| OSMANLILARDA HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Prof. Dr. Mefail Hızlı | |
|
Sayfa 3 Toplam: 5
Sürre AlaylarıOsmanlı hükümdarlarının Hz. Peygamber’e ve onun hayatını geçirdiği Hicaz bölgesine öteden beri büyük bir önem verdikleri anlaşılmaktadır. Bu konuda sadece bir örnek vermek istiyoruz. Sultan II. Murad, 9 Cemaziyelevvel 850 / 2 Ağustos 1446 Salı günü Kazasker Molla Husrev b. Feramurz ile Vezir-i âzam Çandarlı Halil Paşa ve vezirlerden Saruca ve İshak paşaların huzurlarında, ölmeden önce Hz. Peygamber’in bir hadisine istinaden Manisa’daki malının üçte birini vasiyet ettiği vasiyetnamesinin bir bölümüne aynen şunları dikte ettirmişti: “...malımın sülüsü vasiyyet olsun canumçün. Bu mâlden tayin etdi. Onbin filori ki sarfoluna şol mucebince ki zikrolunur. Üçbin beşyüz filori Mekke-i Şerife fukarasına üleşdüreler. Ve üçbin beşyüz filori Medîne-i Şerife fukarasına şerrefehallahü Teâlâ üleşdüreler ve kalan üçbinün beşyüzine Kâbe ile Hatiym arasında yetmiş bin kerre Lâ-ilâhe ill’allah dedüreler kalanına hatim okıdalar ne kadar yeterse ve beşyüzine Medîne-i Şerife’de Peygamber Hazretinün Sall’allahü aleyhi ve sellem Mescid-i Şerifi içinde Türbe-i Mutahheresine karşu yetmiş bin kerre Lâ-ilâhe ill’allah dedüreler kalanına hatim okıdalar ne kadar yeterse ve bin beşyüzin Kuds-i Mübarekde fukaraya üleşdüreler ve beşyüzin dahi Kubbe-i Sahrada ve Mescid-i Aksada kelime-i Lâ-ilâhe ill’allah dedüreler kalanına hatim okıdalar ne kadar yeterse. Her kim bunu tağyir ede Allah Teâlâ’nun ve cemi-i halkun lâneti anun üzerine olsun...”7 II. Murad’ın bu vasiyetnamesinde yer alan ve Harameyn’e gönderilmesi istenen tahsisatın surre adıyla kurumlaştığını ve bunun, kendisinden önceki padişahlardan Yıldırım Bayezid döneminden itibaren bütün Osmanlı hanedanınca tatbik edildiği bildirilmektedir. Mekke ve Medine’yi içine alan bir kavram olarak Harameyn’e her yıl gönderilen para ve hediyeler anlamındaki surre, Osmanlı Devleti’nin hazinelerinden büyük harcamalar gerektirmiş ve bu hususta yapılan merasimler “surre-i hümâyûn” ya da “surre alayları” adıyla anılır olmuştu.8 Surre, sadece Osmanlı padişahlarının tantanalı törenlerle gönderdikleri bir tahsisat şekli değildi. Surre aynı zamanda, sultanların dışındaki bazı vakıfların da fonlar ayırdıkları bir müessese idi. Konuyla ilgili olarak değişik şehirlerin mahkeme sicilleri arasında yer alan muhasebe defterlerinde bilgi bulmak mümkündür. Bursa Yeşil Camii’nin de mimarı olan Hacı İvaz Paşa, diğerlerinden farklı olarak vakfiyesinde farklı amaçlı fonlar tahsis eden bir kişidir. Onun, özellikle müslüman olmayan kişilerin İslâm’a ısındırılmasıyla ilgili olarak bir ödenek ayırdığı ve bunu ifade etmek için “destâr-ı mühtediyân” isminin kullanıldığını Bursa Mahkeme Sicilleri’nden öğreniyoruz. 1820’lerde vakfiye doğrultusunda yıllık 22 kuruşun tahsis edildiği bu fonun benzerine diğer vakıflarda pek rastlanmamaktadır.9 Hacı İvaz Paşa’nın mühtedilere ayırdığı bu fonun dışında, Osmanlı sultanlarının Haremeyn’e gönderdikleri surre gibi, aynı yıllarda her sene için 62,5 kuruşluk bir tahsisat, “surre-i haremeyn-i muhteremeyn” adıyla aksatılmadan Mekke ve Medine’ye ulaştırılmaktaydı.10 Ekonomik gücü daha az olan diğer bazı vakıfların da bu kutsal şehirlerin fakirlerine ödemelerde bulundukları anlaşılmaktadır.11 Benzer bir şekilde XVII. yüzyılın ikinci yarısında Emine Hatun adında biri Nalbandoğlu Mahallesi’ndeki geniş bahçeli bir evini vakfetmiş ve kiraya verilmesinden oluşacak gelirin “medîne-i münevvere fukarâsına îsâl” olunmasını istemişti.12Selâtin vakıflarından ayrı olarak bu tür vakıfların Bursa gibi Osmanlı coğrafyasının diğer şehirlerinde de kurulduğunu tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. Bu konuların ele alındığı aynı muhasebe defterlerinden öğrendiğimize göre, Hacı İvaz Paşa Vakfı ayrıca, daha önceki asırlarda olduğu gibi, XIX. yüzyılın ilk yarısında da 30-40 kuruş arasında değişen ve pek de küçümsenmeyecek bir miktarı her yıl “mevlid kırâati” için harcamaktaydı. Mevlid kırâati konusunda Osmanlılar döneminin tamamında yoğun bir gayret olduğu söylenebilir. Bunun en açık delili ise muhasebe defterlerinin hemen her sayfasında rastlanabilecek harcama kayıtlarıdır. Bursa Mahkeme Sicilleri’nden örneklemek gerekirse, XIX. yüzyıl sonlarında, Ümmü Gülsüm Hatun adında birinin kurduğu vakfa, hemcinsi olan Hanım Hatun, sadece mevlid okunmasına matuf olmak üzere büyük bir miktar parayla katkıda bulunmuştu.13 Hisar içinde Nakşibendî-i Atîk Zaviyesi vakfına aynı dönemde, Emetullah Hanım ile İmamzâde kerimesi mevlid merasimlerine harcanmak üzere tahsisat ilâvesi cihetine gitmişlerdi.14 Bu ve benzeri birçok vakıfta mevlid için ayrılan fonlarla mübarek gün ve gecelerde okunan ve genellikle altı adedi geçmeyen mevlidlerin yanısıra neredeyse yılın her ayına tesadüf edecek miktarda 10-12 kez okunan mevlid için fon ayrılan vakıflar da vardı.15 Vakıf faaliyetleri ve giderleri arasında mevlid okutmaya bu şekilde fon ayıran vâkıflara ilâveten vakfı tamamen buna tahsis edenlere de rastlanmaktadır.16Bu vakıflarda mevlid okunma sırasında ayrıca gelenlere yemek verildiği ya da bazı ikramların yapıldığı da belirtilmelidir.17
Muhasebe defterleri, mevlid dışında yine Hz. Peygamber’e duyulan muhabbetten kaynaklanan daha farklı etkinliklerin de olduğunu göstermektedir. Sözgelimi mevlid için özel tahsis edilen vakıflara, Ulucami ya da diğer mabedlerde bu alanın önde gelen kişileri tarafından okunmak üzere Muhammediye ve naat için kaynak ayrılmış vakıfları da ilâve etmek gerekir. İslâm Peygamberini değişik yönleriyle ve beyitler halinde okunması amaçlanan bu faaliyetler sırasında, mevlidhanların yanında Muhammediyehan ve naathan gibi bir okuyucu grubunun görev aldığı görülmektedir.18
XVIII. yüzyılın ilk senelerinde II. Murad’ın Bursa’daki vakfından günlük iki akçe ve yıllık iki müd buğday tahsis edilen Ahmed oğlu Mahmud, Muradiye Camii’nde naathanlık yaparken vefat etmiş, yerine oğlu Süleyman Halife görevlendirilmişti.19Öte yandan XVII. yüzyılın ikinci yarısında Hacı Mehmed Kefevî adında bir hayır sahibi, Ulucami’de okunmak üzere Muhammediye vakfını hayata geçirmişti.20Seyyid Ali Çelebi oğlu Mehmed Çelebi ise düzenlediği vakfiye ile Dâye Hatun Camii’nde Muhammediyehanın dışında Yasinhan, aşırhan gibi görevlilere de ödeme yapılmasını öngörmüştü.21 |










