| İLK VE SON PEYGAMBER HZ. MUHAMMED (SAV) |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Nuran Döner | |
|
Sayfa 2 Toplam: 4
a) Ataların Alnındaki Nûr İslâm âlimleri için bu nûrun basit bir sembol olmaktan öte derin bir anlamı içerdiği görülmektedir. Rivâyetlere göre, Allah Teâlâ, Hz. Adem’i yaratınca, onun alnına gündüz güneş, gece ise ay gibi parlayan bembeyaz inci misali Hz. Peygamber’in nûrunu yerleştirmiştir. Adem (a.s.)’ın alnındaki bu nûr, hamile kalan eşi Havvâ validemize sonra da Şît Peygambere geçmiştir. Bu şekilde elli erkek ve elli kadın olmak üzere toplam yüz kişiden geçen nûrun son halkası, Hz. Peygamberin babası ve annesi olmuştur.5 İbn İshak, (öl. 150/767) Peygamberimizin babası Abdullah’ın, annesi Amine ile evlenmesinden hemen önce, kendisini baştan çıkarmaya çalışan bir kadından bahseder. Abdullah, peygamberimiz ana rahmine henüz düştüğünde, evliliğinden bir gün sonra, aynı kadını tekrar görünce, kadın ondan yüz çevirmişti. Niçin böyle yaptığını söylediğinde kadın, “dün sizde gördüğüm nûr, bugün sizi terk etmiş” demişti. İbn İshak’a göre bu kadın, Abdullah’ın iki gözü arasında beyaz, parlak bir nişan görmüştü ki, o peygamber ana rahmine düştüğünde ondan kaybolmuştu. Bu hikâyenin kadın kahramanları, tarih kitaplarında çeşitli kimlikler altında zikredilir. İbn İshak, bu kadının Varaka b. Nevfel’in kız kardeşi olduğunu ifade eder. Kadın, erkek kardeşi tarafından bir peygamberin çok yakında geleceği konusunda uyarılmıştır. Tabî ki kadının Abdullah’ın yüzünde fark ettiği şey, onun taşıdığı peygamberlik nûruydu. Bu hikâye, daha sonraki tarihçiler tarafından da kullanılmıştır. 6 Hatta atalardan tevârüs eden bu nûrla ilgili olarak, Hz. Muhammed (sav)’in atalarının rüyalarında ışık ya da ışıldayan ağaçlar görmek sûretiyle Hz. Peygamberin gelişini haber aldıkları söylenir.7 Rubin’i destekleyen bir olay, Abdulmuttalib’le ilgili olarak şöyledir: Anlatıldığına göre, Rasûlullah’ın dedesi Abdulmuttalib, Hicr’de uyurken, birden irkilerek uyanmış. Abbas (r.a) anlatıyor: “ben o gün, henüz konuşulanları kavrayabilen bir çocuktum. Abdulmuttalib’in peşine takıldım. O, Kureyş kahinlerine gelip şöyle dedi: “Rüyamda, sırtımdan gümüş bir zincir çıktığını gördüm. Bu zincirin dört ucu vardı. Bir ucu doğu, bir ucu batıya, bir ucu gökyüzünün derinliklerine, bir ucu da toprağın dibine uzanıyordu. Ben o zincire bakarken, zincir, nûrlu, yemyeşil bir ağaca dönüştü. Ben bu vaziyette dururken, yanıma iki ihtiyar geldi. Birine: -“Siz kimsiniz?” dedim. -“Ben, Rabbu’l-âlemîn’in peygamberi Nûh’um” dedi. Ötekine: -“Peki siz kimsiniz?” deyince, o da: -“Ben, Rabbu’l-âlemîn’in halîli İbrâhim’im” dedi. Sonra uyanmışım. Kureyş kâhinleri, “Eğer bu rüyayı gerçekten gördüysen, senin neslinden bütün yer ve göktekilerin kendisine imân edeceği bir peygamber çıkacak demektir. Zincirlerin halkaları, birbirlerine geçişli olduğu için, bu zincir, bu peygamber’in tabî ve yardımcılarının çok ve güçlü olacağını gösterir. Zincirin ağaca dönüşmesi ise, bu peygamber’in getirdiği dinin ebediyen pâyidâr olup, kendisinin de son derece yüce bir şerefi olacağını gösterir…. dediler. Huneyn günü Hz. Peygamber “Yalan yok ki, ben peygamberim. Ben Abdulmuttalib’in torunuyum.”8 derken Abdulmuttalib’in bu rüyasına işaret ediyordu.9
Hz. Peygamber de annesinin rüyasını bir sözlerinde şöyle belirtirler:
|











