İslam Ahlak Öğretisinin Temel Dayanağı Olarak Sünnet PDF
Prof. Dr. S.Kemal Sadıkçı   

HZ. PEYGAMBER'İN GETİRDİĞİ AHLAK İLKELERİ

Hz. Peygamber'in insan karakteri ve kişilik yapısı konusunda on beş asır önce koyduğu ve hala evrensel değerler niteliğini koruyan ilkelerden bazıları şunlardır:

1. Hz. Peygamber'in getirdiği İslam ahlakının temelini, yaratan, yaşatan ve öldüren yüce bir kudrete iman duygusu oluşturur. Zaten bu iman, İslam'ın da temeli ve esasıdır. Bu imanın, insan ruhuna akseden en önemli yönü, "Allah benim her yaptığımı görüyor, her söylediğimi duyuyor, her aklımdan geçeni de biliyor." duygusudur. Attığı her adımda Allah'ın tasarrufu altında olduğunu bilmek, hiç şüphesiz insanın davranışlarını önemli ölçüde etkiler. Hz. Peygamber; "Allah'a, sanki O'nu görüyormuş gibi." kulluk yapmamızı emreder ve "sen Allah'ı görmüyorsan da O seni görüyor." der1 İşte bu inanç, kendi kendini kontrol mekanizmasını insanların içine yerleştirir ve böylece ona polisin görmediği yerlerde yaptıklarından da sorumluluk duyacak bir vicdan kazandırır. Yüreğindeki bu güçlü iman duygusunu aktif bir irade ile birleştiren insan da, ne diğer insanlar için ve ne de çevre için zararlı bir unsur olamaz.

2. Hz. Peygamber'in en çok önem verdiği hususlardan biri de, insanı dünyanın merkez değeri yapmaktır. O, insanı varlığın gayesi görür; bütün ihtişamıyla dünyanın insan için yaratıldığını, peygamberlerin de insanın huzur ve mutluluğu için gönderildiğini anlatır. Bütün gayreti de insanın huzur, güven ve mutluluğunu sağlamaya matuftu.

O, Yüce Allah'ın insanı; "meleklere karşı bile övdüğü." 2 üstün bir varlık olarak gördüğünü söylemiştir. O; "Allah "katında insanın saygınlığı, vallahi Kâbe-i Muazzama’nın saygınlığından daha yücedir." 3 diyen bir Peygamberdir! "Başkasını hor görmeyi, insana günah olarak yeterli." 4  sayandır. "Bir müminin haksız yere öldürülmesinden ise, dünyanın zevali Allah'a daha kolay gelir." 5 diyendir. Bir insanın Müslüman olabilmesinin şartı olarak, "kendisi için istediğini başkası için de istemesi gerektiğini" 6 söyleyendir. "İnsanlara gülen bir yüzle bakmayı sadaka." 7 kabul edendir. "İman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız." (Müslim, "İman" 93; Ebû Davud, "Edeb" 142; Tirmizî, "İstizan" 1; İbn Mace, "Mukaddime" 9, "Edeb" 11.) diyendir. "Seven ve sevilen, insanlarla iyi geçinen, kendisiyle de iyi geçinilen kişileri mümin." 8 kabul edendir. "Herkese dil uzatan, insanlara lanet okuyan, kötü söz ve işi itiyat haline getiren kişileri mümin saymayan."dır 9 Dünyadaki bütün faaliyetlerin amacı olarak hep insana faydalı olmayı öne çıkarandır.

Her işte mutedil ve ölçülü olmak onun karakteri idi. Bunun içindir ki, "sevgi ve nefrette bile ölçülü olmak ve aşırı gitmemek gerektiğini." 10 belirtmiştir. "Aşırı sevginin insanı kör ve sağır edebileceğini." 11 "aşırı düşmanlık duygusunun da insanı münafık yapacağını." 12 söylemiştir.

3. Hz. Peygamber'in en hassas olduğu konulardan biri de, insanların dürüst olmaları, daima hak ve adaletin yanında yer almalarıdır. Ashabıyla biat ederken onlara; "nerede olursanız olun, daima hakkı söyleyeceksiniz."13  şartını koşmuştu. O; "insanları aldatanı kendinden saymayan" 14  bir Peygamberdir. "Ancak elinden ve dilinden insanların emniyette olduğu kişileri Müslüman" sayandır. 15 "Kötülüğünden, komşularının emin olmadığı kişileri mümin saymayan." dır. 16

"Dini de, Allah'a, Kitabına, Peygamberine, yöneticilere ve bütün insanlara karşı dürüst ve samimi olmaktan ibaret." 17 görendir.

Hz. Peygamber hiçbir zaman, gayeye varmak için her yolu mubah görmedi. Gayenin meşru olması önemli olduğu kadar, gayeye giden yolun da meşru olması gerekir. Necid taraflarına öğretmen olarak gönderdiği yetmiş arkadaşı, Bi'r-i Maûne'de pusuya düşürülerek kılıçtan geçirildiğinde, yalnız Amr b. Umeyye ed-Damrî yaralı olarak kurtulabilmişti. Bu zat dönüş yolunda, o katliamı gerçekleştiren kabileden olduğu halde bu olaydan haberi olmayan iki kişiye rastlamış ve bir fırsatını bulup onları öldürmüştü. Hayatının en büyük üzüntüsünü yaşayan Hz. Peygamber, bunu doğru bulmamış ve "onların diyetini ödeyeceksin" talimatını vermişti.

4. Hz. Peygamber'in getirdiği ahlak sisteminin temel payandalarından biri aile kurumudur. Aile, milletleri ayakta tutan en temel kurum ve üstün insanî niteliklerin kazanıldığı en önemli kaynaktır. Çalışmak, feragat, fedakarlık, sevgi, dayanışma, karşılık beklemeden iş yapma, sorumluluk duygusu, yurt ve insan sevgisi gibi faziletler, ancak sıcak bir aile ortamında kazanılabilir.

Evlenmelerin süratle azaldığı, boşanmaların ise % 20 gibi korkunç bir hızla çoğaldığı günümüz dünya gerçeğine karşılık, mesela ülkemizde evlenmek için düğün salonlarında yer bulunmaz ve boşanma oranı da sadece on binde dört düzeylerinde ise, bunu biraz da Hz. Peygamberin aileye gösterdiği ihtimama borçlu değil miyiz?

Hasılı mutluluk için sadece maddi çevrenin değil, manevi çevrenin de düzeltilmesi gerekir. İnsanlar arasındaki kin ve nefretin, aşk ve muhabbete çevrilmesi gerekir. İnsanların vicdanından ihtiras ve çıkarcılık illetinin sökülmesi gerekir. Vicdanların, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevda sağnağı ile yıkanması gerekir. Bunun için de, dün kendilerine duyduğu düşmanlığı; "yeryüzünde en nefret ettiğim insan sensin" diye ilan eden ve bu yüzden onları sadece öldürmekle kalmayıp uzuvlarını da doğramak suretiyle ancak nefretini teskin edebilen Ebû Süfyan'ın karısı Hind'in bu kinini; "şimdi ise uğrunda her şeyimi vermeye hazırım, dünyada en çok sevdiğim insan sensin" 18 diyecek hale getiren Allah'ın Rasûlunu görmek gerekir.

Kimsenin kusurunu araştırmayan, kimseyi küçük görmeyen, kötü söz söylemeyen, intikam düşünmeyen, 19 kimsenin ricasını reddetmeyen, hiçbir hediyeyi ve daveti geri çevirmeyen, kimseye lanet okumayan, herkes için daima hayır dileyen, hep veren, bir defa bile "yok" demeyen Peygamberin getirdiği ahlâkî değerlere insanlığın en çok bugün ihtiyacı var.