HADİSTE KİŞİLİK PDF
Prof. Dr. Muhammed Osman Necati   

Bütün psikologların araştırmaları, alanları ne kadar ay­rılsa da, tek bir eksen etrafında dön­mekte başlıca bir hedefe varmaya çalışmaktadırlar; "insan kişiliğini anlamak". İnsan kişiliğini tam olarak anlayabilmemiz için, şahsiyetin oluşumunda payı olan bütün unsurları, onu belirleyen ve etkileyen bütün etkenleri iyi bilmemiz gerekir. Modern psikologlar, insan şahsiyetini anlama konusunda büyük gayretler göstermiş, bu konuda bir çok teori ileri sürmüşlerdir. Fakat şu ana kadar şahsiyeti bize, doğru, açık ve kapsamlı bir şekilde anlamamıza yardım edecek, nesnel tek bir nazariye üzerinde birleşemediler. Modern psikolojinin sadece maddî yönle ilgilen­mesi, insanın incelenmesinde objektif araştırma metotlarını kullanması ne yazık ki, insanı doğru bir kavrayışla anlamamızı, şah­siyet hakkında doğru ve şaşmaz bilgi elde etmemizi sağlaya­madı. Bu yüzden, şu ana kadar modern psikologların esaslı bir şekilde inceleyemedikleri ruhî yönü incelememizi sağlayacak olan başka yeni metotlar zorunludur. Bu sağla­nana kadar, semavî dinlerin bildirdiği, insan gerçeği hakkın­da nebi ve rasullerin haber verdiği şeylerden yardım isteme­miz kaçınılmazdır. Bunlar şüphe götürmez gerçeklerdir, çün­kü insanı yaratan Yüce Allah'tan gelmektedirler. Kur'ân-ı Kerîm'de insanın oluşumu, kişilik özellikleri, şahsiye­tini etkileyen, sapmasına ve hastalanmasına neden olan fak­törler, bunları düzeltme ve tedavi etme yollarıyla ilgili pek çok âyet mevcuttur. Aynı şekilde ha­dislerde de, insanın huyu ve yaratılışı, insan davranışlarını etkileyen, düzgün yaratılıştan saptıran faktörler, sapmaları düzeltme ve korunma metotları v.b. insan kimliğinin gerçek­lerinden söz edilmektedir.

İnsanın Yaratılışı (Fıtrat)

İnsan, yaratılış (fıtrat) üzere doğar; yaratılış ise hanif dini, Al­lah'ı bilme ve O'nun tek olduğunu kabul etme, hakka yönel­me, iyi işler yapma yeteneğine sahip olma ve sapıklıklardan uzak durmadır. Ebû Hüreyre'den rivayet olunan hadiste, Resûlullah; "Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra onu ana­sı/babası Yahudî, Hristiyan, Mecusî (ateşe tapan) yapar" buyurmaktadır. Bu yaratılıştan gelen yeteneğin ortaya çıkması ve gelişmesi için eğitim, düzenleme ve öğretim şarttır.

Bazen çocuk, iyi olmayan, düzgün yaratılışından saptı­ran, doğru olmayan yönlere yönlendiren çevre tesirleriyle karşı karşıya kalabilir. Ayrıca insanda, iyi işler yapma, hakkı tanıma için yaratılıştan gelen bir yeteneğin varlığının yanısıra insan, yaşadığı uygunsuz aile çevresi ve toplumun tesiri altın­da kalarak, güzel şeyler yapma ve hakkı tanıma konusunda bu yeteneği yok etmeye, böylece yanlışa kapılıp kötü şeyler yapmaya da kabiliyetlidir. İnsan, fıtratı sayesinde doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü ayırır. Ayrıca onda Yüce Allah'ın kendisine doğru ve yanlış yolu seçmesi için irade hürriyeti vermesi sebebiyle bir yete­nek vardır. Yüce Allah: "Biz ona iki yolu da gösterdik" (Beled 90/10). "Biz ona yolu gösterdik; ister şükreden olur, ister inkâr eder" (İnsan 76/3) buyurur. Rasûlullah; "Helal da haram da açıktır" buyurmuştur.

Kişilikte Denge

 Beden ve ruhun her birinin doyum isteyen ihtiyaçları vardır. Beden gıda ve suya, uykuya, sıcaktan/soğuktan, acı­dan uzaklaşmaya, karşı cinsten biriyle yakınlaşmaya ve bun­ların dışında hayatını yaşamak ve sürdürmek için zorunlu olan ihtiyaçlara muhtaçtır. Ruh için de kendine özgü ihtiyaçlar vardır. Ruh, Yüce Allah'ı tanımak, ona kulluk etmek, iyi işler ve itaatle ona yaklaşmak için bir ar­zu duyar.

Beden ve ruhun istekleri arasında bir mücadele olur. İnsan, aralarında makul bir denge kuramaz; bazen be­denin güdülerini, hissî lezzetlerini doyurmak konusunda aşı­rı gider, ruhî ihtiyaçlarına doyum sağlamayı ihmal eder. Ve­ya bazen ruhî ihtiyaçlarını karşılamada ileri gider; bedenî ih­tiyaçların doyumunu ihmal eder. İki durumda da sağlam ya­ratılıştan sapma olur, insan şahsiyetinin dengesi bozulur. İslâm, maddî ve ruhî güdüler arasında dengenin kurul­masına davet ediyor. Bu, insanın yaratılışı ve huyuyla örtüşen, insanlık için model şahsiyetin oluşmasına götüren bir iş­tir.

Bireysel Farklılıklar

İnsanlar arasında, renkleri, dilleri, aklî ve bedenî güçle­ri, öğrenme yetenekleri ve çeşitli kişilik özellikleri yönlerinden birçok bireysel farklılıklar mevcuttur.

Kur'ân-ı Kerîm, gerek yaratılış ve genlerden gelen, ge­rekse sonradan kazanılan farklılıklar olsun, insanlar arasın­daki ferdî farklılıklara işaret etmiştir. Yüce Allah şöyle buyur­muştur: "Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerini­zin değişik oluşu O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için âyetler vardır" (Rûm 30/20).

Rasûlullah; "Yüce Allah Âdem'i, bütün yeryüzünden al­dığı bir avuç topraktan yaratmıştır. Âdemoğlunun durumu, yeryüzünden kendine denk gelen kısım gibidir; kimi kızıl, ki­mi beyaz, kimi siyah, kimi bunlar arasındadır. Kimisi çe­tin/sert, kimi sıradan/yumuşaktır. Kimi kötü, kimi iyidir".

İbn Ömer anlatır: "Rasûl'e dinlemek ve itaat et­mek üzere biat ettiğimizde bize şöyle derdi: "Gücünüzün yettiği ölçüde..."

Rasûlullah'ın "gücünüz yettiği ölçüde" sözü, onun, sahâbe ara­sındaki ferdî farklılıkları gözettiğini göstermektedir. Böylece onlardan her birinin, güç ve imkânlarına göre, güçleri yettiği ölçüde kendilerinden istenen şeyleri yapmalarını istemiştir.

Zekâ Farkı

İnsanlar arasında zekâ farklılıkları bulunur. Zekâ veya genel akıl gücü, anlama, hatırlama gibi birçok aklî güçleri içerir. Aynı zamanda öğrenme gücünü de içerir. Ayrıca bazı psikologlar zekâyı "öğrenme gücü" olarak tanımlamışlardır. Hadisler insanlar arasında zekâ farklılığı olduğuna işaret et­mektedir. Bazı insanlar hemen öğrenir, anlar ve duyduğu bil­giyi iyice kavrar, iyice ezberler, hatırlayabilir ve başkalarına öğretebilir. Bazı insanlar kolayca öğrenemez, duyduğunu iyice ezberleyemez, hatırlayamaz ve başkalarına öğrete­mez.

Rasûlullah: "Allah'ın benimle gönderdiği hidayet ve bilgi, yeryüzüne yağan bol yağmur gibidir, a) Yerde bereket­li bir kısım toprak vardır ki suyu emer, oradan ot ve bol yeşil­lik bitirir, b) Bir kısım toprak da suyu emmeyip tutar, Allah bu­nunla insanları faydalandırır; içerler, hayvanlarını ve ekip/dik­tiklerini sularlar, c) Yine bu bol yağmur, kaypak bir toprağa yağar; suyu tutmaz, ot bitirmez. İşte toprağın bu durumları: a) Allah'ın dinini anlayan, Allah'ın benimle gönderdiği şey­den yararlanan kişiye benzer, b) öğrenen ve öğreten kişinin hallerine benzer, c) bunlara başını bile kaldırmayan ise, be­nimle gönderilen Allah'ın hidayetini kabul etmeyen kimse­dir" buyurarak insanlar arasındaki zekâ farkına işaret etmiştir.

Kalıtım Ve Çevrenin Ferdi Farklılıklara Etkisi

Modern psikologlar, ferdî farklılıklarda kalıtım ve çevre­nin etkisini belirlemeyi amaçlayan birçok araştırma yapmış­lardır. Bu araştırmalardan bazısı kalıtımın, diğer bir kısmı da çevrenin önemini belirtmektedirler. Bu alanda yapılan bütün araştırmaların sonunda psikologların vardığı en son kanaat, insanın hususiyetleri konusunda, ferdî farklılıklar hususunda kalıtım ve çevrenin en önemli iki etken olduğu ve bu ikisin­den hangisinin rolünün daha çok olduğunu tam olarak ayır­manın çok zor olduğudur. Kalıtımın, uzunluk, ağırlık, güç gibi insanın vücut özelliklerinin, zekâ gibi aklî hususiyetlerinin belirlen­mesindeki rolünün büyük olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Ancak, aynı zamanda bu hususiyetlerdeki çevrenin rolünü de akıldan uzak tutamayız.

Kişinin çevreden gördüğü bes­lenme, sağlık ve beden eğitiminin bu alandaki kalıtım imkânlarının ortaya çıkmasında büyük rolü vardır. Yine kişinin eği­timine gösterilen özen, birçok aklî ve duygusal uyaranlarla karşı karşıya kalması, birçok ustalıkları öğrenmesinin zekâsının gelişmesi üzerinde büyük etkisi vardır. Rasûl bazı hadislerinde, kalıtım ve çevreden her birinin ferdî farklılıklardaki etkisine işaret etmiştir.

Kalıtımın Etkisi: Fezare Oğulları kabilesinden bir adam Rasûlullah'a geldi ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:

-"Karım, siyah bir oğlan çocuğu doğurdu!"

-Senin develerin var mı?

- Evet.

-Renkleri nedir?

- Kızıl.

-Onların arasında boz olanı da var mı?

-Evet, boz olanları var.

-Peki, bunlar nereden geldi?

-Bel­ki damarı çekmiştir.

-Bunun da damarı çekmiş olmalı" bu­yurdu.

Çevrenin Etkisi: Çocuğun kişiliği çoğunlukla yetiştiği sosyal, kültürel çevrenin etkilerinden, geleneklerden, değer ölçülerinden, ana/babanın davranışlarından ve terbiye edişlerinden, arka­daşlarından, hocalarından, çeşitli iletişim araçlarından, gün­lük hayatında karşılaştığı çeşitli tecrübe ve olaylardan etkile­nir. Ana/babasının konuştuğu dili, mensup oldukları dini öğ­renir. Rasûlullah  ailenin çocuk üzerindeki etkisine şu hadisinde değinmiştir: "Her çocuk fıt­rat üzere doğar sonra ana/babası onu Yahudileştirir, Hıristiyanlaştırır, Mecusîleştirir". Bu yüzden Rasûlullah çocuğun iyi bir şekilde yetişmesi, benliğine, dine bağlılık ve güzel ahlak tohumlarının ekilmesi için, dinine bağlı iyi bir eş seç­meyi tavsiye etmiştir.

Dost ve arkadaşlarının da çocuk ve genç üzerinde bü­yük tesiri vardır. Kötü arkadaş, beraber olduklarına kötü yön­den etki eder. Gençlerin çıkardıkları olaylar ve uyumsuzluk göstermeleri konusunda yapılan araş­tırmalar bunu ispatlamıştır. Bu yüzden güzel ahlâklı dost ve arkadaşlar seçmeye, kötü huylu arkadaşlardan uzaklaşma­ya özen göstermek zorunludur. Rasûlullah kötü arkadaşın davranışının arkadaşlarına etkisine işaret etmiş iyi arkadaş seçmeyi, kötü arkadaştan uzak durmayı önermiştir.

Rasûlullah bu anlamda; "Kişi arkadaşının dini üzeredir; sizden biri kimi arkadaş tuttuğuna baksın" bu­yurmuştur.

İnsan çoğu âdetlerini, ah­lakını, değer yargılarını, fikirlerini yetiştiği sosyal ve kültürel çevreden kazanır, insanın âdetleri, huyları uzun süre tekrar­lanmak suretiyle iyice yerleşince, bundan sonra bu âdet ve ahlâkın değişmesi, çetin bir çaba ve güçlü bir irade dışında zor olur. Bu yüzden çocukların küçükken güzel bir ahlâkla terbiye edilmelerine dikkat edilmesi, kötü huyları kazanma­maları için şarttır.

Sonuç

İman, müslümanın hayatında büyük bir rol oynar. Gerek Rabbiyle ilişkisinde, gerek kendisi veya insanlarla ilişki­sinde olsun, mümini o yönlendirir, davranışlarını o belirler; iman her şeyin ve hareketin terazisidir. İslâm'ın bakış açı­sına göre insanların en üstünü, iman bakımından en güçlü ve en çok takva olandır. İslâm'a göre, kesinlikle takva dışın­da herhangi bir şahsiyetin önemi yoktur. Yüce Allah buyurur; "Allah'a göre en değerli olanınız, en takva olanınızdır" (Hucurât 49/13)

Rasûlullah da "Allah, kesinlikle dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve yaptıklarınıza bakar" buyurmuştur.