| MESCİD-İ NEBEVÎ/ RAVZA-İ MUTAHHARA |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Dr. Hilal Kazan | |
İnşası:Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra önemli ilk icraatlardan biri Medine’de bir mescid inşası olmuştur. Hz. Peygamber tarafından bizzat yaptırılan binalardan biri olma özelliğini taşıyan Mescid-i Nebevî, aynı zamanda Rasul-i Ekrem’in Medine’deki bütün faaliyetlerinin merkezinde yer almış ve İslam mimarî tarihinde sonradan inşa edilen bütün mescit ve camilere örnek teşkil etmiştir. İlk mescit basit ve sade olmasına rağmen son derece fonksiyonel olarak yapılmıştır. İslam bilginlerinin umumî görüşüne göre Mescid-i Nebevî en mübarek üç mescitten biridir. Hicret sırasında Hz. Peygamber’in üzerinde bulunduğu devenin çöktüğü alan, sahiplerinden alınarak öncelikle zemin düzenlemesi yapılmıştır. Daha sonra Rebiulevvel ayında (Eylül 622) 3 arşın derinliğindeki temel üzerine Rasulullah’ın temele ilk taşı koymasıyla mescidin inşasına başlanmış, Şevval ayında ise (Nisan 623) tamamlanmıştır. Yani mescidin inşası sekiz ay kadar sürmüştür. İlk bina, taş temel üzerine tek sıra kerpiçten, bir adam boyu kadar yükseklikteki çevre duvarı ile kuşatılarak üstü açık biçimde 60x70 zirâ’alık (1022 m) bir alana üç kapılı olarak inşa edilmiş ve kıblesi Hz. Peygamber tarafından Kudüs’e doğru yapılmıştır. Doğu duvarının güney kısmına mübarek zevceleri Hz Âişe ve Sevde için kapıları mescide açılan 2 tane de oda yapılmış, daha sonra bu oda sayısı 9’a çıkmıştır 1.
Tamirat/restorasyon/genişletme çalışmaları 2:Geçirdiği ufak tefek restorasyon ve tamiratların haricinde Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarının sınırı daima Hz. Peygamber devrindeki ilk inşaat sınırlarına bağlı kalınarak her hangi bir değişikliğe uğramamıştır. Yapılan büyük onarım ve genişletme çalışmaları kronolojik olarak şu şekilde sıralanabilir:
Mescidin Bölümleri:Hücre-i saâdet: Hz. Peygamber’in Hz. Âişe’nin odasına defnedilmesinden sonra bu mekan hücre-i saâdet adıyla anılmaya başlanmıştır. Mescid-i Nebevî’de yapılan bütün yenileme ve imar faaliyetleri hep hücre-i saâdetten başlanarak yapılmıştır. Mescidin inşasıyla beraber taş temel üzerine kerpiçten yapılan hücre-i saâdetin dışındaki diğer odalar, Emevî halifesi Velid devrindeki genişletme çalışmalarında mescide katılmıştır. Halife Ömer b. Abdülaziz halifeliği sırasında Bizanslı ve Kıptî mimarlardan yararlanılarak hücre daha mamur hale getirilmiştir. Kuzey kısmında Hz. Fâtıma’nın hücresi de bu bölüme dahil edilmiş ve hücrenin üzeri küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Zengîler devrinde Vezir Cemâleddin Muhammed b. Ali el-İsfahânî tarafından kabir tamamen mermerle kaplanmıştır. Sultan Kalavun daha önceleri bir kisve ile kapatılan hücre-i saadetin kubbesini kurşunla kaplatmıştır. Hücre-i saâdet, geçirdiği bir yangın dolayısıyla 881(1476)’da yıkılıp tekrar taştan inşa edilmiştir. Osmanlılar devrinde Sultan I. Ahmed altın kaplamalı gümüş şebekeler yaptırıp hücre-i saadete göndermiş, II. Mahmud da bugünkü kubbesini yaptırıp yeşile boyatmıştır. Ayrıca Sultan II. Mahmud, hücrenin dış duvarını çinilerle kaplatmıştır. Sultan Abdülmecid ise bu çinileri daha değerli olanlarla yeniletmiştir 3. Bu kutsal mekan Hz. Peygamber’in minberinin bulunduğu yer ile birleştirilip bütünleştirilerek mescidin en önemli bölümü haline getirilmiştir. Minber: Hz. Peygamber, mescidinde cemaate hitap ederken dayanması için hurma ağacından olan büyük bir kütüğü kullanmaktaydı. Daha sonra cemaatin Rasulullah’ın yüzünü göremeyip sesini de işitememesi üzerine hicri 7. (628) veya 8. (629) yıllarda ılgın ağacından 50 x125 cm ebadında ve bir metre yükseklikte, arkasında 3 sütunu bulunan 3 basamaklı ilk minber yapılmıştır. İlk halifeler Rasulullah’a hürmetten dolayı üçüncü basamağı kullanmamışlar ve bu basamağı bir tahta parçasıyla kapatmışlardır. Hz. Osman devrinde minber üzerine bir kubbe yapılarak kumaşla örtülmüş, ayrıca merdivenler abanoz ağacıyla kaplanmıştır. Muaviye b. Ebû Süfyan zamanında ise minber altı basamak daha yükseltilmiştir. Bu ilk minber 654(1256) senesine kadar kullanılmıştır. Aynı yıl meydana gelen yangında minber yanınca Yemen hükümdarı el-Melikü’l-Muzaffer Şemseddin tarafından gönderilen minber 656(1258) yılında yerine yerleştirilmiştir. Bu tarihten sonra 666(1268)’da Sultan I. Baybars, 797(1395)’de Memluk sultanı Berkuk, 820(1417)’de bir başka Memluk sultanı Şeyh el-Mahmûdî tarafından minber yenilenmiş veya yenisi gönderilmiştir. 886(1481) senesinde minber tekrar yanınca Medineliler tarafından tuğla alçıdan yapılan minber, 888(1483) senesinde Sultan Kayıtbay tarafından gönderilen mermer minberle değiştirilmiştir. 998(1590) tarihinde Osmanlı sultanı III. Murad’ın İstanbul’da imal ettirip süslettirdiği mermer minber, Medine’ye gönderildiğinde Kayıtbay’ın minberi Kubâ mescidine taşınmıştır. Halen Sultan III. Murad’ın minberi Mescid-i Nebevî’de kullanılmaktadır 4. Mihrap: Mescid-i Nebevî inşa edildiğinde herhangi bir mihraba sahip değildi. Zaten Rasul-i Ekrem’in namaz kıldırdığı yer belliydi. Ancak Ömer b. Abdülaziz devrinde mescidi yeniden inşa ettirirken mescidin ön duvarına hafifçe oyulmuş bir niş tarzında bir mihrap ilave etmiştir. O devirden beri Mescid-i Nebevî’de bir mihrap kullanılmaktadır. Zaman içinde mescidin diğer bölümlerinde olduğu gibi mihrabında da zaman zaman yenilenmeler ve ilaveler söz konusudur. Fakat 888(1483) senesinde Memluk sultanı Kayıtbay, siyah-beyaz ve renkli mermerden yeniletip madalyon ve şerit halinde celî sülüs yazılar ve geometrik motiflerle süslettiği mihrap asırlar boyunca kullanılmıştır. 1984 senesinde ise bugünkü halini almıştır. Ana mihrabın yanı sıra Mescid-i Nebevî’de bu mihrabın dışında nişane/işaret maksadıyla yapılmış başka mihraplarda bulunmaktadır. Söz gelimi, Rasulullah’ın geceleri daima teheccüt kıldığı yere yapılan, Mihrabü’t-teheccüd; Hz. Osman’ın namaz kıldığı yere yapılan, Hz. Osman mihrab; Hücre-i Sâadet’in arkasında maksure içinde Hz. Peygamberinkine benzeyen tezyinatlı Hz. Fâtıma Mihrab’ı bulunmaktadır. Bunlardan başka mezhepler için yapılmış ayrı ayrı mihraplar da Mescid-i Nebevî’de mevcuttur 5. Minareler: Mescid-i Nebevî ilk inşa edildiğinde Bilâl-i Habeşî, kıble tarafında iple tırmanarak çıktığı üstüvâne denilen bir yerde ezan okumaktaydı. Şekil itibariyle silindir biçiminde olan bu mevki daha sonraları inşa edilen minarelere esin kaynağı olmuştur, diye düşünülebilir. Medine’deki ilk önemli imar faaliyetlerinde bulunan Halife Ömer b. Abdulaziz, mescidi genişletirken dört bir köşesine 8x8 zirâ’a ebadında bir kaide üzerine oturan yaklaşık 26 m. yüksekliğinde dört adet minare inşa ettirmiştir. 97(716) senesinde Süleyman b. Abdülmelik güney-batı köşesinde olan minareyi, mesken mahremiyetine zarar verdiği için şerefesine kadar yıktırmıştır. Asırlar boyunca 3 minareli olan mescit 706(1306-7) yılında Muhammed b. Kalavun tarafından Babüsselam minaresi yaptırılmıştır. Bu minare IV. Mehmed zamanında yenilenmiştir. 13 Ramazan 886 (5 Kasım 1481) tarihindeki yıldırım düşmesi sonucu yanan ve yıkılan mescid tamir edilirken bütün minareler tekrar inşa edilmiştir. Memluk sanatının en ince ve güzel işçiliklerinin yer aldığı minarelerden biri güney-doğu köşesinde bugün halâ daha mevcuttur. Baş müezzin bu minarede ezan okuduğu için ona Reîsiyye adı verilmiştir. Osmanlı devrinde Kanunî ve Sultan Abdülmecid taraflarından inşa ettirilen diğer minareler tamamen Osmanlı mimarî üslûbunda olup, Suûdiler devrinin ilk genişletme çalışmalarına kadar yerlerini muhafaza etmişlerdir. İlk Suûdi yenilenmesinde sayısı altı olan minareler 1994 yılı genişletme çalışmalarında on adet olmuştur. Bu yeni minarelerin yükseklikleri 104 m. olup dörder şerefelidir. Minarelerin alt kısmı kare, ortası sekizgen, üst kısmı ise silindirik gövdelidir 6. Mescid-i Nebevî ile ilgili notlar:
|












