İSLÂM KÜLTÜRÜNDE SEVGİ İÇİN KULLANILAN KAVRAMLAR PDF

Prof. Dr. Raşit Küçük

MERHAMET ve RAHMET

Sevginin tezahürünü anlamak ve anlatmakta önemli bir işlev gören, Kur’ân ve Sünnet metinlerinde türevleriyle birlikte en çok kullanılan kavramlardan biri rahmet ve merhamettir. Rahmet, merhamet kelimeleri aynı anlamda olup, bir kimseyi esirgemek, rikkat/acımak ve şefkat/esirgemek anlamındadır. Rahmet kelimesi Cenâb-ı Hak’ka izafe ile kullanıldığında, bununla sadece O’nun ihsânı, kullarına olan her türlü iyilik ve lütfu kastedilir, rikkat kastedilmez. Zira rikkat kalbin bir keyfiyeti, niteliği olup sadece kullar için geçerlidir. Rahmetin türevlerinden olan Rahmân ismi de sadece Allah’a hastır, kullara verilmez. Rahîm ise yaratılmışların da vasfıdır, bu sebeple kullara da verilir. Allah dünyanın Rahmânı, âhiretin Rahîmidir denilir. Bunun anlamı şudur: O’nun ihsanı, iyilik, nimet ve lütufları dünyada mümin ve kâfir herkesi şâmildir; âhirette ise müminlere hastır.

Rahmetin anlamlarından biri de mağfiret, bağışlanmadır. Rahmet ve merhametten bahsederken, re’fet/acıma, esirgeme; rıfk/yumuşaklık, nezâket; şefkat/acıma ve esirgeme; atıfet/ihsan etme; sehâvet/cömertlik; mağfiret/esirgeme; muhabbet; teysîr/kolaylaştırma; husnü’l-ışre/ailesiyle iyi geçim; husnü’l-muâmele/insanlarla iyi geçim gibi konunun tamamlayıcı unsurlarını unutmamak gerekir.

Kur’ân’da, Allah’ın rahmet ve merhametinin eseri olarak sunulan bazı konuları kısaca belirlemeye çalışacağız.

  1. Günahkârları ve günaha zorlanmış olanları af ve mağfiret etmesi, bağışlaması Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve merhametinin eseridir. Allah Teâlâ’nın Gafûr (çok bağışlayıcı)  ismi, Kur’ân’da en çok geçenlerden biridir.
  2. Allah’ın rahmetinin önemli bir eseri, kullarının işlediği günah ve hatalar sebebiyle onların tövbelerini kabul etmesidir. Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde Allah’ın Tevvâb (tövbeleri kabul eden) olduğu belirtilirken, aynı ismin hemen yanında Rahîm (çok merhametli, kullarına çok acıyan) olduğu da hatırlatılır.
  3. Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu şer’î kurallar, dünyada işlenilen birtakım suçlara karşılık olarak yine Allah tarafından belirlenmiş cezalar,  O’nun kullarına olan rahmet ve merhameti sebebiyledir. Bir fert için olduğu kadar, bir aile, bir toplum, bir millet, bir devlet, neticede bütün devletler topluluğu ve dünyamız için en önemli müşterek noktamız, kural ve kaidelerdir. Bundan dolayıdır ki, Cenâb-ı Hak, ilk insan ve ilk peygamber olarak yarattığı Hz. Âdem (a.s.)’dan başlamak üzere, son peygamber Hz. Muhammed (sav)’a kadar, bütün Rasul ve Nebîlere indirdiği kitaplarda insanlara kurallar ve kaideler öğretmiş, emirler ve yasaklar koymuştur. Bunlar, Allah’ın kullarına olan bir nimeti, lütfu, rahmet ve merhametidir. Kuralsız ve kaidesiz bir hayat düşünülemez, böyle bir hayat aklı başında bir insan için taşınması çok zor bir yük, bir çılgınlık halidir.
  4. Allah Teâlâ’nın insanlık tarihi boyunca peygamberler göndermesi ve onlara insanlara rehber olması için kendi katından hak ile batılı ayırt edici kitaplar indirmesi, Allah’ın kullarına olan rahmetinin, merhametinin bir tezahürüdür. Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ın birçok ayetinde peygamberler ve kitaplar göndermesini bir rahmet olarak anar ve bunu kullara bir çok defa önemle hatırlatır. Buradan müminlerin çıkaracağı ders ve onlara düşen görev ne olmalıdır? Ümmetin âlimleri başta olmak üzere, bütün müslümanlar, peygamberlerin Kur’ân’da en sahih ve gerçekçi ifadesini bulan tüm insanlığa yönelik çağrılarını, Kur’ân’ın bilgi ve haberlerini her asır ve her coğrafyadaki insanlara ulaştırmak gibi bir sorumluluk taşımaktadırlar. Kanaatimizce bu, İslâm’ın büyük önem verdiği tebliğ görevini yerine getirmek olduğu kadar, insan cinsinin kardeşliği anlayışını, sevgiyi, hidayet ve rahmeti, merhameti âleme taşımanın da adıdır.
  5. Müminlerin işledikleri ameller karşılığında sevap alacak olmaları, Allah’ın onlara rahmeti ve merhameti cümlesindendir. Sabredenlere verilecek karşılık da aynı şekilde rahmet ve merhametin eseridir. Bu, aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın adaletinin bir tecellisi ve gereğidir. Çünkü inananla inanmayan, inanıp inancının gereğini yerine getirenle böyle olmayan aynı derece ve mertebede değildir.
  6. Allah’ın rahmet ve merhameti dünyada mümin kâfir herkesi kapsamına alır, âhirette ise sadece müminlere hastır. Kur’ân’ın ilk sûresinin ilk âyetleri bu gerçeği ifade ile başlar. “Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah’adır. O rahmândır, rahîmdir.”(Fâtiha 1/1-2). Allah, bütün insanların ilahıdır ve ondan başka tanrı yoktur. O, rahmandır, rahîmdir (Bakara 2/163). Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır. Allah gafûrdur, rahîmdir (Âl-i İmrân3/129). Bütün bunların bize dünyada tüm insanlara, hatta tüm canlılara karşı merhamet ve şefkat göstermemiz gerektiğini öğretici nitelikte yol ve yön gösterici örnekler, nasihatler, emir ve tavsiyeler olduğu inkâr edilemez gerçeklerdir.

Kur’ân-ı Kerîm’in üzerinde bu kadar hassasiyetle durduğu bir konunun, Rasûl-i Ekrem’in sünnetinde yeterince uygulama alanı bulması ve hadislerinde en çok yer alan hususların başında gelmesi doğaldır. Nitekim hem yaşayış ve uygulama hem rivayet olarak rahmet ve merhametle ilgili sahih hadisler yüzlerce olarak ifade edilebilir. Tarih, Hz. Peygamberin çok çeşitli alanlarda birçok önemli başarılarından bahseder. Kanaatimizce bunlara ilâve edilmesi gereken husus şudur: Onun en büyük başarısı, medenî olma vasfı taşımadığı bilinen ve Câhiliye adının kendilerini ifade için kullanıldığı bir toplumun içinden çok kısa bir zaman diliminde, tam anlamıyla örnek nitelikte bir “sevgi ve merhamet toplumu” ortaya çıkarmış olmasıdır. Gerçekten sahâbe nesli, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmeyen, seçkin nitelikleri kendinde toplayan bir “örnek nesil” olma özelliğini hakkıyla taşımaktadır. Her konuda olduğu gibi sevgi, rahmet ve merhamet konularında da onlardan alacağımız çok şey vardır.

Peygamberimiz, rahmet ve merhamet konusunda temel prensipler ortaya koymuştur, biz onlardan bazısına işaret etmekle yetineceğiz.

  1. Hadis-i şerîflerde bütün insanlara karşı merhametli olmamız tavsiye edilir. Bizim merhamete kavuşmamız da ancak bu sayede mümkün olur.
  2. Hadislerden öğrendiğimiz bir gerçek şudur: Çocukları öpmek, okşamak sevgi ve merhametin bir belirtisidir. Hz. Peygambere gelen ve onun çocukları öptüğünü gören bir bedevî: “Yoksa sen çocukları da mı öpüyorsun? Vallahi biz onları asla öpmeyiz” deyince, Peygamberimiz: “Allah senin kalbinden merhameti çekip aldıysa benim elimden ne gelir ki?” (Buhârî, "Edeb" 18; Müslim, "Fezâil" 64; İbn Mâce, "Edeb" 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 56, 70) buyurmuşlardır.
  3. Hz. Peygamber, merhametli olmayı ve bağışlamayı teşvik etmiştir: “Merhamet ediniz ki merhamet olunasınız; bağışlayınız ki bağışlanasınız.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 165, 219)
  4. Müslüman toplumu bir tek vücut gibi olmalıdır. Bunun ilk tezahürü rahmet ve merhamette kendini gösterir. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Müminler birbirini sevmede, birbirine şefkatte ve birbirine merhamet etmede tıpkı bir vücut gibidirler. Vücudun bir uzvu hasta olduğunda, diğer uzuvları uyanık kalarak ve ateşlenerek ona ortak olmaya çağırırlar.”(Buhârî, "Edeb" 27; Müslim, "Birr" 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 270)
  5. Yakın akraba ve uzak akrabayı ziyaret, onlarla ilişkiyi kesmeme Rasûl-i Ekrem’in önemli tavsiyeleri arasındadır. Hz. Peygamber: “Sıla-i rahimi kesen cennete giremez” buyurur.( Müslim, "Birr" 18–19; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 484, III, 14, 83)
  6. Hz. Peygamber, cemaatin rahmet, gruplaşmanın azap olduğunu bildirmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 278, 375).
  7. Hz. Peygamberin hayvanlara rahmet ve merhametle muamele edilmesi ile ilgili hadislerini de hatırlamamız gerekir: Hz. Peygamber, aşırı susuzluğu sebebiyle toprağı yalayan bir köpeğe su veren günahkâr bir kimsenin Allah’ın bağışlamasına nail olduğunu bildirince: “Yâ Rasûlallah! Hayvanlardan dolayı da bize bir ecir ve karşılık var mı? diye sorulunca: “Her canlı sebebiyle ecir vardır” buyurdu (Buhârî, "Müsâkât" 9, "Mezâlim" 23, Edeb 27; Müslim, "Selâm" 153; Ebû Dâvûd, "Cihâd" 44; İbn Mâce, "Edeb" 8; İmam Mâlik, Muvatta, "Sıfatu’n-Nebî" 23).