| MUHAMMEDİ MUHABBET VE TOPLUMSAL YANSIMALARI |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Meryem Uyanık | |
|
Sayfa 3 Toplam: 5
İYİ ve KÖTÜNÜN AYIRT EDİLMESİ İÇİN TEMEL KISTASLARİnsan, yaratılmışların en değerlisi, korunmaya lâyık olanıdır. Toplumsal bir varlık olması nedeniyle, hayatını belirli kuralların birleşmesinden oluşan yasalara göre düzenler. Sosyal ya da ahlâk yasaları diyebileceğimiz bu ilkeler karşısında hür iradenin karar vermesi ve eylemini yapması gerekmektedir. İlâhî dinler (Musevilik/Hristiyanlık/İslâmiyet), sosyal ve ahlâkî yasaların birey vicdanlarında yer etmesini vahiyle sağlar. İyi ve kötünün ayırt edilmesi için temel kıstaslar veren Allah, bunun uygulamasını da peygamberleri şahsında insanlara örnek olarak göstermiştir. İyiliğin yaygınlaşmasını, kötülüğün engellenmesini tavsiye eden evrensel dinler de başkasının canına, malına, namusuna dokunulmamasını ister. Bu açıdan ilk temel kıstas şudur: I. İnsanı, yaratılmışların en şereflisi (eşref-i mahlûkat) olarak görmekBurada, herhangi bir ayrım (din, dil, ırk) gözetilmeksizin insanın doğası ve yaratılışı gereği üstün ve yüce görülmesi vardır. “And olsun, biz insanoğullarını şerefli kıldık” (İsra 17/70) âyeti bunun delilidir. Sırf yaratandan ötürü yaratılanı sevmek ve merhamet etmek, Allah’a olan imanın kemal noktasını oluşturmaktadır. Şeyh Galib’in dediği gibi,
II. Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamakBunun yolu da, önce kendini tanımak, kendi için lâyık gördüklerini, diğer insanlar için de istemek, kendisine yapılmasını istemediklerini başkası için de istememektir. Bu öyle bir temel ilkedir ki, imanımızın sıhhatini belirler: Peygamberimizin ifadesiyle “Sizden biriniz, kendisi için sevip istediğini kardeşi içinde istemezse, tam iman etmiş olamaz” (Buhârî "İmân" 7). III. İnsanlara iyilik ve güzellikle davranmak, kötülüğe yol açacak eylem ve davranışlardan kaçınmak ve kaçındırmakİslâmiyet’in kutsal kitabı Kur’ân’da bu temel bir yasadır. “Kim karşılıksız bir iyilik yaparsa ondan daha iyisi yapan kişiye verilecektir” (Neml 27/89) âyeti bunu ifade etmektedir. Üstelik, “iyi”yi kişinin bilmesi, uygulamaya geçirmesi yeterli görülmez; başkalarının iyilik yapmalarına yardımcı olunması da emredilir. İyilik yapamıyorsa, en azından herhangi bir kötülük yapmaması, hatta kötülüğe yol açacak söz, davranışlardan kaçınmasıdır. Milli şairimiz Mehmet Akif’in ifadesiyle:
Hele bir de sabredilip, kötülük iyilikle uzaklaştırılabilirse, iki kat mükâfat alınacaktır. (Kasas 28/54–55). Bir hadîs-i şerîfte bu husus üzerinde özellikle durulmakta ve ne yapmamız gerektiği belirtilmektedir: “Mümin, müminin kardeşidir, ona zulmetmez. Kim kardeşinin ihtiyacını gidermede yardımcı olursa, Allah da onun ihtiyacını gidermede ona yardımcı olur. Kim Müslüman'dan bir tasayı giderirse, Allah da ondan kıyamet günün sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderir. Kim bir müslüman’ın kusurunu örterse, Allah da onun kıyamet gününde bir ayıbını örter” (Buhârî "Mezâlim" 3).
Burada eşref-i mahlûkat olmanın en önemli vasfı ortaya çıkmaktadır; şöyle ki, kötülüğü kötülükle karşılamak yok, ama birde onu herhangi bir zarar vermesine engel olmak için iyilikle savmak gerekiyor. Kötülüğü iyilikle uzaklaştırmak demek, insanı umamayacağı güzel konumlara ulaştırır, muhaliflerini bile kendine yakınlaştırır, sıcacık bir dostluğun kurulmasına vesile bile olabilir. |










