| HZ. PEYGAMBER'İN MÜŞRİKLERLE YAPTIĞI ANTLAŞMALAR |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Prof. Dr. Mehmet Ali Kapar | |
|
Sayfa 2 Toplam: 5
ANTLAŞMALARIN GAYESİHz. Peygamber cahiliye devrinde sulh ve sükunun temini için yapılmış olan antlaşmaları dâima takdir etmiş, İslâmiyet’in bunları pekiştireceğini bildirmiş, bu konuda yapılacak antlaşmalara katılabileceğini ifade etmiştir. Nitekim Rasûlullah civar kabilelerle yapmış olduğu antlaşmaları, "Eğer düşmanlar barışa meylederlerse sen de ona yanaş ve Allah'a güvenip dayan..." âyetinin ruhuna uygun olarak yapmıştır. Rasûlullah'ın, özellikle harp öncesi yapmayı planladığı antlaşmaların gayelerinden birkaçını zikredelim : a. Devlet İçinde Sulhu Temin Etmek
Hz. Peygamber'in Medine'nin ilk yıllarında hazırladığı antlaşma buna bir misâl teşkil eder. Bu antlaşmaya göre; Medine'de Müslim-gayr-i müslim herkes Rasûlullah'ın başkanlığında cemaatleşecek ve bir ümmet sayılacaktır. Hz. Peygamber, pek cok faydalar sağlayacak bu antlaşmayı h. 1. yılda imzalamak için Hz. Enes'in evinde putperest Evs ve Hazrec kabilesi ileri gelenleri ile Yahudilerin büyüklerini topladı. Anayasa hükmünde yapılan bu antlaşma, yazılı vesika olarak Medine Devleti'nin ilk anayasasını teşkil etti. Hz. Peygamber böylece çeşitli ırk, din ve kabilelerden müteşekkil bir şehir topluluğuna Arabistan yarımadasında evvelce görülmemiş cok değişik bir içtimaî yapıyı (ümmet) meydana getirmiştir. Hz. Peygamber siyasi başkan olarak, en yüksek devlet iktidarını temsil ediyor, kazâî, askerî, hukukî mahiyeti itibariyle başkanlık sıfatını da elde etmiş oluyordu. Diğer bir deyişle, bu hukukî hamle sayesinde Hz. Peygamber evvelce sahip olduğu dinî iktidarın yanısıra dünyevî iktidarı, yani Medine Site Devleti'nin başkanlığını da kendi şahsında temsil ediyordu. Böylece Medine'nin hukukî, siyasî, beşerî, malî ve askerî statüsü belirlenmiş oluyordu. Yine Rasûlullah bu antlaşma ile eski Cahiliye düzeni yerine yeni bir nizam kuruyor, parçalanmış olan Medine'yi tek bir çatı altında toplamayı başarıyordu. b. Devletin Varlığını Kabul Ettirmek ve İtibarını KorumakHz. Peygamber Medine Devleti'ni teşekkül ettirdiğinde bütün müşriklerin bu devletin düşmanı olduğunu biliyordu. Bilhassa kurulan bu Medine Devleti'ne bilfiil karşı çıkan ve onların Medine'ye hicretlerine sebep olan Kureyşlilerdir. İşte Rasûlullah'ın Medine'de yaptığı antlaşmada özellikle şu maddeye yer verildi: "Hiç bir müşrik, bir Kureyşlinin mal ve canını himaye altına alamayacak, hiç bir mü'mine bu hususta engel olamayacaktır." Bu hükme göre Medine'de kurulan devletin mevcudiyeti, korunması bütün sakinlerin iştirakleriyle onaylanıyor ve o zaman için en büyük tehlike olan Kureyş'e karşı Medine'de ittifak meydana geliyordu. Böylece topyekün bir cemaat, bir başkan altında toplanmış oluyordu. Ayrıca bu antlaşma ile devletin varlığının devamı, itibarının korunacağı garanti altına alınıyordu. c. Komşuluk Münâsebetlerini Temin EtmekBir devleti dahildeki kaynaşma dışında en çok tehdit eden husus, komşularının durumudur. Bu yüzden her devlet komşularıyla iyi geçinmek ve onlarla iyi ilişkiler kurmak ister. Hz. Peygamber Medine Devleti'ni kurduğu zaman komşularının müşrik kabileler olduğunu biliyordu. Onların menfi tavrını önlemek ve onlarla dostça geçineceğini bildirmek için ilk yıllarda Benû Damre, Müdlic, Gıfâr ve Cüheyne ile birer muahede yapmıştı. Bu antlaşmalar, iyi komşuluk münasebetlerini tesis ettiği gibi, bir tehlike karşısında onlarla ittifakı da sağlamış oluyordu. Ayrıca bu kabileler vasıtasıyla Medine'ye yönelecek tehlikelerden önceden haberdar olabilmek imkân dahiline giriyordu. Ticarî faaliyetler yönüyle de bu antlaşmalar önem arzediyordu. d. Harbi ÖnlemekHz. Peygamber bütün işleri sulh yoluyla halletmek taraftarı idi. Nitekim harpten dolayı iki tarafın maddî ve manevî zarara girmemesi için Bedir harbi öncesi, sırf Medine Devleti'ni yıkmak, intikam almak, putperest topluluk içerisinde itibarlarını korumak maksadıyla gelen Mekke müşriklerine Hz. Ömer'i göndererek çekilip gitmelerini istemiştir. Kur'ân-ı Kerim, Rasûlullah'ın bu sulh çağırısına, "Eğer siz (Ey Kâfirler) fetih ve zafer istiyorsanız, işte o fetih size gelmiştir. Eğer (bundan) vazgeçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Eğer muharebeye dönerseniz biz de döneriz. Cemaatiniz çok da olsa sizden hiç bir şeyi asla def edemeyiz. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir." ayetiyle işaret eder. e. Sulh Teklifi ÜzerineHz. Peygamber bütün davranışlarında müşriklerden gelecek sulh tekliflerine açık olduğunu göstermiş, teklifin gelmesi halinde onlarla antlaşma yapmıştır. Nitekim h. VI. yılında umre niyetiyle Mekke'ye hareket ettiğinde Mekke müşriklerinin silahlandığı haberi üzerine yolunu değiştirerek muahede için Hudeybiye'ye gitmiştir. Diplomatik görüşmelere rağmen Mekke'yi ziyaret mümkün olamamış, hatta müşriklerin teklifi üzerine bir antlaşma imzalanmıştır. Neticede müslümanlar günlerce yol kat ederek geldikleri Hudeybiye'den sırf barış uğruna Medine'ye geri dönmüşlerdir.
Hicretin IX. yılında müslüman olmak üzere Medine'ye gelen Tâif'liler, namaz, zekât, hac ve cihâd'dan muaf tutulmalarını istiyorlardı. Ayrıca putları Lât'a dokunulmamasını, fuhuşun, faizin ve içkinin de yasak edilmemesini istiyorlardı. Hatta Taifliler işi oldu bittiye getirmek için bu isteklerini yazılı olarak getirmişler sadece Hz. Muhammed (sav)'in mührü için boş yer bırakmışlardı. Hz. Peygamber ise, bu şartlardan İslâm'a aykırı olanları değiştirerek antlaşma imkânı bulmuştur. |










