HZ. PEYGAMBER'İN MÜŞRİKLERLE YAPTIĞI ANTLAŞMALAR PDF
Prof. Dr. Mehmet Ali Kapar   

MÜŞRİKLERLE YAPILAN ANTLAŞMALARDAN BAZI ÖRNEKLER

Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden bir yıl sonra civar kabilelerle diplomatik antlaşmalar yapmıştır. Bu önemli muahedelerden birkaçı şöyledir:

Benû Damre ile Yapılan Antlaşma

Hz. Peygamber Medine'ye gelişinin ikinci yılı safer ayında 60 muhacirle Benû Damre yurduna gitmiş, reisleri Mahşî b. Amr ile komşuluk meselelerini müzakere ederek şu metni dikte ettirmiştir:

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla;

Allah'ın Rasûlü Muhammed'in Benû Damre'ye hitaben yazısıdır: Onların malları ve canları emniyette olacaktır. Ve zalimane tecâvüz vukuunda onlara yardım edilecektir. Ve onların vazifesi de Peygamber'e yardım etmek olacaktır. Bu antlaşma bir sûfe (bir kabuk, bir tüy) ıslatacak su kalıncaya kadar devam edecektir. Onların Allah yolunda savaştıkları hal bundan müstesnadır. Üstelik Peygamber yardıma çağırır çağırmaz onlar, O'nun davetine cevap vereceklerdir. Ve bunlar için onlar Allah'ın ve O'nun Rasûlü'nün garantisine sahip olacaklardır. Ve aralarında taahhüdlerine riayet eden ve muahedenin ihlâlinden korkanlar için yardım yapılacaktır.”

Hz. Peygamber'in müşrik Damreoğulları ile yaptığı bu antlaşma, karşılıklı olarak yardımlaşmak, iyi komşuluk münâsebetleri kurmak, muhtemel tecâvüzlere karşı güç birliği içerisinde bulunmak v.b. özellikler taşır. Bu antlaşma her iki tarafa da sorumluluk getirmiştir. Benû Damre o dönemde henüz müslüman olmadığından, cihad için yapılacak yardımlaşma ve destek muahedede yer almamıştır.

Benû Gıfâr ile Yapılan Antlaşma

Hz. Peygamber Damreoğulları ile antlaşma yaptığı yıl, Benû Gıfâr ile de antlaşma yapmıştır. Bu antlaşma da, aşağı yukarı Benû Damre ile yapılan muahedeye benzemektedir:
Benû Gıfâr, müslümanlarla aynı haklara sahip ve aynı vazifelerle mükellef olan müslümanlar gibi sayılacaklardır. Üstelik Peygamber, onlara şahısları ve mülkleri üzerine Allah'ın kefaletini ve O'nun Rasûlü’nün kefaletini taahhüd eder. Nitekim Peygamber onları yardıma çağırırsa onlar O'nun davetine icabet etmekle mükelleftirler. Ve O'na yardım etmek üzerlerine bir vazifedir. Din için savaş bu kayıttan müstesnadır. Bu antlaşma denizde bir sûfe (tüy veya kabuk)yi ıslatacak kadar su kalıncaya kadar muteberdir. Bu yazının bir cinayet karşısında araya girmeyeceği kararlaştırılmıştır.”
Rasûlullah, Benû Gıfâr ile de yardımlaşmak, birbirlerine destek olmak ve iyi komşuluk münasebetlerini kurmak üzere antlaşma yapmıştır.

Cüheyne Kabilesi ile Yapılan Antlaşma

Hz. Peygamber h. II. yılın Rebîulevvel'inde Cüheynelilerin bulunduğu Buvât'a doğru yola çıkmıştı.  Rasûlullah, Cüheynelilerle de, Benû Damre ve Benû Ğıfâr ile yaptığı antlaşmaya benzer bir muahede yapmıştır;

Cüheyne kabilesinden olan Benû Zür'a ve Benu'r-Rab'a'ya: Onların şahısları ve mülkleri himaye altında olacaktır. Ve kendilerine zulmeden veya harbedenlere karşı onlara yardım edilecektir. Bununla beraber din ve üyeleri uğruna girişilen harpler müstesna. Ve mensupları göçebe olanlardan taahhüdlerini yerine getirenler ve her türlü tecavüzden uzak duranlar için yerlilere tanınan bütün haklar tanınmıştır. Allah yardım edendir.

Rasûlullah'ın Cüheyne kabilesi ile yaptığı bu antlaşma iki taraf arasında bir saldırmazlık paktı oluşturmuş ve her türlü saldırı karşısında yardımlaşmak hükme bağlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı kaldıkları sürece müslümanlar tarafından himaye edilebilecekleri de belirtilmiştir.

Kureyşlilerle Yapılan Hudeybiye Antlaşması

Hz. Peygamber hicretin VI. yılının Zilka'de ayında 1400-1500 kişilik ashabı ve 70 kurbanlık devesi ile Mekke'ye doğru yola çıktı. Niyeti, Kureyşlilerle aradaki husûmeti kaldırmak, geçmişteki olayları unutarak dostane münâsebetler kurmak ve umre yapmaktı.  Ancak Rasûlullah Mekke'ye yaklaştığı zaman Büsr b. Süfyân'a rastgeldiler. Ondan Mekke'lilerin müslümanlara düşmanca tavrını öğrenince,  Rasûlullah ashabını Hudeybiye'ye götürdü.  Hz. Peygamber Mekke'ye yaklaşırken onlarla sulh yapmak niyetinde olduğu için hiçbir Kureyşlinin müslümanları engellemesine misillemede bulunmadı. Tek gayesi umre yapılmasa da bir antlaşma sağlanarak oradan ayrılmaktı. Bunu diplomatik yönden temine çalıştı. Yapılan karşılıklı diplomatik münâsebetler sonunda, Kureyş Süheyl b. Amr'ı antlaşma yapmak üzere gönderdi. Hz. Peygamber ile Süheyl b. Amr arasında müzâkere edilen ve yazılması kararlaştırılan antlaşma metni şu maddeleri ihtiva ediyordu.

  1. Müslümanlar Kabe'yi ziyaret etmeksizin Medine'ye döneceklerdir. Bir sene sonra orayı ziyaret edebileceklerdir. Fakat üç günden fazla kalamayacaklardır. Yanlarında sadece kınında kılıç, yay ve diğerleri olabilecektir.
  2. Medine'deki müslümanlardan Mekke'ye iltica edenler iade edilmeyecek, fakat Hz.  Muhammed Medine'ye gelen her Mekkeli’yi bu şahsın efendisi istediği takdirde iade edecektir.
  3. Mekke ahalisinden hiçbir kimseyi kendisi ile beraber çıkarmayacak, mü'minlerden de Mekke'de kalmak isteyenlere mani olamayacak.
  4. Her kim Muhammed'in birliğine ve ittifakına girmek isterse oraya girebilir. Yine her kim Kureyş'in birliğini ve ittifakını isterse oraya girebilir.
  5. İki memleket arasında on sene mütâreke yapılmıştır. Bu barışı imzalayan tarafların      müttefikleri de bu mütârekeye dahildir. Ve bu mütâreke, taraflardan herbirinin arazisini diğer tarafın    teb'asına sulh içinde geçiş için açık tutmaya ve taraflardan biri, üçüncü  bir tarafla harp halinde olduğu zaman diğer tarafı bitaraf kılmaya mecbur tutar.

Hz. Peygamber Kureyşlilerle yaptığı bu antlaşma ile zahirde çok zor şartları ihtiva eden hükümleri kabul etmiş oluyordu. Çünkü bu yıl Kâbe'yi ziyaret edemeyecekler, Medine'ye iltica edenlerin iadesine rağmen, Mekke'ye iltica edenlerin iadesi mümkün olmayacak, Mekke'den Medine'ye hiç bir kişi sokulmayacaktı. Anlaşılacağı üzere muahedenin bütün maddeleri müslümanların aleyhine idi. Fakat bütün bunlara rağmen Hz. Peygamber en büyük düşmanı Kureyşlilerle on yıllığına bir mütâreke imzalamıştır. Bu antlaşma müslümanları netice itibariyle ümitsiz bırakmıştı. Ancak bu antlaşmanın müslümanlar için nazil olan ayetler ve meydana gelen hadiselerden sonra bir fetih olduğu anlaşılmıştır. Çünkü müslümanlar hicretin beşinci yılında Hendek gazvesinde 3000 muharip iken, musalahadan iki sene sonra Mekke fethinde sayıları 10.000 kişiye ulaşmıştır.

Hz. Peygamber müşriklerle yaptığı antlaşmalarda şartlara daima sadık kalmıştır. Muahedenin müzâkere ve yazılması esnasında Kureyş delegesi Süheyl b. Amr'ın oğlu Ebû Cendel, müslüman olarak Rasûlullah'a iltica etmiş ve müşriklerin elinden kurtarmasını istemiştir. Ancak antlaşma maddeleri üzerinde tasarruf yapamayacağını ve antlaşmaya bağlı kalınması gereğini vurgulayarak Ebû Cendel'i kabul edememiş, müslümanların; «Ebû Cendel müslüman olduğu halde nasıl müşriklere iade edilir?» itirazlarına ve Ebû Cendel'in; «Ey müslüman Cemâati! Ben müslüman olarak geldiğim halde müşriklere mi iade edileceğim?»  feryadına karşı antlaşmayı zedelememiş ve onu geri vermiştir.

Yine Rasûlullah, müşrikler tarafından hapsedilmişken Medine'ye kaçmayı başarmış olan Ebû Basîr'i geri almak üzere gelen iki temsilciye antlaşma şartlarına uyarak onu teslim etmiştir. Hudeybiye musalahasına göre taraflar 10 yıl boyunca sulh içerisinde bulunacaklar, buna gizli dahi olsa asla ihanet etmeyeceklerdir. Fakat müttefiki Benû Bekir, Rasûlullah'ın müttefiki olan Huzâa'ya saldırarak muahedeye aykırı hareket etmiştir. Neticede bu ahde vefasızlık Mekke fethine sebep olmuştur.

Tâif'Iilerle Yapılan Antlaşma

Hz. Peygamber Tebûk gazvesinden döndüğünde h. IX. yıl Ramazan ayında Tâif'den Medine'ye bir heyet geldi. Gayeleri İslâm'ı kabul etmekti, fakat şartlı olarak bu dine girmek istiyorlardı. Rasûlullah'a açıkladıkları şartlar şunlardı ;

  1. Tâifliler günlük namazlardan muaf tutulacaklardır.
  2. Onlar aynı şekilde zekât vergisinden de muaf tutulacaklardır.
  3. Tâif şehri mukaddes bir şehir olarak tanınacaktır.
  4. Askeri hizmetten (cihâd) muaf tutulacaklardır.
  5. Şehirlerinde putun bulunduğu ma'bed tahrip edilmeyecektir.
  6. Onlara fuhuş yasak edilmeyecektir.
  7. Faizle para vermek de yasak edilmeyecektir.
  8. Alkollü içki içmeleri onlara yasaklanmayacaktır.

Hz. Peygamber bu maddeleri dinledikten sonra onların ileri sürdükleri bazı maddelerin cahiliye geleneği olduğunu hatırlatarak hepsinin yanlışlığına ve bir cemiyetin ıslahı için bu âdetlerin mutlaka kaldırılması gereğine akıllarını erdirdi. Tâif şehrinin kudsiyeti, zekât vergisi ve cihâd'dan başka isteklerini kabul etmedi. Bunlara ilâveten Rasûlullah'ın teklif ettiği diğer maddelerin de Tâifliler tarafından kabulü ile muahede aktedilmiştir. Bu antlaşmaya göre Tâif bölgesi mukaddes bölge sayılıyor, onların aşara bağlı olmadıkları, müslümanlarla aynı şekilde bir cemaat teşkil ettikleri zikrediliyordu. Faizin yasaklılığı ile borç ve emanet konuları, diğer ticarî muameleler, reislerinin kendileri tarafından seçilebileceği, Kureyş-Sakîf münâsebetlerine dâir maddeler ve ellerindeki esirlerle ilgili bir takım hükümler muahede metnine dâhil edilmiştir.