İLK VE SON PEYGAMBER HZ. MUHAMMED (SAV) PDF
Nuran Döner   

b) Konunun Tasavvuf Klasiklerinde Ele Alınışı

Sehl b. Abdullah Tusterî, (öl.283/896) Nûr-ı Muhammedî görüşünü tasavvufî literatürde ilk kez dile getiren sûfî olarak görülür.11    Tusterî, bu meyanda Allah’ın kendi nûrundan ilk defa Hz. Muhammed’i yarattığını ileri sürmüş ve Muhammedî varlığın, âlemin varlığından önceliğine işaret etmiştir. Bakarâ Suresi 30. âyetin tefsirinde “Allah Te’âlâ Adem’i Yaratmadan önce meleklere ben yeryüzünde halîfe yaratacağım” demiş ve Âdem’i izzet çamurundan, Hz. Muhammed’in nûrundan yaratmıştır.12   

Abdulkadir Geylânî, “Nûr âyeti”ni Peygamberimize referansla şöyle yorumlar: Hz. Peygamber’in cesedi, onun rûhunun kandilliğidir. Kandillikte vahiy ışığının fânusu vardır. onun, kendisine inen vahyi tebliğ etmesi, bir lambadır. Nübüvvet nûru, kalp kandilliği fânusuna yayıldığı zaman, nûr üstüne nûr olur.13   

Yûnus Emre, on üçüncü asırda Muhammedî nûrun âlemden evvel oluşunu şöyle dizelere döker:

Yetmiş bin yıl öndinden yarattı Muhammed’i

Hak kendü âşık oldu bahâne bir yıldızdan

Ol yıldız varıdı kandaydı Âdem cânı

Ya bunca peygamberler anılmadın ağızdan

Âlimler bunu bilmez degme akl ana irmez

Hidâyetdür Yûnus’a keşf oldı hacemüzden.14  

Yaratıldı yir ile gök, Muhammed dostlıgına

Levlâk ana delil durur ansuz yir ü gök olmadı.15 

Sûfîler, yaratmanın iki tarzına işaret eder. İlki, bir şeyin aracılığı olmaksızın yaratılmadır. Bu anlamda yaratılan tek şey, Hz. Peygamber’in hakîkatidir. “Eşyâyı yokluktan var eden Allah” derken, kastedilen bu tarz yaratmadır. İkinci yaratma ise, bir şey vasıtasıyla ve bir şeyden var etmektir. Bu anlamda var etmek, Peygamber’in hakîkatinin dışındaki şeylerin yaratılmasıdır. Öyleyse Hz. Peygamber’in hakîkatinin ilk hakîkat olarak diğer hakîkatlerle Bir ya da Mutlak Varlık arasında vasıta olması, gerçekleşip bitmiş bir olay değildir. Hz. Peygamberin hakîkati, sürekli ve daimî olarak Bir’den çıkan tecellînin ilk yansıdığı hakîkatken, aynı zamanda ilk tecellîyi diğer hakîkatlere ulaştıran hakîkattir. İbn Arabî’nin Peygamberimizin hakîkatinde ferdiyet tecellisini görmesi, onun bu özelliğinden kaynaklanır. İbn Arabî bu durumu, “Hz. Muhammed (sav) insanlık türündeki en yetkin varlıktır, bu nedenle iş (yaratma ya da zuhûr eylemi) onunla başladığı gibi onunla bitti” diyerek dile getirir.16 

İbn Arabî, Hz. Peygamberin hakîkati var olduğunda, yönetici, sultân ve kendisine bakılan varlık olarak var olmuştur der. Allah, bedeninin yaratılışı geciktiğinde, onun adına vekiller yarattı. İlk vekîli ve halîfesi ise, Adem’di. Sonra insan cinsinde üreme ve çoğalma meydana gelmiş, Allah, Hz. Muhammed (sav)’in temiz bedenine ulaşıncaya kadar, her zamanda ve her devirde halîfeler yaratmıştır. Hz. Peygamber’in bedeni ise, güçlü bir güneş gibi ortaya çıkmıştır. Artık bütün ışıklar onun keskin nûruna dahil olmuş, bütün hükümler O’nun hükmünde gizlenmiş ve bütün şeriatler, ona boyun eğmiş, daha önce gizli olan efendiliği ortaya çıkmıştır. Binâenaleyh, Hz. Peygamber, ‘ilk, son, zâhir, bâtın ve her şeyi bilendir.’17  

Hz. Muhammed (sav), bütün isimlerin ma’nâlarını taşıyandır. Çünkü O’na cevâmiu’l-kelîm verilmiştir. Bu mertebenin ismi ile, bütün fıtrî istîdât ve kâbiliyetleri câmî’ olan “Allah”tır. “Allah’ın gölgesi” ya da “ilk gölge” de denir. Çünkü masivallahda Allah’ın gölgesi insan-ı kâmildir.18  

Hz. Mevlânâ O’nun yaratılışını aşkla birlikte değerlendirmekte,  Mesnevî’sinde “Sen olmasaydın, gökleri yaratmazdım” hadîsi kudsîsini, aşkla birlikte tefsîr etmektedir:

Aşk, denizi bir çömlek gibi kaynatır. Aşk, dağı kum gibi ezer, eritir.

Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar. Aşk, sebepsiz yeryüzünü titretir.

Pak aşk, Hz. Muhammed (sav)’le eşti. Tanrı, aşk yüzünden ona “Sen olmasaydın…” dedi. Hasılı O, aşktan tekti. Onun için Tanrı, O’nu peygamberler içinden seçti.

Sen, pak aşka mensub olmasaydın, sende aşk olmasaydı, hiç gökleri var eder miydim? dedi.

Ben aşkın yüceliğini anlayasın diye kadri yüce göğü yücelttim.

Âşıkların horluğundan bir koku alasın diye toprağı tamamıyle hor ettim, ayaklar altına serdim. Aşkla bir yoksul nasıl değişir, anlaman için toprağa yeşillik ve tazelik verdim.Şu yerinden kımıldamayan dağlar da, sana âşıkların sebâtını söyler.19  

Abdurrahman Câmî, Hz. Peygamberin nûrunun Hz. Adem’den Hz. İsa’ya kadar peygamberlere nasıl hayat kaynağı olduğunu şu dizelerle ifade etmektedir:

Onun nûru, Âdem’in alnında gözükmüş,

Bu nedenle melekler, başlarını secdeye koymuşlardı

Nûh, tufânın tehlikelerinde

Küçücük gemisinde yardımı ondan görmüş,

Onun iyiliğinin kokusu İbrâhim’e ulaşmış,

Ve Nemrud’un odunundan onun gülü çüçeklenmiş

Yûsuf, onun karşısında zerâfet sarayında

(Sadece) bir köle idi, on yedi dirhemlik

Onun yüzü, Mûsâ’nın ateşini aydınlattı

Onun dudağı, İsa’ya ölüyü nasıl dirilteceğini öğretti.20  

Âlemin bahârının nûru da, Âdem’in bahârının nûru da O’dur.21     

Allah u Te’âlâ, “Allah, göklerin ve yerin nûrudur” (Nur: 24/35) âyetinde kendisini “Nûr” diye isimlendirmiştir. Çünkü, gökler ve yer, daha önce yokluk karanlığındaydılar. Allah te’âlâ onlara varlık vererek izhâr etti. Rasûlullahı da “Nûr” diye isimlendirdi. Çünkü Hak Te’âlâ’nın kudret nûru ile ilk yarattığı ve yokluk karanlığından ilk çıkardığı nûr, Hz. Muhammed (sav)’in nûru idi. Daha sonra âlemi içindekilerle birlikte Rasûlünün nûrundan, onları da birbirlerinden yarattı. Varlıklar O’nun nûrundan ortaya çıktığı için onu “Nûr” diye isimlendirdi.22     

“Bir şeyin aslı, o şeyin hakîkatidir” diyen23 İmâm Rabbânî (öl.1034/1624)’nin Mektûbâtında hakîkat-ı Muhammediye ile ilgili önemli bilgiler mevcuttur. Öncelikle o, Mektûbâtının 44. mektubunda, Hz. Peygamberin kâinatın yaratılış sebebi olduğunu ifade eder: “ Eğer Peygamberimiz olmasaydı, Allah, kâinâtı yaratmaz ve Rab olduğunu açığa çıkarmazdı. O henüz Âdem su ve toprak arasında iken peygamberdi.”

Kimin işlerinde öncüsü bu olursa,

O, günahların esâret bağıyla bağlanmaz.24

Rabbânî’ye göre, sevgi varlıktan öncedir ve bu sevginin merkezi de Hakîkat-ı Muhammediye’dir: Hakîkatler hakîkati olan Hakîkat-ı Muhammediye, zuhûrların başlangıcı ve mahlûkâtın yaratılmasının menşei olan taayyun-i hubbîdir. (Sevgi taayyünü) bu ,  bir hadîs-i kudsîde de geçer: “Ben gizli bir hazîne idim, bilinmeyi istedim ve beni tanısınlar diye mahlûkâtı yarattım.” İşte bu kenz-i mahfî (gizli hazîne)den zuhûr sahnesine çıkan ilk şey, mahlûkâtın yaratılmasına sebep olan sevgidir. Eğer bu sevgi olmasaydı, var etme kapısı açılmamış olacak, âlem, yoklukta yerleşik olacaktı. “Sen olmasaydın, felekleri yaratmazdım ve rubûbiyetimi izhar etmezdim.” hadîsinin sırrı da burada yatmaktadır.25