| RÜ'YET-İ HİLAL |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
RÜ'YET-İ HİLAL"Hilal-i kameri bu akşam ufukta arayacağız: Zavallı ay, ber-mutad ne kadar ihmal olunur! Eyyam-ı şekk hulûl etmeli ki küre-i arzın bir peyki olduğu hatırımıza gelsin. Zilkade'den Şaban'a kadar o bir sedef kaş gibi her şehr-i Arabî'nin başında doğar, bulutlarla kundaklanır, yıldızlar arasında büyür, on dört günde daire-i seması tamamlanır ve ertesi geceden itibaren tiftiklenmeye başlayarak erir, gider... Şairlerden ve âşıklardan başka yüzüne bakan olmaz. Hatta mehtap gezintisine çıktığımız zaman bile güzelliğin semadaki menbaından ziyade zemindeki safahatına hayran oluruz; denizdeki serv ü simîne daldığımız dakikalarda o amûd-ı nûr nereden iniyor, sormayız bile... Güya herkes ayın mahiyetini tahkik etmiş, onun soğuk kayalardan ve akîm ovalardan müteşekkil bir "yıldız kadîdi" olduğunu öğrenmiş; güya hepimiz biliyoruz ki ay güneşin sarı, solgun ve bî-his bir ayinesidir ve kendisine ona göre istihkar-âmiz bir muamele ederiz. Yalnız Ramazan ve bayramın arife gecelerinde kamer müstesna bir ehemmiyet alır: Mah-ı gufranı o getirecek, ıyd-ı saidi o tebşir edecektir; o gecelerde güneş batarken mağribde ayın ebrû-yı nûrunu hakiki bir iştiyak ile ararız."
(Cenab Şahabeddin, İstanbul'da bir Ramazan, İstanbul 1994, s. 102) |










