|
Sayfa 2 Toplam: 4
Prof. Dr. Raşit Küçük
MUHABBET
Öncelikle sevgiyi ifade eden kelime ve terimler arasında ilk sırada yer alan ve Arapça aslıyla dilimizde kullandığımız “muhabbet” üzerinde durmak gerekir. Esasen sevgiyi ifade için kullanılan bütün kelime ve terimlerin, muhabbetin bir türevi olduğu, bu yüzden birbirine çok yakın anlamlara geldiği de ifade edilir. Muhabbete birçok anlamlar verilmiştir. En önemlilerinden biri, kökeni itibariyle lüzum ve sebat manasına gelmesidir ki, sevilenin adını ve zikrini kalpten hiç ayırmamayı ifade eder. Saflık ve berraklık anlamını taşıması sebebiyle, sevgi ve dostluğun katkısız, saf olanına muhabbet denilir.
Sevgi, kalbin sevilene meyli olduğu için, Allah için kullanılıp kullanılmayacağı münakaşa edilmiştir. Bazı âlimler, bunu kabul etmeyerek Allah sevgisinden maksadın O’na ibadet etmek olduğunu söylemişlerse de, İslâm ulemasının ekserisi Allah sevgisinin varlığını Kur’ân ve Sünnet'ten getirdikleri açık delillerle ortaya koymuşlardır. Neticede, Allah ve Rasûlü'nü sevmenin farz olduğunda ittifak edilmiştir. Allah Teâlâ Kur’ân’ın bazı âyetlerinde şöyle buyurur: “Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler.” (Mâide 5/54), “İman edenlerin Allah’a olan sevgileri her şeyden daha ileri ve daha kuvvetlidir.” (Bakara 2/165), “Eğer Allah’ı seviyorsanız gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân 3/31).
Hz. Peygamber de hadislerde yoruma ihtiyaç hissettirmeyecek netlik ve açıklıkta Allah sevgisinden söz etmiştir: “Sizden biriniz, Allah ve Rasûlü kendisine bu ikisi dışındaki her şeyden daha sevimli olmadıkça gerçek anlamda iman etmiş olmaz” (Buhârî, "İmân" 9, 14; Müslim, "İmân" 66-67; Tirmizî, "İmân" 10).
Sevgiyi, çok çeşitli yönlerden ele alıp incelemek mümkündür. Kur’ân, özenle Allah’ın sevdiklerinden bahseder. Allah’ın sevdiği kul olmak, en üstün, en şerefli mertebe, en kıymetli ve en değerli makam ve mevkidir. Bunu bilmenin, fert olarak her bir müslümanın kendisinin hangi niteliklere sahip olması ve kimleri sevmesi gerektiğine yol ve yön gösterici etkisi vardır. İşte bu sebeple ana hatlarıyla Allah’ın sevdiklerine temas etmenin daha isabetli olacağı kanaatindeyiz:
- Allah muhsinleri sever. İhsan mastarından türemiş olan muhsin kelimesi, çoğulu olan muhsinûn (muhsinler) ile birlikte Kur’an’da çokça geçen kelimeler arasında yer alır. İhsan, iyilik ve hayrın, güzelliğin ve güzel davranışın her birini kendinde toplayan bir kelimedir. Ayrıca Hz. Peygamber ihsânı “Sanki Allah’ı görüyormuş gibi O’na kulluk yapmaktır” (Buhârî "İmân" 37; Müslim "İman" 1; Ebû Dâvûd "Sünnet" 16; Tirmizî "İmân" 4; İbn Mâce "Mukaddime" 9) diye tanımlamıştır. Bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayan, kızdıklarında öfkelerini yutan, insanların kusurlarını affedenler, Allah’ın sevdiği muhsinlerdir (Âl-i İmrân 3/134). Birçok kötülük yapan insanlar olabilir, kötülükleri affetmeyi bilen kimseler Allah’ın sevdiği muhsinlerdir. (Mâide 5/13).
- Allah tövbe eden ve temizlenenleri sever (Bakara 2/223). Tövbe kelimesi lügat itibariyle dönmek, vazgeçmek, terk etmek ve ayrılmak gibi anlamlara gelir. Dinî bir ıstılah olarak tövbe, günahı terk ederek iyi amele, isyanı terk ederek itaat etmeye dönmek, önceden işlediği günah ve hatalarından pişmanlık duymak, günah ve kusurunu itiraf etmek anlamına gelir.
- Allah muttakîleri sever. Takvâ, lügat anlamı olarak bir şeydan sakınmak, korunmak, korkulan şeyden nefsi emin kılmak demektir. Takvâ kelimesinin din örfündeki anlamı ise, dinin emirlerine sımsıkı sarılmak, yasaklarından kaçınmak, nefsi günah ve kötülüklerden ve bu ikisine götüren şeylerden korumaktır. İşte bu niteliklere sahip olan kimseye muttakî denir. Fakat takvânın Kur’ân’da çok çeşitli anlamlarda kullanıldığını belirtmek gerekir. Bunlar arasında iman, tövbe, masiyeti terk etme, ihlâs gibi anlamları görmek mümkündür. Bu sebeple Kur’ân’ın birçok âyeti takvâ ile ilişkilendirilir. Takvâ, kulun bu dünyada ulaşabileceği en üstün manevî makam olarak kabul edilir.
- Allah âdilleri sever. Adalet, zulmetmeyip kalp ve gönüllerde, akıllarda doğruluğu yer etmiş ve ortaya çıkmış olan kesin hükmü ve keyfiyeti yerine getirmek, sitem etmeyerek hak olduğu için vermek, nefse değil vicdana uyarak hareket etmektir.
- Allah sabredenleri sever. Sabır, bir musibet anında nefse hâkimiyet, cihadda gösterilen kahramanlık, sıkıntılı zamanlarda gönlü hoş tutabilme, konuşma anında sözüne hâkim olma gibi nitelikleri ihtiva eder.
- Allah mütevekkilleri/Allah’a dayanıp güvenenleri sever. “Bir kere azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et. Allah, muhakkak ki kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/159).
- Allah kendi yolunda savaşanları sever. “Allah, taşları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saflar halinde, kendi yolunda savaşanları sever.” (Saf 61/4).
|