| BAYRAM SABAHLARI |
|
Yorumları Göster (0) - Konuya Yorum Ekle
| Sahra Berk | |
BAYRAM SABAHLARI"Eski cemiyette bayram, büyüğe de küçüğe de gökten inen bir maide gibiydi. Saygının, şefkatin, affın, efendiliğin besleyip yumuşattığı yüreklerden, sanki oluk oluk iyilik ve güzellik akardı.
Bayram sabahları, henüz güneş bir meçhul semtteki uykusundan uyanmadan, evlerin içi uyanır, bir taraftan da mahalle bekçisi: Bu sabahın ayazına Kalkın hakkın niyazına Abdest alın ey komşular Buyurun sabah namazına Diyen manilerini okuyup davullarını vurarak gecenin çalık renkli derisini ürperte ürperte geçerlerdi. Fakat bekçinin davulundan çok evvel, zaten uyanan uyanmış bulunur ve evlerin kapıları birer birer açılarak genç, yaşlı ve çocuk, bütün bir hane halkı, erkeklerini camiye selametlerdi. İbrahim Efendi konağında da, harem ve selamlık halkı adeta gece yarısı ayaklanır ve evin beylerini uğurladıktan sonra hanımlarla kalfalar da giyinir ve erkeklerin dönüşünü beklerlerdi. Fakat bu dönüş pek o kadar tez olmazdı. Zira hutbe ve namaz bittikten sonra cami kapısında hemen bütün cemaat tanıdık tanımadık, vezir nazır, ahçı uşak, hekim, hakim, hamal ırgat, mabedin, sınıf farkını ortadan kaldıran birleyici ve birleştirici kanunlarına uyarak musafaha edip kucaklaşıncaya kadar da hayli zaman geçmiş olurdu. Konağa gelince de Efendi, doğru hareme girer, çoluğu çocuğu, akrabaları ve kapı halkıyla bayramlaştıktan sonradır ki selamlığa çıkarak tebrikleri kabul eder ve ancak akşam geç vakit hareme dönerdi. Efendi, bayram namazlarını ekseriya Süleymaniye Camii'nde kılardı. Kendisini çeyrek adım geriden takib eden damadları ve daha arkadan gelen ağalarıyla beraber Bozdoğan Kemeri'ni geçerek Süleymaniye'ye giden yokuşu aheste aheste çıkmaya başlarlardı. Sabahın bu erken saatinde her koldan camiye doğru akan sessiz, vekârlı bir kalabalık ise, sanki, otuz günlük açlık terbiyesiyle kaba, hayvanî ve kılçıklı tarafları törpülenmiş bir muhasebe ve murakabe havası içinde, gittikçe büyür ve hepsi birden, Sinan'ın İslam imanı işle Türk ruhunu müşterek bir plan üstünde tefsir edip şahikalaştırdığı Süleymaniye mucizesinden içeri girerlerdi. ... Bayram sabahı evlerinin içinden genç, yaşlı hatta çocuk, ne kadar erkek varsa, bir mıknatıs gibi çekip mahremiyeti içine toplayan Süleymaniye, sanki muayyen bir cemaat için değil de, bütün dünya müminlerinin melcei, bütün İslam aleminin sığınağı ve tapınağı olmak kararıyla abideleşmişti Tek inançta birleşmek, tek fikri desteklemek ister gibi, merkez kubbenin etrafını saran yarım ve kenar kubbeler, göz göz olmuş gönüller misali, renkler, ışıklar saçan pencereler; kemerlere omuz vermiş muhteşem sütunlar, kuvvetle zerafeti birleştirmiş tunç, demir mermer parmaklıklar, has bahçelerin çiçeklerini düşündüren nakışlar; çiniler, tezhipler, yazılar, oymalar ve işte haşmetli bir sanatla vecidli bir imanın kurduğu ilahi Süleymaniye..." (Samiha Ayverdi, İbrahim Efendi Konağı, s. 121-122, 125.)
|










