmazdık. Evde bulunan yiyecek sadece kuru hurma ve su idi" demektedir. Yine diğer bir rivayette onun: "Al-i Muhammed Allah'a kavuşuncaya dek üç gün arka arkaya buğday ekmeğinden doya doya yememişlerdir" ifadesi bu noktada feragat ve sabrı göstermektedir. Hz. Peygamber'in, zengin ve lüks bir hayattan daha ziyade fakir ve sahip olduğu rızka şükreden bir hayatta olmayı arzu ettiğini bildiren daha birçok rivayeti görmemiz mümkündür. Onun: "Ey Allahım bana fakir bir insan hayatı ver, beni fakir olarak öldür ve fakirlerle haşret" diye dua etmesinden sonra, bunun nedenini soran Hz. Aişe'ye: "Çünkü onlar cennete zenginlerden kırk yıl önce girecekler. Ey Aişe, fakir bir insanı geri çevirme, verebileceğinin hepsini ver. Yarım hurma olsa bile..." diye cevap vermiştir.
Bir hadisinde Rasûlullah (sav): "Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur" buyurduktan sonra: "Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz" diyerek çerçeveyi en geniş şekliyle göstermiştir. Bu, aile içerisinde edeb, ahlâk, fazilet ve bilgi açısından eğitime işaret etmektedir. |










