|
Sayfa 3 Toplam: 3 HZ. PEYGAMBER'İN İCTİHAD ALANIHz. Peygamber'in teknik, idarî, siyâsî ve ekonomik sahalarda sırf dünyevî alana dair sayılabilecek hususlarda bazan ictihadî kararlar alabileceği hakkında ulemâ arasında görüş birliği bulunmaktadır. Bu konudaki ihtilaf ise daha ziyâde itikâd ve ibadetler gibi dinî alana giren konularda böyle bir yetkisinin bulunup bulunmadığı hususundadır. Çoğunluğa göre alan ayırımı bulunmaksızın Allah Rasûlü, hakkında vahiy gelmeyen her konuda ictihad yetkisine sahiptir. Mevcut ictihad örneklerini temel özellikleri bakımından şu başlıklar altında değerlendirmek mümkündür: - İbadetlerle ilgili olanlar,
- Kazâî (yargı) meselelerle ilgili olanlar,
- Harb işlerine dair olanlar,
- Dünyevî işlerle ilgili olanlar.
İbadetlerHz. Peygamber'in zaman zaman sırf taabbudî konularda da ictihadda bulunduğu olmuştur. Bu konudaki en önemli örneklerden biri "ezan" meselesidir. Söz konusu olayda Rasûlullah namaz saatlerindeki belirsizlik nedeniyle erken gelinmesi durumunda dünyevî menfaat, geç gelinmesi durumunda ise dinî menfaat kaybolacağından namaz vakitlerini göstermesi bakımından dinin en önemli şiarlarından olan "ezan" konusunda ictihad etmiştir. Kazâî (Yargısal) AlanKazâ/yargı konularında isbat ve red delillerine bakarak kendi kişisel ictihadına göre hüküm verdiğini bizzat Allah Rasûlü'nün kendisi ifade etmiştir. Bu konuda özellikle beşeriyet sıfatına dikkat çekerek: "Ben ancak bir beşerim. Bana iki davalı geldiğinde onlardan biri diğerinden daha iyi davasını savunabilir ve ben de buna bakarak onun haklı olduğunu zanneder ve buna göre hüküm verebilirim. Şu halde kime kardeşinin hakkından bir şey vermişsem, sakın onu almasın. Zira ona verdiğim ateş parçasından başka bir şey değildir." (Buhârî, "Mezâlim", 16, "Ahkâm", 29, 31; Müslim, "Akdiye", 5, 6) buyurmuştur. Hadis, özellikle davaların çözümünde Allah Rasulü’nün beşeriyet sıfatını ön plâna çıkararak bu gibi hususlarda onun da diğer insanlardan farksız olduğunu dile getirmektedir. Zira Allah dilemedikçe gayb bilgisine ulaşamayan Peygamber de herkes gibi zahirî delil ve karinelere göre hüküm vermekteydi. Harb İşleriAllah Rasûlü'nün özellikle harb işleri ve savaş stratejisi hakkında ashabı ile istişare edip mevcut şartlara göre ictihadda bulunduğunu gösteren literatürde pek çok örnek mevcuttur. Sa'd b. Muâz'ın teklifiyle Bedir'de savaşı bir noktadan yönetmesi ve gelişmelere göre hareket etmesi için Allah Rasûlü'nün, kendisine has bir çardak kurulmasını kabul etmesi bu tür ictihadlarına örnektir. Sırf Dünyevî İşlerAllah Rasûlü'nün zaman zaman kendi kişisel tecrübe ve birikimine dayanarak dünyevî işlere dair ictihadî görüşler beyan ettiği, hatta bazen yanıldığı tarihen sabittir. Bu konuda verilebilecek en açık örnek hurma aşılaması olayıdır. Rivayete göre Rasûlullah Medine'ye geldiğinde halkın daha iyi ürün alabilmek için erkek çiçek tozlarını dişileri ile birleştirerek hurma ağaçlarını aşıladıklarını görür ve bu işlemin pek fayda vermeyeceği yolunda bir kanaat belirtir. Bunun üzerine Medineliler bu işten vazgeçerler. Fakat o yıl hurma mahsulünde azalma olur. O zaman Peygamber dünya işlerinde kendisinin de onlar gibi zann-ı galibine göre hareket ettiğini; fakat din işlerinde bir hüküm bildirdiğinde ona sıkı sıkıya sarılmaları gerektiğini söyleyerek neticede "Siz dünya işlerinizi, ben ise din işlerinizi daha iyi bilirim" buyurur. (Müslim "Fezail", 139–141). Rasûlullah her şeyden önce ilahî vahyin direktifleri doğrultusunda hareket eden bir peygamber idi. Bununla birlikte sık sık O’nun beşerî özelliklerine vurgu yapan âyetlerin yanında bazı konularda hata edebileceğini gösteren âyetler, özellikle vahiy gelmeyen konularda ictihâdî kararlar alması ve bu kararlarının bazısında yanılmış, en azından evla olanı terk etmiş bulunması, O’nun her söz ve fiilinin vahiy eseri olmadığını ortaya koymuştur. Usûl-ü Fıkh'a dair eserlerin ictihad bölümlerinde usülcüler tarafından Rasûlullah'ın ictihadı meselesi açıkça tartışılmış ve çoğunluk tarafından güçlü delillerle onun da diğer insanlar gibi öncelikli olarak ictihad yetkisine sahip olduğu ve bu yetkisini beşerî kapasitesi dairesinde zaman zaman kullandığı ifade edilmiştir. Vahyin kontrolünde bir peygamber olarak Allah Rasûlü, ictihadî hükümlerinde genellikle isabet etmekle birlikte özellikle dinin tebliği alanına girmeyen hususlarda zaman zaman yanıldığı, en azından evlâ olanı terk ettiği de olmuştur. Hatta böyle durumlarda birçok defa vahiy tarafından uyarılmış ve hatalı ictihad ve uygulamaları tashih edilmiştir. Zira yüce Allah özellikle dini tebliğ alanına giren bir konuda hiçbir zaman peygamberini hatası üzere bırakmamıştır. Allah Rasûlü'nün dünyevî her türlü alanla ilgili hatalı tasarruflarının tamamının vahiy tarafından tashih gördüğünü ya da böyle bir zorunluluğun bulunduğunu söylemek de doğru değildir. Özellikle tıp, ziraat, teknoloji gibi tecrübe ve birikime dayalı sırf dünyevî alanlarla ilgili hatalı bir ictihadının hiç tashih görmemiş olması da mümkündür. Bu onun peygamberliğine de bir halel getirmez.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >> |