MEVLÂNÂ'NIN HZ. MUHAMMED (SAV)'E SEVGİSİ ve BAĞLILIĞI PDF
Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu   

HZ. MUHAMMED (SAV)’E DUYULAN SEVGİ, SAYGI VE BAĞLILIĞIN NEDENLERİ

Hz. Muhammed (sav)’e duyulan bu sevgi, saygı ve bağlılığın nedenlerini, Mevlânâ’dan bulduğumuz malzemeye dayalı olarak, şöyle sıralayabiliriz:

a. Hz. Muhammed (sav)’in İsminin Ve Hatırının Büyük Olması

Mevlânâ’ya göre, Hz. Muhammed (sav)’in adı mübarektir. Onun adını alaya veya hafife alan insan çarpılır, perişan ve pişman olur. Yine Mevlânâ’ya göre, dünya, Mustafa ile övünür. Ona benzer ne gelmiştir, ne de gelecek. Bu yüzden o, son peygamber olmuştur.

Onun adı İncil’de Ahmed olarak geçmektedir. Bundan dolayı insaf ehli hıristiyanlar adı ve vasıfları kendi kitaplarında geçen son peygamber Hz. Muhammed (sav)’i tanımada zorlanmazlar. Hz. Muhammed (sav)’in adı sağlam bir kaledir, bundan dolayı ona sığınan korunur ve kurtulur.

Mevlânâ, yazılarında, özellikle Mektuplar’ında, Hz. Peygamberin adını kullanarak, onun yüzü suyu hürmetine bazı taleplerinin karşılanmasını istemektedir.

b. Önemli Ve Değerli Bir Kişi Olması

Mevlânâ’ya göre, Hz. Muhammed (sav), bütün insanlık için önem arz ettiği gibi, ümmeti için de ayrı bir önem ve değere sahiptir. Mevlânâ’ya göre, Hz. Muhammed (sav) zamanın eşsiz eri ve serveridir. O, Allah’ın insanlara gönderdiği bir rahmettir. Yine o, hidayet ve takva imamı olup, bütün peygamberlerin sonuncusu ve en gözdesidir. Bundan dolayı onun, hem Allah katında, hem de insanlar yanında ayrı bir değeri vardır.

Yine Mevlânâ’ya göre, Hz. Muhammed (sav), âlemlere rahmet olduğu, yoksullara yücelik bağışladığı; hak dostlarına, gönül erlerine birçok ince sırrı öğrettiği, vefayı ve güzel yüzlülüğü gösterdiği için, diğer insanlarla ve peygamberlerle mukayese edildiğinde, onun ayrı bir önemi ve değeri vardır. 

c. Güzel Ahlâkî Vasıflar Taşıması

Mevlânâ, eserlerinde, Hz. Muhammed (sav)'i şu ad ve vasıflarla anmaktadır ki, bunların bir kısmı isim ve övgü sözcükleri olsa da onların altında Hz. Peygamberin güzel ahlâkını vasfetme yatmaktadır.

Hazret-i Ahmet..., Şeriat sahibi Ahmet...; Mustafa,

... O lütuf sahibi Peygamber, ... o zarif kimse; ay yüzlü; şeker huylu Mustafa’...

Aşk mâdeni, O kerem denizi ...

... Özü-sözü doğru olan...

İyi işlerde imam olan; keremlere, kerâmetlere düzen veren Mustafa ...

Mi’râç padişahı...

O, “Vennecmi” padişahı, “Abese” sultanı...

..Şefaatçi dost, yüce bir ışık... şefaat kemerini beline bağlayan, o (âhiret) âlemin güneşi, Âdemoğullarının rahmeti ...

Mevlânâ, Hz. Muhammed (sav)’in buraya kadar sıraladığımız güzel isim ve vasıflarının yanı sıra, onun sahip olduğu güzellik ve güzel ahlâka da değinir. Onun belirtmesine göre, insanlar güzel ahlâkı ve arılığı Mustafa’dan öğrenmişlerdir.

Hz. Muhammed (sav), dünya malına-mülküne değer vermeyen bir insandı. O dünyayı değil, gönülleri fethe çalışırdı. Hz. Muhammed (sav)’in Mekke’yi ve diğer yerleri fethetmek istemesi, dünya mülkünü sevdiğinden değildi, Allah emriyleydi.

d. İlâhî İhsan Ve İkramlara Nâil Olması

Allah, seçerek belirli bir misyonla gönderdiği sevgili rahmet peygamberini elbette koruyacak ve onun dinini galip getirecektir. Mevlânâ’nın belirttiğine göre, Allah nuru ona yardım etmededir. Birisini koruyan Allah olursa ona kuş da gözcü, bekçi kesilir, balık da! Mevlânâ’ya göre Allah’ın Hz. Muhammed (sav)’e en büyük ihsanı, ona Kur’ân’ı öğretmesi, vahyi bildirmesi ve bâtına ait bilgi vermesidir.

Hz. Peygamber’in Mi’rac’a çıkartılması, Allah tarafından ona bahşedilen en büyük ihsan ve ikramlardan sayılır. Mevlânâ Mi’raç olayı üzerinde sıkça durur. Bu, Allah’ın, sevdiği kulu ve elçisine ihsan, ikram, müjde ve manevî hediyelerde bulunma; kendi katındaki değer ve derecesinin diğer peygamberlerden üstün olduğunu gösterme; ona güç ve cesaret verme, âhiret ahvâli hakkında ümmetine bilgi vermesi için bazı sahneleri ona gösterme gibi nedenlere dayandırılabilir.

e. Büyük Bir Misyona Sahip Olması

“Allah, bilgisizlerin meydana çıktığı, kâfirlerin ve sapıklığın üstün olduğu bir sırada Hz. Muhammed (sav)’i gönderdi. Kalbine de nur gibi parıl parıl parlayan ve kalplere şifa olan bir kitap indirdi. “Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt ve gönüllerdeki dertlere şifa geldi.”(Yunus 10/57). Halk, aslı olmayan şeylere uymuşken onu doğrulukla ve doğru yolu göstermek için gönderdi. O da ümmetine, sözüyle, hareketleriyle öğüt verdi; onlara haram olan, helâl olan yolları açıkladı. Böylece o Rasul, peygamberlik misyonunu tamamladı. Mevlânâ’nın ifadesiyle, Hz. Muhammed (sav)’in şerîatıyla evvelki şerîatların hükümleri kalkmış gitmiştir.

Hz. Peygamber, doğruluk timsali olup, doğruyu iletme misyonunu taşır: "... Ahmet neyi söylerse hakikatte o söz hakikat denizinindir. Onun sözleri denizin incileridir."

Mevlânâ’nın belirttiği gibi, bir peygamberin davet ile halkı uyandırması gerekir. Fakat bu görevin verildiği peygamberin, herkesi hidayete eriştirme gücü yoktur. O, sadece bu uğurda çaba gösterir. Çünkü hidayete erdirme sonuçta Allah'ın işidir. Hakk'ın iki sıfatı vardır: Kahır ve lütuf. Nebiler her ikisine de mazhar olmuşlardır; mü’minler Hakk’ın lütfuna, kâfirler ise kahrına mazhardırlar.

Kısacası Hz. Muhammed (sav), insanları cahiliyye ateşinden kurtarıp onlara hakkı, doğruyu, güzeli, iyiyi gösterme ve yaşatma misyonuyla gelmişti. O, bu misyonunu icra ederken, çok esirgeyici, koruyucu ve kollayıcı bir tavır sergilemiştir.

O kerem denizi doğru buyurmuştu: “Ben, sizi, sizden ziyade esirgerim.

Ben âdeta dehşetli surette alevlenmiş, yalınlanmış bir ateşin kıyısına oturmuş bir adama benzerim...”

Onun kurtarma çabası sadece bu dünyaya has değil, âhirete de uzanır.

Câhiliyye karşı koyuşları ve onun dinini engellemeler, Hz. Muhammed (sav)’in (sav) etki ve gücü karşısında etkili olamayacaktır ve onun tebliğ ettiği din kıyamete kadar bâki kalacaktır. İnsana düşen, bu önemli misyonu taşıyan Hz. Resûlün risâletini onaylamak olacaktır. Hz. Muhammed (sav) dürüsttür (el-Emîn), sâdıktır ve kendi kafasından rasgele konuşmaz; o, Allah’ın kendisine bildirdiklerini insanlara iletir. Bu misyonu taşıyan kişi tasdik edilmelidir.

f. Üstünlüğü Ve Mesajının Evrenselliğinden Dolayı

Mevlânâ’ya göre topraktan nice insanlar halk edilmiştir, fakat bu yaratılanlar içinde en üstün olanı Hz. Muhammed (sav)’dir. Peygamberlerin sonuncusunun yolu/dini hürmetine âleme bereketler saçılır, Onun nefesiyle açılmamış kapılar açılır; duası, iki âlemde de müstecab olur. O, bu dünyada da şefaatçidir, o dünyada da; bu dünyada insanı dine götürür, o dünyada da cennetlere. Toprağın nice şaşılacak çocukları vardır, fakat Ahmed, hepsinden üstündür!

Hz. Peygamber'in üstünlüklerinden dolayı Mevlânâ onu birçok güzel adlar ve ahlâkî vasıflarla anar. Bu üstün vasıflardan birkaçı şunlardır: Mustafa (sav), korkutucu ve müjdecidir. O, peygamberlerin en güzel, en açık ve yerinde söz söyleyenlerindendir. Hz. Muhammed (sav), eşi-örneği bulunmayandır. Peygamberlerin ulusu; gökyüzünün de, yeryüzünün de ışığıdır. İki âlemin elçisi, insanlara ve cinlere yol gösterendir. Hz. Muhammed (sav)’in bizzat kendisinin belirttiği gibi, ondan sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir; hiçbir peygamberin ümmeti de ondan üstün olmayacaktır.

Hz. Muhammed Mustafa (sav)’nın insanlığa sunduklarının evrenselliğine gelince, bu konuyla ilgili Mevlânâ’da bir hayli malzeme bulmaktayız. Mevlânâ’nın ifadesiyle, padişahların paraları değişir durur, fakat Ahmed’in parası, kıyamete dek sürer gider! Bunu mucize saymayan, güneş gibi apaydın olan ve adına “Ümmü’l-Kitap” denen yüz dilli Kur’ân’a ne diyebilecektir? Kimsenin ondan bir harfi çalmaya yahut sözüne bir söz katmaya ne haddi vardır, ne de kudreti.  “Tanrı, Muhammed dininin yücelmesini, meydana çıkmasını ve dünya kaldıkça kalmasını istediğinden, Kur’ân için kaç tane tefsir yazıldı? ...Bütün âlem onun zamanından bugüne kadar onun şerhinde cilt cilt kitaplar yazdılar ve hâlâ da yazıyorlar, fakat henüz o sözü kavramaktan ve anlamaktan acizdirler. Kur’ân’da da ifade edildiği gibi, Hz. Muhammed (sav) ölse de onun tebliğ ettiği din bâki kalacak (Âl-i İmrân3/144), Kur’ân ilâhî korunma altında bulunacaktır (Hicr 15/9)."